Kariyerine 1970 yılında çektiği kısa filmle başlayan Abbas Kiyarüstemi’nin ölmeden önce çektiği, 2012 yapımı ve adını Ella Fitzgerald’ın şarkısından alan filmi Like Someone in Love Japonya’da geçer. Aslı Gibidir’den iki yıl sonra çektiği film Kiyarüstemi’nin anavatanından uzakta çektiği ikinci filmdir aynı zamanda. Aslı Gibidir’i Avrupa’da Toskana’da çektikten sonra, bu kez bir ilginç bir tercihle Uzakdoğu’yu mekan olarak seçer. Bu seçim sadece bir arka plan tercihinden ziyade bir Uzakdoğu filminin de başlangıcı olur. Filmin İranlı bir yönetmen tarafından Japon cast seçimiyle ve Japonca çekilmesinin verdiği mesaj sinemanın evrenselliğinin vücut bulmuş hali gibidir. Film, sınırlar, kültürler, din ve diller gibi bariyerleri aşıp insani duygularını ön planına yerleştirir. Japonya tercihi hakkındaysa Kiyarüstemi şöyle der:  “Bu filmi çekerken amacım hem Japon kültürünü ve özgünlüğünü göz ardı etmemek, hem de filmin salt bu kültürün ve özgünlüğün izlerini taşımasına engel olmaktı.” Filmin çekimlerine başlarken yapımcısına bir söz verir. İyi ya da kötü bir film olup olmayacağını garanti etmez ama film bittiğinde kimse Japonya’da yabancı bir yönetmen tarafından çekilmiş bir film olduğunu anlamayacak ya da düşünmeyecektir. Nitekim filmin yönetmenini bilmeden izlemeye başlarsanız Like Someone in Love filminin –Kiyarüstemi’nin geleneksel tekniklerini bir kenara koyarsak- sıradan bir Uzakdoğu filminden ayırmak pek de kolay olmaz. Aynı zamanda şiirler yazıp resim de yapan sanatçının sinemaya olan özel tutkusu da buradan gelir; sinema her zaman yeni kapıları açan yeni mücadeleler sunar…

Film kısa ve öz bir hikayeye odaklanır. Eskortluk yapan üniversite öğrencisi Akiko, yaşlı bir akademisyen olan Takashi’nin evine randevuya gider. Gece uyuyakalan Akiko’yu ertesi sabah gireceği sınava Takashi bırakır. Orada Akiko’nun sevgilisi Noriaki ile karşılaşır. Noriaki onu Akiko’nun büyükbabası sanır ve olaylar bunun etrafında gelişir. Filmde Kiyarüstemi özellikle açılış sekansındaki çekim tekniğiyle büyüleyici bir başlangıç yapar. Bir bar sahnesinde geçen bu anlardaki görüntü ve diyalog arasındaki şaşırtmaca ve dikkat dağıtma yönetmenin ilerleyen dakikalarda yaratacağı iç içe geçmiş algılar karmaşasının da açılışıdır aynı zamanda. Akiko, sevgilisi Noriaki ile telefonda konuşur, filmde ilk duyduğumuz cümle “yalan söylemiyorum.” Olur. Ama aslında her şey bir yalandan ibarettir. Sonrasındaysa Hiroshi’yi bu akşam çalışmak istemediğine ikna etmeye çalışır çünkü memleketten onu görmeye büyükannesi gelmiştir ve onunla yemeğe çıkmayı planlıyordur. Gönülsüzce de olsa Akiko işi kabul eder ve taksiyle Takashi’nin evine doğru yola çıkar. Yol üzerinde kendisini istasyonda bekleyen büyükannesini uzaktan izlediği sahne Japon usta yönetmen Yasujiro Ozu’nun 1953 yapımı Tôkyô monogatari – Tokyo Hikayesi filmine yaptığı göndermeyle bir saygı gösterisidir.

Sevmek Gibi: Değişen tek şey mekan…

Like Someone in Love Kiyarüstemi’nin de deyimiyle insanı konu alır. Yaşananlar insana özgülüğüyle evrenselleşir ve sınırları ortadan kaldırır. İçerdiği soyut kavramlar karakterlerle birleşerek somutlaşır ve onların bir yansıması haline gelir. Masumlukla deneyim Akiko-Takashi ve Noriaki-Takashi üzerinden vücut bulurken, yapaylık ve doğallık Nagisa ve Akiko üzerinden resmedilir.  Kiyarüstemi diğer filmlerinde de sıklıkla yaptığı gibi olayların, karakterlerin öncesini ve sonrasını vermez. Takashi’nin karısının nerede olduğunu, neden yalnız yaşadığını, çocuklarının onu ziyarete neden gelmediğini bilemeyiz. Hangi tetikleyici sebeple bir eskort kızla bir gece geçirmek istediğini de aynı şekilde söylemez. Elimizde yalnızca o an vardır, yaşlı ve yalnızlık çeken, konuşmak ve belki dertleşmek isteyen bu adamı ve genç kızı izleriz. Ana akımın dışında ilerleyen filmi anlamak biraz da bu sebeplerden kolay değildir, hatta yavaşlığına katlanmak da birçok izleyici için zorlayıcı olabilir. Fakat film sona erdikten sonra duvara toslamışçasına bıraktığı etkiyle yüzleşmek kolay olmaz.

Kiyarüstemi’nin filmografisindeki sıra dışı bir iş olmasına rağmen Like Someone in Love ustanın gelenekselleşmiş tarzını, imza tekniklerini iyi yansıtan bir iştir. Kullandığı açılar, plan sekanslar, yol sahneleri aynı kameranın önüne konmuş farklı mekanlar gibidir. Örneğin Aslı Gibidir’de Elle ve James’in geçtiği virajlı Toskana yolları ya da Kirazın Tadı’nda (Ta’m e guilass) Badii’nin araba içinde İran sokaklarında gezinmesi gibi bu defa da Takashi ve Akiko’nun Tokyo’nun son derece modern sokaklarında gezinmesini aynı açılardan izleriz.  Mekanlar, hikayeler ve karakterler değişse de Kiyarüstemi bildiğimiz, aşina olduğumuz aynı Kiyarüstemi’dir.

2012 yılında Cannes’da Altın Palmiye’ye aday olup, ödülü Leo Carax’ın Holy Motors’una kaptıran Like Someone in Love yönetmenin çektiği son filmidir. Kariyerindeki en iyi işi olmasa da her şeyden öte cesareti açısından takdiri hak edecek bir yapımdır. Öte yandan kişisel yorumumla son iki filmini çektiği coğrafyaları düşününce yaşasaydı yeni filmlerini nerelerde çekerdi acaba düşüncesiyle acı veren bir filmdir. Final sahnesiyle başlayan Ella Fitzgerald’ın büyüleyici sesi eşliğinde uzun süre aklınızı kurcalayacak yapım Kiyarüstemi filmografisinin final sahnesidir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi