Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

“Hiç kapıldın mı o hisse, gitmek istersin hani ama aynı zamanda da kalmak gelir içinden.”

-Scent of a Woman (1992)

Hayatın içerisinde insanın başına gelenler her zaman şikayet edilen veya şükran duyulan şeyler olarak ikiye ayrılıyor olsa da bu ayrım arasında bir yıkık duvarın kalıntıları vardır sadece. Şikayet edilenlerin bitişi ile gelen rahatlama, hayatın en güzel şeylerinin bitmesiyle gelen acıyla beraber bir kar küresinin içerisindeki karlar gibi birbirini takip eder ve bir süre sonra birbirlerine karışarak yokluğun içerisinde kaybolur. Bu zıtlık içerisinde ne olursa olsun bir ortak noktaya sahip olan bu iki zıt deneyimler ölüm ve doğumun yaşamı içine aldıkları kesişim kümesi gibi bir birliktelik yaratıp vedaları birbirleri içerisinde barındırıp, ona anlam kazandırıp onu var ederler. Veda sahnesi ise bir şekilde insanın iyi veya kötü deneyimini sonlandırmak için kendilerini meşru kılarken eğer bir insan mükemmel bir şeye hoşça kal demek zorunda kalıyorsa sözcükler anlamsızlaşır ve gözlerin ruha dönüştü anda kıyametler kopmaya başlar.

Eğer insan hayatında büyük bir anlam bırakmış olan bir şeye veya hayatını oluşturmaya başlamış olan bir kimseye veda ediyorsa o an hayat duruyor demektir. Çünkü vedanın ardından gelecek olan sahneler asla o eski hayatın devamı olmayacaktır. Hayat o an, o veda ile biterken vedanın sonrasında yıkık dökük yeni bir hayat başlayacaktır. Bu yeni hayatın duvarlarını yavaş yavaş ören insan bir sonraki vedasına kadar kurduğu düzen içerisinde kendini tatmin etmeye ve heyecanlarının kurbanı olmaya devam eder. Ancak eğer insan için henüz bitmemiş yada bitmesi için bir istek duymadığı yada buna kendini hazırlamadığı anda bitmek için öne çıkan durumda insanın yaşarken ölmesi gibidir veda etmesi. Sözcükler yetersiz kalır ve zihinden geçen onca cümle sessizliğin içinde yok olur. Birkaç saniyelik sarılma ve o bedeni hissetme acının kendisi olur ve bir daha o anı yaşayamayacak olmanın bilinci zihni karanlığın uçurumuna iter. Bu karanlık içerisine beyazperdenin karanlığı delip ışığı ile yeni bir evren yarattığı sinemada vedanın temsili her zaman en büyük hüzün, olgunluk, sessizlik ve acı anlarından biri olmuştur. Bu temsil alanında ortaya çıkan ayrılığın resmedilişlerini ve vedanın sessiz ağıtı içerisindeki bizim için unutulmaz olan hoşça kalları sizler için derleyip veda sahnesi listesini hazırladık.

Spoiler vermekten kaçınmak adıyla filmlerin açıklamalarında veda sahneleri anlatılmamıştır.

Sinema Tarihinden Unutulmaz 24 Veda Sahnesi!

Gone with the Wind (1939)

gone-with-the-wind-filmloverss

Scarlett O’Hara’nın hüzün dolu hikayesi içerisinde kitabın etkisini unutamayanlar için filmin büyüsü paha biçilemezdir. Gone with the Wind, filminin isminin bile herkes tarafından biliniyor oluşu ve ağızlarda zikredilmesinin sebebi konusundaki her daim devam eden hırs, aşk ve acının var olması ama bu duyguların hiçbir zaman abartıya kaçılmadan çok büyük bir sadelik içerisinde izleyiciye verilmesidir. Gone with the Wing filmi bir kadının savaş dönemi hem aşk arasında hem de yaşam arasında kalmasının hikayesidir. Aşık olunana insan ile beraber olamamanın getirdiği hüznün yanında savaş anındaki kıtlıklarla beraber ölümlerin ve kayıpların hikayesi olan film, sinemanın hüzün kültleri arasındadır. Margaret Mitchell’ın kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Victor Fleming yer alırken başrollerde Clark Gable ve Vivien Leigh bulunmaktadır. Rhett Butler’ın filmin sonunda Scarlett O’Hara’ya yaptığı konuşma ve anın büyüsü unutulmaz bir vedanın rüyası ve kopuşun bir kabusu gibidir.

Casablanca (1942)

casablanca

Murray Burnett’in Everybody Comed to Rick’s isimli oyunundan beyazperdeye uyarlanan film sinemanın unutulmayacak filmleri arasında yerini almıştır. Filmin yönetmen koltuğunda Michael Curtiz yer alırken filmin başrol oyuncu kadrosunu ise Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Claude Rains ve Paul Henreid gibi unutulmaz oyuncular oluşturmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında bir örgüt lideri olan Victor Lazlow Alman toplama kamplarından kaçar ve Lizbon’a ulaşarak oradan Amerika’ya kaçmak için Kazablanka’ya gelir. Kazablanka bu atmosfer içerisinde bir kaçış limanı olmuştur ve insanlar yaşamlarına umudu getirmek için buraya gelip buradan bir yerlere göçmeye çabalamaktadır. Victor da bu çaba içerisindeyken Rick’in yardımına ihtiyaç duyar ancak Rick’in kalbinin tek sahibi olan kadın Victor’un karısı iken bu yardım Rick için çok zor bir karar olur. Filmin sonunda yapılması gereken tercihlerin aşk ve mantık ayrımına gelmesi ile veda bitmemiş bir şeyin bitirilmesi ile gelecektir.

The Third Man (1949)

the-third-man-filmloverss

1949 yapımı olan ve Carol Reed’in yönetmen koltuğunda oturduğu kült film The Third Man görselliğinde ışığın ve gölgenin ahenkli bir şekilde dans ettiği filmde, karakterler ile beraber Viyana’nın altında ve üstünde çıktığımız yolculuk açıların oynanması, görüntünün kayması ile gözümüz için destansı bir yolculuğa dönüşür. Joseph Cotten tarafından canlandırılan Holly Martins Amerika’da ucuz roman (pulp fiction) olarak adlandırılan romanların yazarıdır. Fakat maddi durumu yerinde değildir ve her daim kör kütük sarhoştur. Viyana’daki eski arkadaşı Harry Lime’ın (Orson Welles) yaptığı iş teklifini düşünür ve bir şans vermek için İkinci Dünya Savaşı’ndan henüz çıkmış olan savaş gazisi kente gelir. Fakat geldiği anda eski arkadaşının bir trafik kazasında olduğunu öğrenir. Ancak hiçbir şey Holly’nin “gördüğü” gibi değildir. Bu görünmezlik ve bilinmezlik ile beraber Holly bir yolculuğa çıkar Viyana’nın kanalizasyonlarında ve sokaklarında, bu yolculuk yok olma ve çekip gitmenin şiiri ile sonlanır.

Harold and Maude (1971)

harold-maude-filmloverss

Filmin senaryosunu Colin Higgins’in yazdığı yapımın yönetmenliğini Hal Ashby üstlenmektedir ve filmin başrollerinde Ruth Gordon ve Bud Cort oynamışlardır. 20’li yaşlarında genç bir adam olan Harold ailesinin içerisinde yok olan utangaç bir çocuktur. Babasını kaybetmiş olan Harold, annesinin ilgisini çekmek için çeşitli intihar numaraları yaparak. Ölüme olan takıntısıyla beraber annesinin ilgisini çekmeye çabalayan Harold evlenmek için hiçbir kadını beğenemez bağlanamaz çünkü o ölüme bağlıdır. Bu bağlılığını göstermek için her zaman tanımadığı cenazelere katılır. Bir gün bu cenazelerden birine yine cenazelere katılan bir kadın olan Maude ile karşılaşır. Bu karşılaşma ikilinin aşkından tutun da anarşistliğine kadar birçok ortaklıklarını ve zıtlıklarını su yüzüne çıkarır. Aralarındaki yaş farkını görmeyen izleyiciye filmin yaşattığı duygu tarifsiz ve benzersizdir! Filmin sonunda film hakim olan ölümün gelmesiyle vedanın açığa çıkması sevgiyi de beraberinde getirir ve sıra artık ölümü değil başkalarını sevmektedir.

One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975)

one-flew-over-the-cuckoos-nest-filmloverss

1962 yılında yazılmış olan Ken Kesey imzalı aynı isimli romandan beyazperdeye uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Milos Forman yer alırken filmin oyuncu kadrosunu Jack Nicholson, Louise Fletcher, William Redfield, Michael Berryman, Peter Brocco, Dean R. Brooks ve Danny DeVito oluşturmaktadır ve film muazzam performansların bir temsil alanıdır. Bir mahkum daha rahat olan ve daha az güvenliğin olduğu bir akıl hastanesine gitmek için akıl hastası numarası yapar ve hapishaneden hastaneye transfer ettirilir. Bu transfer ile beraber Nicholson tarafından canlandırılan McMurphy hem rolünü oynamaya devam eder hem de kaçış planları yapmaya çabalar. Bu planlar ile beraber özgür ruhunu gizlemeyen McMurphy diğer hastaları da kendi tarafına çekmeye başladıkça Mildred isimli hemşirenin de güvensizliğini ve sevgisizliğini kazanmaya başlar. Filmin sonunda sessizliğin yeniden sağlandığı ve sessizliğin bozulmasına izin verilmeden yapılan veda filmi unutulmaz yapan andır.

Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)

selvi-boylum-al-yazmalim-filmloverss

Cengiz Aytmatov tarafından 1970 yılında yazılmış aynı isimli romandan beyazperdeye uyarlanan film Selvi Boylum Al Yazmalım, Ali Özgentürk tarafından senaryolaştırılmış ve beyazperde unutulmaz filmleri arasına Atıf Yılmaz’ın yönetmenliği ile kazandırılmıştır. Filmin oyuncu kadrosunda izleyici karşısına Türkân Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin çıkmaktadır. İlyas ve Asya birbirlerine aşık olup evlenirler ve Samet isminde bir oğulları olur. İlyas bir kamyon şoförüdür ve sık sık yolculuk etmekte Asya ile Samet’i yalnız bırakmaktadır. Bir gün Asya İlyas’ın onu aldattığını görür ve bunun üzerine İlyas işlerinin kötü gitmesiyle de beraber Asya’yı terk eder. Asya oğlu ile yollara düştüğünde Cemşit ile karşılaşır ve Cemşit Asya ile onun oğluna kendini açar. Cemşit’in tamamen kendini açması ile Asya’nın yeni bir hayatı başlar. Ancak bir gün İlyas dönünce Asya büyük bir tercih yapmak zorunda kalır. Türk filmleri içerisindeki en önemli veda sahnesi Selvi Boylum Al Yazmalım ile yaratılmıştır.

Sophie’s Choice (1982)

Sophie's Choice

Bir kadının yeniden başlama hikayesinde geçmişten getirdiği yüklerin ağırlığı altında kalarak can çekişmesi ve duygusal acılarının iki bireyin yüzünde farklı perspektifler ile görmesinin hikayesi Sophie’s Choice! Yahudi olduğu için uzun zaman boyunca bir toplama kampında tutulmuş olan Sophie belki de şizofren diyeceğimiz ilişki partneriyle beraber bir süreç içerisindedir. Lakin bu süreç içerisine üçüncü bir şahsın girmesi ve onun Sophie’yi tanıma uğraşı beraberinde geçmişi de getirir. İnsanın bir başkasına kendisini anlatırken her zaman geçmişin rüzgarlarını da çağırıyor olması ve geçmişteki seçimlerin insanı yaratıyor olması Sophie’nin hayatındaki en büyük gizem ve hortlaktır! Bu gizem ile beraber bir anne büyük seçimlerin gölgesinde kendini var etmeye çabalar. Sinema tarihinin unutulmayacak olan ve vedaların en büyüklerinden biri olan filmin yönetmen koltuğunda Alan J. Pakula yer alırken filmde muazzam performansları ile iz bırakmış Meryl Streep, Kevin Kline, Peter MacNicol yer almaktadır.

E.T. the Extra-Terrestrial (1982)

e-t-the-extra-terrestrial-filmloverss

Steven Spielberg tarafından yönetmenliği yapılan Melissa Mathison tarafından senaryosu yazılmış olan film, E.T. the Extra-Terrestrial bir uzaylının, dünyanın dışından dünyayı incelemek için gelmiş ancak terk edilmiş bir canlının bilinmediği topraklarda yapayalnız kalmasıyla beyazperdede yolculuğuna başlar. E.T. yapayalnız kaldığı ve korkutuculuğu içerisinde kendi yolunu kaybettiği bu dünyada hayatta kalmak için bir yol ararken kendini bir anda bir evin arka bahçesinde bulur. Bu arka bahçe aslında evinde olsa da kendini bu eve ve çevresindekilere yabancı hisseden Elliot’ın evidir. Bu kader veye tesadüf büyük bir dostluğu yaratır ve Elliot ile E.T. arasındaki hem fiziksel hem zihinsel birliktelik sinema tarihinin en muazzam dostluğunu oluşturur. Filmin oyuncu kadrosunda ise Henry Thomas, Drew Barrymore, C. Thomas Howell, Peter Coyote ve Robert MacNaughton yer almaktadır. Filmin sonunda bedensel birliktelik dışında kalbin ve zihnin bir arada olması en hüzün dolu sahnelerden birini yaratır.

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi