Geçtiğimiz günlerde vizyona giren Hobbit: Beş Ordunun Savaşı filminden önce sinema salonlarında 28 dakikalık reklam kuşaklarının gösterildiğinin iddia edilmesi ile sinema seyircisinin kendince haklı reklam isyanı, iyice duyulur oldu. Fakat dünyadaki örneklere ve reklamcılığın geleceğine baktığımızda reklamların kalkmayacağı, sadece şekil değiştireceği de bir gerçek.

90’lı yıllarda sinema salonlarını ziyaret edenler için filmden önce, gelecek haftalarda vizyona girecek filmlerin fragmanlarını izlemek ve hatta Özen Film’in tanıtım jeneriğini görmek bile, film izlemek için önemli bir motivasyon sağlıyordu. İlerleyen yıllarda Türkiye’de sinema pazarının büyümesi ile hem film yapım şirketlerinin hem de sinema sahiplerinin reklamdan pay kapma telaşı da gözle görülür bir hal oldu.

Amerika’da sinema reklamcılığından elde edilen gelir, bilet satışı ve devlet katkısından sonra üçüncü sırada yer alırken bu yönüyle sinema reklamcılığı, 2008 yılının en hızlı büyüyen reklam ortamlarından biri olmuştur. Türkiye’de ise özellikle 2000’li yıllar sonrası sadece perdede yer alan reklamlar değil; promosyonlar, özel uygulamalar ve fuaye reklamcılığı gibi alanlarda da tanıtım faaliyetleri kendini göstermektedir. Televizyondan telefonlara, açık havadan reklam panolarına kadar sürekli reklama maruz kalan bireylerin reklamdan kaçma eğilimi göstermeye başlamaları da sinema reklamcılığının önünü açar. Çünkü genel düşünceye göre, eğer tüketici sinemaya gidiyor ve perdedeki görüntüye maruz kalıyorsa, orada göreceği bir reklamdan da kaçması mümkün değildir.

“Tutsak izleyici” olarak adlandırılan biz sinemaseverlerin her ne kadar reklamlardan bunalmış olsak da onları içselleştirdiğimiz bir gerçek. Yapılan araştırmalar, devasa perdelerde gördüğümüz reklamlardan fazlasıyla etkilendiğimizi ve televizyon, gazete gibi mecralara göre bu reklamları daha kolay hatırladığımızı ortaya koyuyor. Bu veriler incelendiğinde ise sinema reklamcılığına ayrılan reklam bütçelerinin yıllar geçtikçe artması gayet normal. Büyük perde ve dolby digital ses sistemi ile izleyicinin etkilenmesi sağlanırken, sinemaya gelen kişi sayısının ölçülebilir olması; reklamverenin hangi şehirlerde, reklamın kaç kişiye ulaştığını rahatça öğrenmesini sağlıyor.

Günümüzde sinema reklamcılığının uygulama alanları arasında perde reklamcılığı, fuaye reklamcılığı, sinema ve festival sponsorlukları, koltuk ve kutu giydirme, panolar yer alıyor. Özellikle perde reklamlarının aynı şehrin farklı semtlerinde değişik uygulamalarının bulunduğundan söz edilebilir. Örneğin daha lüks bir semt ile ona göre daha varoş bir semt arasında reklamı yapılan otomobillerden tutun da “İstanbul’un orta yerinde yükselen yeni bir yaşam alanı” reklamları bile değişiklik gösteriyor. Yani “bu hizmeti sadece sana veriyoruz zengin kardeşim” söylemini beyazperdede görmek mümkün. Cüzdanı dolu müşteriye bir kültür sanat aktivitesi üzerinden ulaşma fikri, niş alanda yer alan firmalar için vazgeçilmez bir fırsata dönüşüyor.

Yine de sinema reklamcılığının aynı yolda devam etmesi mümkün görünmüyor. Çünkü bitmez tükenmez reklamlar insanların filme daha geç girmelerini ya da girseler bile telefonlarındaki uygulamalar ile uğraşmalarını engelleyemiyor. Sonuçta kimse reklam izlemek zorunda değil. İşte bu noktada cin fikirli reklamverenler, salonlar ve girişimciler bizler için yeni yeni planlar ve tuzaklar hazırlamakla meşgul. Birazdan bahsedeceğimiz ve dünyada yeni yeni uygulanmaya başlayan bu reklam yöntemlerinin birçoğuna yakında maruz kalmamız oldukça mümkün.

1 2 3 4
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi