Hokkabazlık, insanlığın her zaman ilgisini çekmeyi başaran ve tarihimizin en eski sahne sanatlarından biri olarak bilinir. M.S 200 yıllarına kadar dayanan bu gösteriler sinemanın tarihsel yolculuğunda da önemli bir yer kaplamaktadır. Kariyerine sihirbaz olarak başlayan Melies, Lumiere Kardeşler’in icadını gördükten sonra sihrini beyazperdede yansıtmaya karar vererek sinemanın öncülerinden olmayı başarır. Nitekim, insanlığın illüzyona ilgisi arttıkça illüzyon beyazperdede kendine yer bulmaya devam eder. Ingmar Bergman’ın Ansiktet’i (1958) türün ilk ve önemli yapımları arasında yer alırken, 1970 yapımı The Wizard of Gore da özellikle korku türünde örnek verebileceğimiz kült filmler arasında yer alır. Yakın dönemde ise Christopher Nolan’ın 2006 yılında çektiği The Prestige, sihirbaz filmleri gibi bir akıma yol açmadı belki ama seyircinin duygu ve düşünceleriyle oynamayı başararak kendisinden sonra çekilecek filmlere illüzyonun beyazperdede yansıtılması açısından fikir verdi diyebiliriz. Aynı yıl vizyona giren The Illusionist’i de bu şekilde değerlendirecek olursak her iki filmin de seyirciyi ters köşe yapmayı amaçlayan senaryoları ve sinematografileri seyirci açısından dikkat çekici bulunarak kendisinden sonra gelecek filmlere öncülük ettiler. ’Dört Atlı’ isimli bir grup illüzyonistin Paris’teki bir bankayı soyması sonrası yaşanan olayları konu alan Now You See Me – Sihirbazlar Çetesi ise başarılı isimlerle kurulu oyuncu kadrosu, zekice kurgulanmış sahneleri ve yukarıda saydığımız filmlerde olduğu gibi seyirciyi ters köşeye yatırmayı amaçlayan finaliyle 2013 yazının en sevilen filmlerinden biri olmayı başarmıştı.

Sihirbazlar Çetesi 2, ilk filmin kaldığı yerden devam ediyor. Sihirbazlar bu kez insanların tüm bilgilerini çalmak amacıyla telefon üreten Owen Case isimli bir iş adamının foyasını ortaya çıkarmayı hedefliyor fakat işler planlandığı gibi gitmiyor. Filmin  senaryosu yine Ed Solomon’a ait. En büyük değişiklik ise yönetmen tercihinde. İlk filmin yönetmenliğini üstlenen Lois Leterrier yerine yönetmen koltuğunda Jon M. Chu oturuyor. Bugüne kadar yönetmenliğini üstlendiği yapımların (Sokak Dansı, G.I. Joe: Misilleme, Justin Bieber’s Believe) başarısızlığı ortadayken böylesine önemli bir oyuncu kadrosunun ve büyük bir bütçenin Chu’ya emanet edilmesi en başından büyük yanlış. İlk film ile kıyaslayacak olursak, Sihirbazlar Çetesi’nin de senaryosunda eksiklikler ve hikayesinde tutarsızlıklar olduğunu söylemek mümkün lakin, Leterrier yönetmenlik becerisi ve özellikle kurgucuları Robert Leighton ile Vincent Tabaillon’ın marifetleriyle bunu seyirciye minimum düzeyde hissettirmeyi başarmıştı. İkinci film ise, mantık hatalarıyla dolu ve bu hatalar seyirciye direkt olarak geçiyor. Macguffin olarak seçilen “çip” film boyunca filmin odağına yerleşiyor, seyirci çipi takip ediyor ama filmin finalinde vardığı nokta hayal kırıklığından öte olmuyor. Zaten filmin en büyük handikapı da burada yatıyor. İlk filmde şaşırdığımız detaylar ikinci filmde son derece yapay kalıyor. Açıkçası bir seyirci olarak, bir sonraki sahnede ne olacağını bilmek özellikle ters köşe yapmayı planlayan filmler söz konusu olduğunda beni son derece rahatsız ediyor. Olumlu anlamda bahsedebileceğimiz en önemli -belki de tek- fikir ise sihirbazların A.B.D’de bir tünele girip Macau’dan çıkması; gerekli açıklama yapılana kadar nasıl olduğu konusunda soru işaretleri filmin seyir zevkini yükselten bir detay diyebiliriz.

İlk filmde olduğu gibi karakterler arasındaki çatışma ve ego kapışması Dylan (Mark Ruffalo) ile Atlas (Jesse Eisenberg) karakterleri ile veriliyor. Atlas’ın kontrol ve liderlik problemleri Dört Atlı’nın iç çatışmaları olarak filme heyecan katması amacıyla ekleniyor ama filmin geneline yansıyan zorlama hava bu karakterlerin arasındaki çatışmada da önemsiz kalıyor. Dylan’ın FBI’dan ayrılması, iyi ile kötünün yer değiştirmesi veya hak ve adalet arayışında devletin kullandığı yöntemler ile illüzyonistlerin kullandığı hukuka aykırı yöntemlerin tartışılacağı ve okumaya açık sorular filmin geneli boyunca hiçbir anlam taşımayan detaylar olarak askıda kalıyor.

İlk filmin oyuncu kadrosunun neredeyse tamamının korunduğu yapımda bir tek Henley (Isla Fisher) yerine çeteye Lula (Lizzy Caplan) eklenmiş. Diğer isimler Jesse Eisenberg, Mark Ruffalo, Woody Harrelson, Dave Franco ve Morgan Freeman kaldıkları yerden devam ediyorlar. Bu oyuncuların performansları ve inandırıcılıkları filmin en önemli avantajı. Kötü karakter olarak filme dahil edilen Daniel Radcliffe ise Harry Potter’daki rolü sebebiyle esprili bir tercih olsa da canlandırdığı karakterin zayıf olması sebebiyle filmin en kötü tercihi olarak dikkat çekiyor.

Sihirbazlar Çetesi 2 daha fazlası olabilecekken biraz olan, iyi bir yönetmenin ellerinde parlayacakken vasat bir yönetmenin ellerinde sönük kalan bir yapım olarak hafızalarda yer edecek.

Hokkabazlık, insanlığın her zaman ilgisini çekmeyi başaran ve tarihimizin en eski sahne sanatlarından biri olarak bilinir. M.S 200 yıllarına kadar dayanan bu gösteriler sinemanın tarihsel yolculuğunda da önemli bir yer kaplamaktadır. Kariyerine sihirbaz olarak başlayan Melies, Lumiere Kardeşler’in icadını gördükten sonra sihrini beyazperdede yansıtmaya karar vererek sinemanın öncülerinden olmayı başarır. Nitekim, insanlığın illüzyona ilgisi arttıkça illüzyon beyazperdede kendine yer bulmaya devam eder. Ingmar Bergman’ın Ansiktet’i (1958) türün ilk ve önemli yapımları arasında yer alırken, 1970 yapımı The Wizard of Gore da özellikle korku türünde örnek verebileceğimiz kült filmler arasında yer alır. Yakın dönemde ise Christopher Nolan’ın 2006 yılında çektiği The Prestige, sihirbaz filmleri gibi bir akıma yol açmadı belki ama seyircinin duygu ve düşünceleriyle oynamayı başararak kendisinden sonra çekilecek filmlere illüzyonun beyazperdede yansıtılması açısından fikir verdi diyebiliriz. Aynı yıl vizyona giren The Illusionist’i de bu şekilde değerlendirecek olursak her iki filmin de seyirciyi ters köşe yapmayı amaçlayan senaryoları ve sinematografileri seyirci açısından dikkat çekici bulunarak kendisinden sonra gelecek filmlere öncülük ettiler. ’Dört Atlı’ isimli bir grup illüzyonistin Paris’teki bir bankayı soyması sonrası yaşanan olayları konu alan Now You See Me - Sihirbazlar Çetesi ise başarılı isimlerle kurulu oyuncu kadrosu, zekice kurgulanmış sahneleri ve yukarıda saydığımız filmlerde olduğu gibi seyirciyi ters köşeye yatırmayı amaçlayan finaliyle 2013 yazının en sevilen filmlerinden biri olmayı başarmıştı. Sihirbazlar Çetesi 2, ilk filmin kaldığı yerden devam ediyor. Sihirbazlar bu kez insanların tüm bilgilerini çalmak amacıyla telefon üreten Owen Case isimli bir iş adamının foyasını ortaya çıkarmayı hedefliyor fakat işler planlandığı gibi gitmiyor. Filmin  senaryosu yine Ed Solomon’a ait. En büyük değişiklik ise yönetmen tercihinde. İlk filmin yönetmenliğini üstlenen Lois Leterrier yerine yönetmen koltuğunda Jon M. Chu oturuyor. Bugüne kadar yönetmenliğini üstlendiği yapımların (Sokak Dansı, G.I. Joe: Misilleme, Justin Bieber’s Believe) başarısızlığı ortadayken böylesine önemli bir oyuncu kadrosunun ve büyük bir bütçenin Chu’ya emanet edilmesi en başından büyük yanlış. İlk film ile kıyaslayacak olursak, Sihirbazlar Çetesi’nin de senaryosunda eksiklikler ve hikayesinde tutarsızlıklar olduğunu söylemek mümkün lakin, Leterrier yönetmenlik becerisi ve özellikle kurgucuları Robert Leighton ile Vincent Tabaillon’ın marifetleriyle bunu seyirciye minimum düzeyde hissettirmeyi başarmıştı. İkinci film ise, mantık hatalarıyla dolu ve bu hatalar seyirciye direkt olarak geçiyor. Macguffin olarak seçilen “çip” film boyunca filmin odağına yerleşiyor, seyirci çipi takip ediyor ama filmin finalinde vardığı nokta hayal kırıklığından öte olmuyor. Zaten filmin en büyük handikapı da burada yatıyor. İlk filmde şaşırdığımız detaylar ikinci filmde son derece yapay kalıyor. Açıkçası bir seyirci olarak, bir sonraki sahnede ne olacağını bilmek özellikle ters köşe yapmayı planlayan filmler söz konusu olduğunda beni son derece rahatsız ediyor. Olumlu anlamda bahsedebileceğimiz en önemli -belki de tek- fikir ise sihirbazların A.B.D'de bir tünele girip Macau'dan çıkması; gerekli açıklama yapılana kadar nasıl olduğu konusunda soru işaretleri filmin seyir zevkini yükselten bir detay diyebiliriz. İlk filmde olduğu gibi karakterler arasındaki çatışma ve ego kapışması Dylan (Mark Ruffalo) ile Atlas (Jesse Eisenberg) karakterleri ile veriliyor. Atlas’ın kontrol ve liderlik problemleri Dört Atlı’nın iç çatışmaları olarak filme heyecan katması amacıyla ekleniyor ama filmin geneline yansıyan zorlama hava bu karakterlerin arasındaki çatışmada da önemsiz kalıyor. Dylan’ın FBI’dan ayrılması, iyi ile kötünün yer değiştirmesi veya…

Yazar Puanı

puan - 51 / 100

5.1

Sihirbazlar Çetesi 2 daha fazlası olabilecekken biraz olan, iyi bir yönetmenin ellerinde parlayacakken vasat bir yönetmenin ellerinde sönük kalan bir yapım olarak hafızalarda yer edecek.

Kullanıcı Puanları: 3.93 ( 6 votes)
5
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi