“Türkiye’nin İlk Kadın Sinema Eleştirmeni” ünvanı kulağa ne denli ciddi geliyorsa, ünvanın sahibi olan Sevin Okyay bir o kadar alçakgönüllüdür. Bir cümlecik de olsa kendisiyle iletişime geçenler bilirler, karşısındaki kişiye her zaman nazik ve samimi davranır, yüzü hep ama hep güler. On tane iş birden yapar ama onunu da güzel yapar, çılgın bir bilgi birikimine sahiptir, hafızasıyla sizi şaşırtır. Sevin Okyay evinde kurabiye pişirip kapıya getiren alt komşumuz gibidir; ünü istediği kadar artsın, o her zaman bizim Sevin Ablamızdır.

Bu güzel kadın Türkiye’nin bize göre en başarılı, en etkileyici ve en önemli kadınlarındandır. Kültür-sanat dünyasına katkıları tartışılmaz olan o kadınla, Sevin Ablamızla ufak bir söyleşi gerçekleştirdik ve bu söyleşi sonrasında kendisine bir kez daha hayran kaldık.

 Filmloverss ekibi olarak Sevin Okyay’a kucak dolusu sevgi ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

  • Edebiyat, sinema, caz, spor gibi meraklarınızı mesleğe dönüştürmüş durumdasınız. Yani pek çok insanın hayal ettiği şeye sahipsiniz aslında. Ancak görebildiğimiz kadarıyla oldukça da yoğun bir programa sebep oluyor bu durum. Hiç işinizden sıkıldığınız ya da yorulduğunuz oluyor mu? (Gerçi her daim çok pozitifsiniz) Yoksa bu sizin için bir avantaj mı?

Neyse ki en başta, hepsini bir araya toplayayım diye bir niyetim yoktu. Teker teker geldiler. Ama küçük yaştan beri okurum, izlerim, dinlerim. Hem hayal, hem gayret sonucu diyebiliriz. Hakikaten çok yoğun bir programım var. Sıkıldığım olmuyor, ama işleri teslim etme zamanı yaklaşınca, yumurta kapıya gelmeden çalışmaya başlamayan bir tip de olduğum için, daralabiliyorum. Yorgunluk her zaman var. Avantaj, sıkılmanın önüne geçmesi. Birkaç işi aynı anda yapıp düşünebilirim, ama konsantre olma konusunda sıfıra yakınım. Belki de haklısın, benim için daha kolay oluyordur böylesi.

Olmazsa olmazım, okumak. Okumazsam beş para etmem diye düşünüyorum.

  • 31. İstanbul Film Festivali Onur Ödülü sahibi, Türkiye’nin ilk kadın sinema eleştirmeni, Harry Potter serisi dahil pek çok kitabın ve tiyatro oyununun çevirmeni, yazar, edebiyat okuru, sinema izleyicisi, caz-polisiye-spor eleştirmeni, radyo ve TV programcısı…  Bu kadar başlık içinde olmazsa olmaz dediğiniz var mı?

Kulağa hiç de hoş gelmiyor değil mi? Bana birini böyle tarif etseler, “Hadi ordan!” derim. TV programcısı değilim ama, ondan hemen canımı kurtarayım. O geride kaldı. TRT’de beş yıla yakın süreyle “Ve Sinema”yı hazırlayıp sunmuştum, o da Binnur Kılınçkaya’nın dürtmesiyle olmuştu. Kamera sevmem yoksa. Radyonun rahatlığı hiçbirine benzemiyor. Sinema ile caz eski gözağrılarım, sporsuz da olamam. Ama olmazsa olmazım, okumak. Okumazsam beş para etmem diye düşünüyorum.

  • Çok sıkı bir film festivali izleyicisisiniz. Eski festivaller, eski sinema salonları kalmadı elbette. Artık çoğu festivalde –belki biraz da mecburiyetten- AVM salonları da kullanılıyor. Bu durumun tersine döneceğine dair inancınız var mı? Örneğin Emek hakkındaki yıkım kararı –şimdilik de olsa- durduruldu. Sizce sinemaseverler eski sinemalara sahip çıkacaklar mı?

Çıkacaklar ama yeterli olmayacak. Bunda da umudumuz, ana sponsorlar olan büyük şirketlerde, ne yazık! Kendi yağımızla kavrulabilseydik keşke. Ama belki gücümüz, gene uçurumun kenarında duran Beyoğlu Sineması’nı kurtarmaya yeter. Eğer festivaller dışında Avrupa sinemasının örneklerini, bağımsız filmlerle ‘sanat filmi’ dediğimiz filmleri görmek istiyorsak, elimizde bir tek Beyoğlu kaldı. Atlas da var, eskilerden, ama onların kulvarı daha farklı olmuştur hep. Ancak, Atlas’ın da üstüne titriyoruz tabii.

  • Şu anda sosyal medyada doğru bilginin ya da iyinin değil, popüler olanın hakim olduğu bir ortam mevcut. Daha önceki bir röportajınızda “internet yaygınlaştığından beri artık herkes yazıyor, yakında okur kalmayacak” demiştiniz. Sizce bu gelip geçici bir durum mu, yoksa sinema eleştirmenleri için endişelenecek bir şey mi? Bu çeşitliliğin Türkiye’deki sinema eleştirmenliğine getirdiği ya da ondan götürdüğü bir şeyler var mı? İleride bu konuda tiyatrodaki “okullu-alaylı” karşılaşması gibi bir zıtlaşmanın yaşanacağını düşünüyor musunuz?

Eleştirinin kuralları var. En azından biraz sinema tarihi bileceksin, film analizi ve mukayese yapabileceksin, gerekçeli olarak beğenecek veya beğenmeyecek, değerlendireceksin.

Geçici değil kalıcı bir durum bence. ‘Sinema eleştirmenleri’ derken kimleri kastediyoruz? Bizim aramızda da çok İnternet yazarı var. Mesela ben şu anda bir gazetem olmadığı için milliyetsanat.com ile sadibey.com’a yazıyorum. Şikâyetçi de değilim. Ama herkesin yazması konusunu soruyorsan, önüne nasıl geçilir, bilmiyorum. Zaten yazmak isteyen insanı engellemeye ne hakkımız var? Beğenmiyorsan okumazsın, olur biter. Ama mesele şurada ki, yazanlar ile okuyanların ortak yanı çok. Çeşitlilik iyidir elbet, ancak sadece ‘çeşitli’ olmak da okura bir şey getirmiyor. Eleştirinin kuralları var. En azından biraz sinema tarihi bileceksin, film analizi ve mukayese yapabileceksin, gerekçeli olarak beğenecek veya beğenmeyecek, değerlendireceksin. Öte yandan, çeşitlilik sayesinde, eleştirmenlerin biraz tepeden baktığı filmler artık itibarlarına kavuşmuş gibi sanki. Okullu-alaylı meselesine gelince, kaç tane ‘okullu’ var, bilemem. Şahsen ben değilim, olmak isterdim oysa.

 Lord of the Rings dizisinin içinde yaşamak isterdim, korkutucu düşmanlar ve yaratıklara rağmen…

  • En sevdiğiniz yönetmeni ya da hiç unutamadığınız filmi sormayacağım ancak, çok iyi arkadaş olmak isteyeceğiniz bir yönetmen ve dünyası içinde yaşamak isteyeceğiniz bir film var mı?

Hayao Miyazaki ile çok iyi arkadaş olmak isterdim. Hayalgücüne, zekâsına daha yakından tanık olmak, nasıl yarattığına da… Emsalsiz dünyaları var. Ayrıca, iyi bir insan olduğunu sanıyorum. İkinci sıradaki yönetmenim ise, Bent Hamer. Her ne kadar son zamanlarda biraz ticarileşme eğilimi gösteriyor olsa da…

 Lord of the Rings dizisinin içinde yaşamak isterdim, korkutucu düşmanlar ve yaratıklara rağmen…

  • Bu yıl izlediğiniz en iyi film hangisiydi?

Sevdiğim yönetmenlerin elinden çıkma iyi filmler izledim ama benim için yılın en büyük sürprizi, heyecanla beklediğim Benh Zeitlin filmi “Beasts of The Southern Wild”dı. Filmekimi’nde “Düşler diyarı” diye oynadı galiba. Düşler ve hayali yaratıklar bir yana, bastırılmaz bir bağımsızlık ve özgürlük tutkusu üzerine kuruluydu, harika karakterleri vardı.

Bana, “Sevin abla, hadi ama, baskıya gidiyoruz!” diyecek, önceden siparişte bulunacak, ‘deadline’ bildirecek insan lazım.

  • Sizinle ilgili olarak okuduğumuz her şeyde ya da katıldığımız her söyleşide annenizden illa ki bahsediyorsunuz. Herkes için kendi annesi çok özeldir elbette ama; sizin için anneniz sanıyoruz ki kariyerinizi de şekillendiren en önemli kişi oldu. Biraz bahsedebilir misiniz, ya da ufak bir anınızı anlatabilir misiniz?

Kariyerimi şekillendirdiği, insan olarak da malum tabirle beni ‘adam ettiği’ kesin. İstediği kadar edemedi ama, onun için arada bir “Bu çocukta hamal ruhu var,” derdi. Şimdi ilgilenip yazdığım her şeyle ilgilenmemi ona borçluyum. Aslında yaşamamı da ona borçluyum. İlkokuldan önce, verem hariç bilumum ağır ciğer hastalıkları ile tifo ve tifüs geçirmiştim çünkü.

Ne var ki, beni böyle tanımlamana biraz da şaşırdım, çünkü ben babasını çok seven, bunu annesinden saklamak için pek çaba harcamayan, nankör bir çocuktum aslında. Annem hayli erken ayrıldı dünyadan. Son yıllarda birbirimizle çok iyi anlaşıyorduk, bu beni teselli ediyor. “Annem beni öldürecek!” cümlesi bugün de (oturduğum yerden kalkıp iskemleyi yerine çekmeyince, dirseklerimi masaya dayayınca, bir şeyi elimle yemeye kalkınca, asla tasvip etmeyeceği şeyleri yapmam tavsiye edildiğinde) dilimden düşmez. İnsanlık adına ne biliyorsam, bıkıp usanmadan bana o öğretmiştir.

  • Sinema blogları hakkında ne düşünüyorsunuz? Filmloverss ekibi ve okurlarına söylemek istedikleriniz var mı?

Bloguna bağlı. Bağımsızlığı, kimsenin karışmaması hoşuma gidiyor çok. Bunca yıl gazetelerde, dergilerde çalışınca, insanda hiç istemese bile ufak çaplı bir öz-sansür mekanizması işliyor diye endişeleniyorum. Blogda böyle şey yok. Kendini okutabiliyorsan, ne mutlu! Ne yazık ki böyle bir terbiyem de yok. Arkadaşlar benim için iki yerde blog yaptı. Biri tumblr.com, biri de worldpress.com. İkincinin şifresini bile unuttum. Birinciye bazen bir şeyler yolluyorum ama, alışkın değilim ki. Bana, “Sevin abla, hadi ama, baskıya gidiyoruz!” diyecek, önceden siparişte bulunacak, ‘deadline’ bildirecek insan lazım. Ama İnternet’te iyi sinema siteleri var. Filmloverss’ı da bu sayede tanıdım, cidden beğendim. Okurlarınıza ne mi diyorum? Okumaya devam edin diyorum, iyi bir yerdesiniz.

  • Kültür-sanat dünyasına bu denli katkınız varken, halen herkesin Sevin Ablasısınız. Bu alçak gönüllüğünüz ve samimiyetiniz için size ayrıca teşekkür ediyorum Sevin Abla.

Rica ederim, ben teşekkür ederim.

**filmloverss.com özel haberidir, kaynak göstermeden izinsiz kullanılamaz.
                                                                                                                                                                                                                                                                                           Filmloverss

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi