79 Yaşına gelmesine rağmen hala büyük bir azim ve çalışkanlıkla film çekmeye devam eden Woody Allen, mucizevi bir şekilde her yıl yeni bir film çekmeyi başarıyor. Uzun ve eşsiz filmografisinde bu yıla denk gelen son filmi de Magic in the Moonlight  (Sihirli Ay Işığı). Sinemasal anlamdaki her unsuruyla eksiksiz bir Woody Allen filmi olma özelliğini sonuna kadar hak eden yapım keyifli ve oldukça merak uyandırıcı bir seyir sunuyor.

Film 1920’li yılların sonlarında geçiyor. Bu açıdan bir dönem filmiyle karşı karşıyayız aslında ama yönetmen belirgin şekilde bunu yalnızca estetik sanat yönetimi ve hikayedeki derinlik için kullanmış, onun dışında döneme dair göndermeler yapmak gibi bir niyet güdülmemiş. Oldukça ünlü bir sihirbaz olan Stanley’nin gerçek bir medyum olduğu iddia edilen Sophie ile olan ilişkisi olarak özetlenebilecek bir hikaye var aslında. Ama diğer Woody Allen filmleri gibi (ki bu filmin de senaryosu yine yönetmene ait tabii ki) bolca, derinlikli ve de mizah unsuru zirve yapan diyaloglar ile içleri doldurulmuş onlarca karakter esas hikayeyi aşıp bambaşka anlamlara ve düşüncelere sürüklüyor.

Başta da belirttiğimiz gibi Sihirli Ay Işığı eksiksiz bir Woody Allen filmi. Başroldeki Colin Firth ve Emma Stone tüm o uzun diyaloglu sahnelerde öylesine başarılı bir performans sergiliyor ki bazı içi dolu sözleri kaçırabiliyorsunuz. Üstelik 1920’lerde geçiyor olmanın getirdiği teatralliğe rağmen Allen artık ben bu işin ustasıyım dercesine bir buçuk saat boyunca sürekli akış halindeki diyaloglar ve zengin karakterlerle buram buram içi dolu bir filmi gayet sade ve tarzını yansıtan bir şekilde ortaya koymayı oldukça tutarlı bir şekilde başarıyor.

Peki sürekli bahsettiğimiz bu diyaloglarda ne var? Aslında esas başarı daha temel aşamasından kurulan yaratıcı metafor ve can alıcı ironiyle başlamış. Katı bir pozitivist olan bir sihirbazın(!) gerçek sihri ortaya çıkardığını iddia eden bir kızın sahtekar olduğunu kanıtlama çabası, sonunda Allen’in tam da filmin isminin hakkını verircesine bir varoluş problemine dönüşüp, hümanist bir söyleme varıyor. Allen tüm bu farklı konular arasında öylesine incelikli ve ustaca dolaşıyor ki film boyunca mizah hiçbir şekilde sabit konularda kısılıp kalmıyor, birkaç klişe espri dışında mizah kesinlikle çok başarılı.

Daha önceki bazı filmlerinden aşina olduğumuz çapıcı renk kullanımları Sihirli Ay Işığı’nın dönemsel yapısıyla birlikte ortaya şahane görseller çıkmasını sağlamış. Fransa’nın güneyindeki o yeşillikler ve eşsiz yapılar, tüm hikaye kusursuz bir şekilde akarken arka planda sessizce hayat buluyor. Dış çekimlerde nefesini hissedip uzun diyalog boyunca karakterlerin yürüdüğü parklarda doğanın diliyle fısıldadıklarını duymaya başlıyorsunuz.

Sihirli Ay Işığı zaten daha ilk sahnesinden itibaren bir usta işi olduğunu belli ediyor. Oyunculuklar, diyalogalar, mizah, görseller hepsi büyük bir ahenk içinde son ana kadar iç içe geçiyor. Ama en önemlisi Allen, açık söylemek gerekirse benim pek de beklemediğim bir şekilde filmde merak unsurunu ayakta tutma konusunda ayrı bir başarı gösteriyor. Böylesine dev bir filmografi ve sinemayla iç içe geçen yıllardan sonra seyirciyi umursayan bu tavrı sinema aşkından başka bir şekilde nasıl açıklayabiliriz? Ya da 79 yaşında bu filmi çekmesini?

Woody Allen sinema tarihinin yaşayan en büyük ustalarından olduğu su götürmez bir gerçek. Bu son filmi de filmografisindeki bazı başyapıt sayılabilecek yapımlar kadar olmasa da gerçekten oldukça başarılı. Bir yandan derdini anlatıp bir yandan da her saniyesinden seyirciyi düşünen bir duyarlılığın ürünü olan Sihirli Ay Işığı’nı izlemek insanın hayattan zevk almasını sağlayan bir keyif. Böylesine bir sinema aşkının ürünü olan bu filmi, sinema aşıklarının kaçırmaması gerek.

79 Yaşına gelmesine rağmen hala büyük bir azim ve çalışkanlıkla film çekmeye devam eden Woody Allen, mucizevi bir şekilde her yıl yeni bir film çekmeyi başarıyor. Uzun ve eşsiz filmografisinde bu yıla denk gelen son filmi de Magic in the Moonlight  (Sihirli Ay Işığı). Sinemasal anlamdaki her unsuruyla eksiksiz bir Woody Allen filmi olma özelliğini sonuna kadar hak eden yapım keyifli ve oldukça merak uyandırıcı bir seyir sunuyor. Film 1920’li yılların sonlarında geçiyor. Bu açıdan bir dönem filmiyle karşı karşıyayız aslında ama yönetmen belirgin şekilde bunu yalnızca estetik sanat yönetimi ve hikayedeki derinlik için kullanmış, onun dışında döneme dair göndermeler yapmak gibi bir niyet güdülmemiş. Oldukça ünlü bir sihirbaz olan Stanley’nin gerçek bir medyum olduğu iddia edilen Sophie ile olan ilişkisi olarak özetlenebilecek bir hikaye var aslında. Ama diğer Woody Allen filmleri gibi (ki bu filmin de senaryosu yine yönetmene ait tabii ki) bolca, derinlikli ve de mizah unsuru zirve yapan diyaloglar ile içleri doldurulmuş onlarca karakter esas hikayeyi aşıp bambaşka anlamlara ve düşüncelere sürüklüyor. Başta da belirttiğimiz gibi Sihirli Ay Işığı eksiksiz bir Woody Allen filmi. Başroldeki Colin Firth ve Emma Stone tüm o uzun diyaloglu sahnelerde öylesine başarılı bir performans sergiliyor ki bazı içi dolu sözleri kaçırabiliyorsunuz. Üstelik 1920’lerde geçiyor olmanın getirdiği teatralliğe rağmen Allen artık ben bu işin ustasıyım dercesine bir buçuk saat boyunca sürekli akış halindeki diyaloglar ve zengin karakterlerle buram buram içi dolu bir filmi gayet sade ve tarzını yansıtan bir şekilde ortaya koymayı oldukça tutarlı bir şekilde başarıyor. Peki sürekli bahsettiğimiz bu diyaloglarda ne var? Aslında esas başarı daha temel aşamasından kurulan yaratıcı metafor ve can alıcı ironiyle başlamış. Katı bir pozitivist olan bir sihirbazın(!) gerçek sihri ortaya çıkardığını iddia eden bir kızın sahtekar olduğunu kanıtlama çabası, sonunda Allen’in tam da filmin isminin hakkını verircesine bir varoluş problemine dönüşüp, hümanist bir söyleme varıyor. Allen tüm bu farklı konular arasında öylesine incelikli ve ustaca dolaşıyor ki film boyunca mizah hiçbir şekilde sabit konularda kısılıp kalmıyor, birkaç klişe espri dışında mizah kesinlikle çok başarılı. Daha önceki bazı filmlerinden aşina olduğumuz çapıcı renk kullanımları Sihirli Ay Işığı’nın dönemsel yapısıyla birlikte ortaya şahane görseller çıkmasını sağlamış. Fransa’nın güneyindeki o yeşillikler ve eşsiz yapılar, tüm hikaye kusursuz bir şekilde akarken arka planda sessizce hayat buluyor. Dış çekimlerde nefesini hissedip uzun diyalog boyunca karakterlerin yürüdüğü parklarda doğanın diliyle fısıldadıklarını duymaya başlıyorsunuz. Sihirli Ay Işığı zaten daha ilk sahnesinden itibaren bir usta işi olduğunu belli ediyor. Oyunculuklar, diyalogalar, mizah, görseller hepsi büyük bir ahenk içinde son ana kadar iç içe geçiyor. Ama en önemlisi Allen, açık söylemek gerekirse benim pek de beklemediğim bir şekilde filmde merak unsurunu ayakta tutma konusunda ayrı bir başarı gösteriyor. Böylesine dev bir filmografi ve sinemayla iç içe geçen yıllardan sonra seyirciyi umursayan bu tavrı sinema aşkından başka bir şekilde nasıl açıklayabiliriz? Ya da 79 yaşında bu filmi çekmesini? Woody Allen sinema tarihinin yaşayan en büyük ustalarından olduğu su götürmez bir gerçek. Bu son filmi de filmografisindeki bazı başyapıt sayılabilecek yapımlar kadar olmasa da gerçekten oldukça başarılı. Bir yandan derdini anlatıp bir yandan da her saniyesinden seyirciyi düşünen bir…
Puan - 81 / 100

8.1

Woody Allen bu son filmi filmografisindeki bazı başyapıt sayılabilecek yapımlar kadar olmasa da gerçekten oldukça başarılı.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
8
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi