Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

Sinema sizin için ne demek? Boş vakitleri değerlendirmek için gidilen bir yer; kafa dağıtmak için yapılan bir etkinlik; entelektüel bir faaliyet… Bu sorunun daha farklı onlarca yanıtı olabilir. Ama kimileri için sinema hayatın ta kendisi, nefes alıp vermek gibi yaşamsal bir ihtiyaç. İşte bu yazımızda sinemayı yaşamdan ayrı tutmayan, tam bir sinema aşığı olan karakterleri ele alan yerli filmleri ele alacağız. Bu filmler genellikle yönetmenlerin kendi yaşamlarından, kaçınılmaz bir şekilde sinema tutkularından izler taşıyor.

Sinema aşıklarını anlatan yerli filmlere başkaları da eklenebilir elbette. Fakat şimdilik her sinema aşığının kendinden bir parça bulacağı, izlerken heyecanlanmadan edemeyeceği üç film ile sınırlı tutacağız bu yazıyı. İşte sinema aşıklarını anlatan ve gerçek film aşıklarının dönüp yeniden yeniden izleyeceği o filmler:

Sinema Aşıklarını Anlatan En İyi 3 Türk Filmi

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak 

karpuz-kabugundan-gemiler-yapmak-filmloverss

“Ayıramıyorum. Hayatla sinemayı ayıramıyorum. Hangisi nerede bitiyor, diğeri nerede başlıyor, bilmiyorum.” Ahmet Uluçay

Eğer gerçek bir film aşığıysanız Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmini ya da yaşamı ve sinema tutkusuyla sinema aşıklarına esin kaynağı olan Ahmet Uluçay’ı muhakkak ki duymuşsunuzdur. 2009 yılında Bozkırda Deniz Kabuğu isimli filmi üzerinde çalışırken hastalığı sebebiyle aramızdan ayrıldı Uluçay. Ama gerek içinde yaşadığı koşullara rağmen bıkmadan usanmadan en büyük hayali, yaşama amacı olan sinema uğraşından vazgeçmeyişi, gerekse ortaya koyduğu usta işi eserleriyle bizlere yol göstermeye devam ediyor.

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Ahmet Uluçay’ın ilk uzun metrajlı filmi. Esin kaynağını büyük oranda Ahmet Uluçay’ın kendi yaşamı oluşturuyor. Uluçay, Tavşanlı’nın Tepecik köyünden. Daha çocuk yaşta, köylerine gelen seyyar bir sinema sayesinde tanışır filmlerle. O günden sonra da, sinema bir tutkuya dönüşür onda. Filmdeki Recep ve Mehmet karakterleri gibi, o da çöp kutularından film parçaları toplamaya başlar. Ve bir süre sonra yakın arkadaşı İsmail Mutlu ile birlikte filmleri yansıtmak için projeksiyon yapmaya koyulurlar. Bunun için tam üç yıl bıkmadan usanmadan uğraş vermeye devam ederler. Sonunda amaçlarına ulaşırlar. Filmlerin sesini duyurabilmek için deneysel çalışmalar yaparlar ve bunu da başarırlar. Hatta Ahmet Uluçay bir röportajında sinemayı ilk keşfeden olamadıkları için hayıflanır. Ben dedim ki, ‘sinema insanın yüreğindedir; dışarıda, teknolojide falan değildir.’ Ve akşam onu düşündüm. Bizim bir kameramız olmasaydı; biz İsmail ile karar vermiştik, kameramızı kendimiz yapacaktık. 35 mm’lik fıstık gibi bir kamera yapacaktık. Valla yapacaktık! Şu anda elimizde bulunan, kendi yaptığımız projeksiyon makinesini kameraya çevirmek çok kolay.” der ve ekler “Lumière Kardeşler biraz geç kalsaydı, kesin sinemayı biz keşfederdik. Kesinlikle biz keşfederdik. Şerefsizler, ellerini biraz çabuk tutmuşlar. Tabii arada 80 yıl yaş farkı var” İddialıdır. Ve bu iddianın hakkını sonuna kadar verirler arkadaşları ile birlikte.

Ahmet Uluçay, İsmail Mutlu ve arkadaşları Şerif Akarsu, Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubunu kurarlar. Bir tanıdıklarından aldıkları ikinci el VHS kamera ile, 1994 yılında ilk kısa filmleri Optik Düşler’i çekerler. Filmin yönetmeni ve senaristi Ahmet Uluçay’dır. Optik Düşler “Sinemanın şövalye ruhlu çocuklarına yazılmış bir mektup”tur. Film, bu üç arkadaşın film serüvenlerini anlatır. Otobiyografik özellikler taşır. Daha sonra Uluçay’ın tek uzun metrajlı filmi olan Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’a giden yolun ilk adımıdır. Sonraki yıllarda başka kısa filmler yapsa da esas amacı uzun metrajlı filmler yapmaktır. Kısa filmin bir şeyleri tıkıştırmak olduğununu düşünür yönetmen. O yüzden Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ı çeker ve onu Optik Düşler’in uzun metrajlı hali olarak tarif eder bir röportajında. Ama benzer öğelere yer verse de üslup açısından bir hayli farklıdır iki film. Ama iki filmde de, köy kahvesinde tüm köylülerle kavga ede ede Antonioni’nin Blow Up’ını seyreden Uluçay’ın derin birikiminin izlerini görmek mümkündür.

İşte bu sinema tutkusunun bir ürünü, bu tutkunun filmidir Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak. Yaz aylarında köylerinden kasabaya çıraklık etmeye gelen sinema aşığı iki gencin, Recep ve Mehmet’in hikayesini anlatır film. Recep bir karpuzcunun, Mehmet ise kasabanın berberinin yanında çıraklık yapar. Ama ne Recep’in karpuzcu ne de Mehmet’in berber olmak gibi bir derdi yoktur. Onlar Karpuz Kabuğundan Gemiler yapacak, büyük yönetmenler olacaktır. Bıkmadan usanmadan filmlere kafa yorarlar. Ceplerinde olmayan üç kuruşları ile ne kamera ne de projeksiyon alabilecek durumları vardır. Hatta kasabanın fotoğrafçısına kamera fiyatı sorduklarında, fotoğrafçının alaylı sözlerine maruz kalırlar. Ama umutsuzluğa kapılmak yerine, daha büyük azimle devam ederler filmlerle uğraşmaya. Kasabanın yazlık sinemasının çöp kurusundan parça parça topladıkları film şeritlerindeki resimleri “gımıldatmak”tır tüm dertleri. Bunun tek yolu ise kendi projeksiyonlarını yapmaktan geçer. Recep’in annesinin eline geçirdiği tüm film şeritlerini “şeytan icadı” diye yakması da onları bu uğraşlarından vazgeçiremez. Onları tek anlayan, her daim yanlarında olan köyün “deli”si ile birlikte bıkmadan usanmadan “resimleri gımıldatmak” için uğraşıp dururlar.

Recep ve Mehmet’in sinema tutkusunun yanı sıra, gündelik yaşamlarına, ilk aşklarına da tanıklık ederiz filmde. Film bir Ege kasabasında geçer. Tıpkı Optik Düşler’de olduğu gibi o yörenin müzikleri eşlik eder film sahnelerine. Tam olarak belli bir tarihe işarat etmese de yaklaşık olarak Uluçay’ın gençlik dönemine denk gelir filmin zamanı. Ama yönetmenin derdi ne kasabanın sosyolojik incelemesini yapmak ne de o dönemin siyasi, toplumsal atmosferini anlatmaktır. O bildiği, tanıdığı, bir parçası olduğu dünyayı çocukların gözünden, kendi büyümeyen çocukluğunun gözünden anlatır. O sebeple yalın bir filmdir. Kasaba, ne kaçmak istenilen ne de sığınılan bir yerdir. Kendi halinde, olduğu gibidir. Temelde odaklanılan şey ise o kasabada kurulan insan ilişkileridir. En başta Recep ve Mehmet’in dostluğudur elbette. Kendi ustaları ile kurduğu ilişkilerdir. Recep’in karpuzcu ustası ile kurduğu baba-oğul ilişkisi, Mehmet’in halden anlamayan, nemrut berber ile ilişkisi… Ve tabii ki Recep’in Nihal’e duyduğu umutsuz aşk… Nihal’e aşkını elindeki cevizlerle anlatmaya çalıştığı, Nihal almayınca da hepsini düşürüp bir türlü toplayamayışı belki de en güzel aşk sahnelerinden, insanın umutsuzluğunun en yalın, en insani şekilde anlatıldığı sahnelerden biridir. Tüm umutsuzluklarından, hayal kırıklıklarından kaçıp sığındıkları yer ise elbette sinema ve sinemaya dair kurdukları düşlerdir.

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi