Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

M (1931)

[youtube video_id=”d1344KFFpRo” width=”600″ height=”350″]

Sinemanın ilk yılarının en büyük yönetmenlerinden Fritz Lang’ın kült filmi M, mutlaka izlenmesi gereken filmler listesinin en üst sıralarında yer almaktadır. Film-noirin ilk örneklerinden M, dönemin en yenilikçi filmlerinden biri olarak görülmekteydi. Sebebi ise hiç kuşku yok ki; filmde kullanılan dış sesti. Berlin’de geçen film sadece çocukları öldüren bir seri katili ve onun peşindeki polis teşkiltını konu alırken filmin senaryosu Fritz Lang ve eşi Thea von Harbou tarafından kaleme alınmıştır. Filmin ardından Thea von Harbou Nazi Parti’sine katılınca Lang ABD’ye taşınmış M ise Naziler tarafından Almanya’da yasaklanmıştı.

Peter Lorre’nin olağanüstü bir performans sergilediği film birçok sahnesiyle de sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. M’in enteresan özelliklerinden bir diğeriyse filmde rol alan suçluların birçoğunun “gerçek” suçlular olması. Hatta bazı sahnelerde yer alan oyuncuların neredeyse tamamının gerçek suçlular olduğu dahi söylenir.

1951 yılında Joseph Losey tarafından tekrar çekilen film adını Almanca “Mörder” katil kelimesinin ilk harfi olan “M”den almaktadır.

La Grande Illusion (1937)

[youtube video_id=”hctrYzVYmfM” width=”600″ height=”350″]

Bir film için gelmiş geçmiş en iyi savaş filmi demek ne kadar doğru bilinmez ancak, bir film bu tanımı hak ediyorsa o film La Grande Illusion olmalı. Jean Renoir’in senaryosunu Charles Spaak ile birlikte yazdığı film Şiirsel gerçekçilik akımının öncülerinden sayılan bir başyapıt.

Savaşın etkilerinden beslenen bir anti-savaş filmi olma özelliği taşıyan La Grande Illusion’da 1.Dünya Savaşı sırasında Alman toprakları üzerinde keşif yapan ve iki Fransız subayın uçaklarının düşürülmesi sonucunda Almanlara esir düşmeleri sonrasında esaretlerini geçirdiği kampta gelişen olayları konu alır. Her ne kadar filmin ana teması “firar” etmeye çalışan iki esir de olsa esir kampındaki diyaloglar dönemin en ağır savaş karşıtı mesajlarını vermektedir.

Citizen Kane (1941)

[youtube video_id=”YXIr1P9Fm5A” width=”600″ height=”350″]

Orson Welles’in yazıp yönettiği ve oynadığı Citizen Kane, sinema tarihine geçmiş bir başyapıt. Ünlü gazeteci Charles Foster Kane’nin hayatını konu alan film, dönemine göre gerek senaryosu, gerekse karakter analizleriyle devrim yaratmıştır. Film, Charles Foster Kane’in ölüm sahnesiyle başlar; ölmeden önce söylediği son söz ‘Rosebud’tır. Gazeteci Jerry Thompson Foster ‘Rosebud’ın ne olduğunu araştırmaya başlar; bu gizemi çözmek için Kane’in ailesi ve arkadaşlarıyla konuşur.

Büyük gazeteci Charles Foster Kane tarihe geçmiştir ancak tarihi yazabilme gücünü erken kaybetmiştir. Artık asla bitmeyen, çürümeye başlayan zevk sarayında yalnız herkesten uzakta yaşamaktadır. Basın imparatoru, çöken imparatorluğunu yönetmeye devam etmiştir. İstediği her şeye sahip görünebilir ama özlem duyduğu her şeye sahip olamamıştır. Orson Welles’in yaratmış olduğu Charles Foster Kane karakteri, ABD’li medya patronu William Randolph Hears ile benzerlik içermesi dikkatleri üzerine çekmiştir.

Citizen Kane 1941 yılında sinemaya çekim açıları ve makyaj konusunda birçok yenilik getirmiştir. Orson Welles’in yaşlandırması o kadar iyidir ki, Charles Foster Kane’in gençliğini ve yaşlılığını farklı kişilerin oynadığını düşünmemizi sağlamıştır. Filmin ilk sahnesinde parmaklıklar arasından geçen kameranın çekim görüntüsü ve fotoğtaftan fotoğrafın çekildiği ana geçiş görüntüsü akıllarda yer edinmiştir. Filmin oyuncu kadrosu genel itibariyle Citizen Kane öncesinde küçük rollerde yer almış yeni bir oyuncu kadrosu içermektedir. Citizen Kane bir çok dalda Oscar’a aday olmuştur. En iyi senaryo dalında Oscar kazanmıştır.

‘I am, have been, and will be only one thing-an American.’ Charles Foster Kane.

Brief Encounter (1945)

[youtube video_id=”a0CosTboBz8″ width=”600″ height=”350″]

Lawrence of Arabia, A Passage to India ve The Bridge on the River Kwai gibi filmleriyle bilinen yönetmen David Lean’in filmi olan Brief Encounter, Noel Cowerd’in oyunu olan Still Life’tan uyarlanmıştır. Laura Jesson (Celia Johnson) ve Dr. Alec Harvey (Trevor Howard) bir tren istasyonunda tanışırlar ve birbirlerine aşık olurlar. Her Perşembe küçük bir kafede buluşurlar; fakat durum gözüktüğü gibi masum değildir; ikisi de evlidir ve bu ilişkinin bir yere gitmeyeceğinin farkındadırlar.

Celia Johnson’un muhteşem oyunculuğuyla hayat bulan film, Cannes Film Festivali’nde Celia Johnson’a En İyi Kadın Oyuncu adaylığını getirmiştir. David Lean’ e ise En İyi Yönetmen Dalı’nda adaylık getirmiştir. Film ayrıca 1946 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almıştır.

Ladri di biciclette (1948)

[youtube video_id=”oqib1EaY5G8″ width=”600″ height=”350″]

İtalyan yeni gerçekçiliği dendiği zaman ilk akla gelen filmlerden The Bicycle Thieves sadece öncülük ettiği akımın değil, İtalyan sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilir. Cesare Zavattini’nin yazdığı, Vittorio De Sica’nın yönettiği, 1948 yapımı film, birçok açıdan çekildiği tarihin çok ötesinde bir zerafete sahiptir. Neredeyse tamamı amatör oyuncularla çekilen The Bicycle Thieves savaşın yarattığı unsurları bir ailenin üzerinden işleyerek savaş sonrası Avrupa’sını da gözler önüne sermekten çekinmemiştir. . Savaş sonrası yaşanan işsizlik döneminin ardından nihayet iş bulan Antonio, bunun sevincini yaşamaktadır. İşi için kendisine lazım olan bisikleti almak için ise yataklarını satmaları gerekmiştir ama sonunda iş bulmuş olması Antoni için çok daha önemlidir. Fakat henüz ilk günden bisikleti çalan Antonio için hiçbir şey beklediği gibi gitmez.

Yabancı dilde en iyi film Oscar’ına da layık görülen film aynı zamanda Baftalarda ve Altın Küre’de de ödüllendirilmiştir.


Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi