İki haftalık aradan sonra, Shameless’ın başından sonuna kadar Amerika’yı tiye aldığı yeni bölümü yayınlandı. Shameless 8. sezon 8. bölüm ”Frank’s Northern Shuttle Express” ile karşınızdayız.

Shameless, yalnızca fakir bir ailenin Chicago gettolarında hayatta kalma hikayesini anlatmıyor. Dizi kentsel dönüşüm, LGBTİ+ hareketi, işçi hakları, göçmen sorunu, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, varoluşsal sorunlar, eğitim ve sağlık sorunları gibi meseleler üzerinden ”Amerikan Rüyası” kavramına muazzam bir taşlama yapıyor. Özellikle içende bulunduğumuz sezonda dizi eksenini tamamen bu sorunlara kaydırmış durumda. Ayrıca dizi bu sezon tüm bunların yanında, bu sorunlara yalnızca ”politik doğrucu” şekilde yaklaşan liberalleri de canhıraş şekilde eleştirmeyi başarıyor. Yine tam olarak Amerikan Rüyası kavramının içinin ne kadar boş olduğunu anladığımız bir bölümle karşınızdayız.

***Bu yazı Shameless 8. sezon 8. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Shameless 8. Sezon 8. Bölüm: Frank’s Northern Shuttle Express 

MV5BZWZkOGYyOWQtZDk2MS00ODAzLWFhYTUtNDc1ZDI5ODIwNmY2XkEyXkFqcGdeQXVyNjc5Mjg0NjU@._V1_

Bölümün başlangıcı ve ilerleyişi Fiona’nın kendi başına yeni bir eve çıkabilmesi üzerine kurulu gibiydi. Daha önceki sezonlarda direkt olarak tek başına olmasa bile ilişkileri vasıtasıyla ara ara Gallagher Ailesi’ni yalnız bırakan Fiona, bu bölüm kendi başına yaşama ihtimalini ciddi ciddi düşünmeye başladı. Düğün gününde Sean’ın uyuşturucuyu bırakmadığını öğrendiği günden beri, yani geçtiğimiz sezonun finalinden beri Fiona düzgün bir ilişki yaşamamış durumda. Bu bölümde ise geçtiğimiz bölüm bize hissettirildiği üzere, evini tamir etme konusunda kendisine yardımcı olan Ford’la bir buluşmaya çıkıyorlar. Daha doğrusu Fiona bunun bir buluşma olduğunu zannedip merakla ve heyecanla kendini Ford’a bırakıyor. Şehrin Güney yakasında ufak bir mimari turdan sonra Fiona yıllardır neredeyse tüm sevgililerinden duyduğu şeyi bir kez daha duyuyor: ”Çok karmaşıksın”. Bakalım Fiona bu karmaşadan kendini kurtarıp tek başına mı yaşayacak? Ayrıca bölümün sonunda, Fiona’ya “karmaşık” diyen Ford’un da pek de stabil bir hayatının olmadığını ilginç bir sürprizle öğreniyoruz.

Debbie ilk çocuğuna elinden geldiğince bakmaya çalışsa da, bu çocuğu dünyaya getirmenin büyük bir hata olduğunun farkında ve ikinci çocuk ihtimali kendisini yiyip bitirmekte. Regl olamayan Debbie bölüm boyunca, sürekli  hamile olabileceği ihtimalini düşünüyor ve kürtaj da dahil ne gerekiyorsa yapmaya hazır. Tüm Shameless sezonlarını düşünürsek sanırım izleyicileri en kızdıran iki konudan biri Debbie. Israrla hamile kalmak istemesi, bunu başarması ve zekasını kullanarak fakirlikten kurtulma ihtimalini daha en baştan silip atmasına hepimiz çok kızdık, ama unutmamak gerekir ki ne kadar zeki olsa da o da bir Gallagher.

Debbie kadar kızdığımız bir diğer isim de tabii ki; Lip Gallagher. Bir şekilde MIT’ye girmeyi başarıp daha sonra alkol sorunu sebebiyle okuldan atıldığında kendisine çok kızmıştık ama Lip bu sezon boyunca alkolle inanılmaz bir savaş verdi, hala da veriyor. Kendisine yeni bir mentor bulmak zorunda ve birkaç adaydan sonra kendisini zerre umursamayan ama bunun sebebini de güzel bir şekilde açıklayan orta yaşlı lezbiyen mentorda karar kıldı. Sierra konusu hala Lip’in kafasını kurcalarken, yeni mentoru Lip’in kendi hayatına odaklanmasına yardımcı olabilir.

Carl cephesinde pek de yeni bir şey yok. Fiona’nın arabasıyla ”Ubber” olayına devam ederken, yeni sevgilisinin dengesiz tavırlarına alışmaya çalışıyor.

Ian ise Trevor’u geri kazanmak için girdiği yolda muhteşem bir LGBTİ+ aktivisti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Eşcinselleri tedavi ettiğini öne süren kilise papazına İncil referanslarıyla haddini bildirmesi tekrar tekrar açıp izlenebilecek bir sahne olmuş. Ayrıca Trevor’la ikisinin giderek yakınlaşması gözden kaçmadı.

Kev, V ve Svetlana cephesinde ise işler değişiyor. Kev geçtiğimiz bölüm içinden çıkan dominant karakteri devam ettirerek bardaki işleri de kendine göre çekip çevirmeye başlıyor. V halinden oldukça memnun fakat Svetlana bölüm sonundaki bakışıyla bu olaya el koyacağını belli etti.

Ve Frank Gallagher. Gerçekten abartmıyorum; son yıllarda hiçbir karakter ”Amerikan Rüyası” kavramının boşluğunu Frank Gallagher kadar muazzam bir şekilde anlatamaz. Frank’in İran, Yemen, Suriye, Irak gibi ülkelerden gelen Ortadoğulu insanları Kanada’ya kaçırdığı sahnelerdeki diyaloglar politik olarak oldukça doyurucu, kara mizah dolu ve cesur diyaloglar. Frank, Obama başkanken de uzun tiradlar atardı fakat Trump’ın başkan olmasıyla birlikte kendisi daha da coşmuş durumda. İşin en ilginç yanı ise bundan bir süre önce Amerika’ya göçen birinin, ordan da Kanada’ya göçmeye çalıştığını anlatsalar bu duruma gülüp geçerdik ama gerçekten de ne yazık ki durum böyle. Frank insan götürdüğü Kanada’dan ilaçlarla geri dönerek kendisine bir ticaret yolu yaratmış durumda. Bakalım sezon finaline yaklaşırken bu ticaret yolu ve Frank’in girişimciliği ne kadar daha devam edecek?

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi