Taviani Kardeşler’in 62. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü aldıkları 2012 yapımı İtalyan filmi Sezar Ölmeli (Cesare Deve Morire); Shakespeare’in efsânevî “Julius Caesar” oyununun temsilini sinema ve tiyatronun unsurlarını harmanlayarak sunuyor.

Oyun, diyaloglarıyla birebir perdeye yansıtılmış olduğundan filmin belgesel özelliği taşıdığını söyleyebilirim. Daha çok sanat filmi havasında olsa da genel izleyici kitlesine de hitap ettiği görüşündeyim. İhanetiyle nam salmış Brütüs’le efendisi ve yakın arkadaşı Sezar’ın hikâyesini hepimiz biliriz çünkü. Brütüs’ün, onun hırsından koruduğu vatanında, Sezar’ın ölümüyle birlikte Roma halkının diktatörleri için yas tutmasına ve isyan çıkarmasına şahit olduktan sonra kendi iradesiyle ölüme gidişinin hikâyesini bir şekilde duymuş veya okumuşuzdur.

Oyunu, Rebibbia Hapishanesi’ndeki ağır suçlardan hüküm giymiş gerçek mahkûmlar oynuyor. Hatta oyuncu kadrosunun tamamını onların oluşturduğunu belirtmekte fayda var. Çünkü mahkûmlar, kendilerine bir rol kapmak adına jüri karşısında sergiledikleri performanslarıyla bile değme oyunculara taş çıkarıyor. Kadroda ün yapmış isimler arayacak olanlara tavsiyem; gerçek bir performans izlemek istiyorsanız bu seçeneğinizi ortadan kaldırmalısınız.

image

Film genel olarak siyah beyaz formatta olup ilk ve son sahnesinin renkli olmasıyla dikkat çekiyor. Taviani Kardeşler’in pratik bir yöntemle filme katmış oldukları havanın bütünlük dahilinde önemli bir yere sahip olduğu söylenebilir. Bir tiyatro sahnesiyle açılan film yine bir oyunla kapanıyor. Color, sadece bu sekanslarda kullanılıyor. Kardeşlerin -belki de insanların empati yapmalarını sağlamak için- çağrı niteliğinde tasarladığı bu plân elbette beni es geçmiyor. Sanatın hayatlarına girmesiyle mahkûmların bir anlamda özgürlüğü tadıyor olmalarına ve karanlıklarını aydınlığa kavuşturdukları o âna şahit oluyorum. Film boyunca sanatın hayatımızdaki etkisini sorgulamama sebep olan olay örgüsü, son halkasıyla da karakterlerin iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor beni. Böylece pratik bir uygulamanın çarpıcı bir etkiye dönüştüğü sinema sanatı mucizelerinden birinin büyüsüne kapılıyorum.

Gerçekçiliğin ve biraz da bilinmezliğin verdiği rahatsızlıkla film boyunca şunu sorgulayıp duruyorum: Oyunun sonu perdenin kapanışıyla mı son bulacak yoksa beni bekleyen gerçek bir dram mı söz konusu? Ve son âna kadar cevabını veremediğim sorularla yüzleşiyorum. Sona yaklaşırken heyecanımı arttırıyor bu durum. Bir filmin tüm detaylarıyla izleyiciye sunulmasından yana değilim. Karakterler üzerine düşünmeyi ve hikâye üzerine bazı anlamlar çıkarmayı severim. Kendi sonumu senaristin yazdığı son’la karşılaştırarak genel bir değerlendirme ile filme ulaşmak isterim. Filmin bana sunduğu en güzel fırsatlardan biri buydu. Bunun yanı sıra hikâyenin gerçek olması, güncel olması ve finalde mahkûmlardan birkaçının ibret verici hayat hikâyelerine değinilmesi filmi benim için unutulmaz kıldı.

Son olarak, ülkemizde 31. İstanbul Film Festivali, “Yıllara Meydan Okuyanlar” bölümünde “Sezar Ölmeli” adıyla gösterime giren film bana kalırsa özgürlük kavramına da yeni bir tanım getiriyor:

“Sanatla tanıştığımdan beri bu hücre bir hapishaneye döndü.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi