Bir fıkranın olmadığı veya herhangi bir sesli hikayenin olmadığı noktada izleyiciyi yakalayıp güldürmek, zor iştir. Hele ki insanlık kendisini ses ile görüntü ile ve hatta koku, his ve hareket gibi diğer efektler ile karşılayan yeni teknolojiler ile sinemada varlığını sürdürürken; mimiklerin hala büyüsü geçerli mi? İlk filmini yapalı neredeyse 100 yıl olmuş olan komedi ustası Buster Keaton’dan bu sorunun cevabını alabiliriz. 

100 yıllık bir sinema tarihinin komedi perspektifini incelediğimizde karşımıza Chaplin gibi unutulmaz isimler geliyor. Fakat bu isimlerden öyle biri var ki görsel komedinin kurucusu sayabileceğimiz biri; Buster Keaton! Tony Zhou bize unutmaya yüz tuttuğumuz bir hazineyi hatırlattı. Hazırladığı Buster Keaton – The Art of the Gag isimli video essay’i ile Zhou Keaton’ın hem mimiklerini, hem dahiyeneliğini hem de o gözü karalığını ortaya serdi.

Edgar Wright, Wes Anderson, Chuck Jones, Jackie Chan, Sofia Coppola gibi (listeyi elbette daha da uzatabiliriz) isimlerin esin kaynağı olmuş olan bir insandan bahsediyorum. Bu insan, sinema tarihinde birçok farklı perspektifi olan ve kendi oluşturduğu tarzı ile komedinin bir başka boyutunu duymamızı sağlayan sessiz komedinin hakkı yenen ustası Buster Keaton! Sinema tarihinin unutulmaması gereken isimlerinden olan Keaton’dan 100 yıl geçmesine rağmen, kendi çağında yaptığı işlerden hala bir şeyler öğreniyoruz ve yaptıklarının etkilerini görüyoruz. Daha önce yazmış olduğum bir yazıda David Lynch ve kelebek kanatlarından bahsetmiştim. Sürreal bir dünyada Lynch’in fırtına oluşturması gibi Keaton’ın da komedi, mizah dünyasındaki kasırgalarını bu video sayesinde çok rahat bir şekilde okuyabiliyoruz.

İlk olarak değinmek istediğim nokta kendi içinde çığlıklar barındıran sessizlik. Sessizlik birçok kültürde bir ağıt değil midir? Sessiz olan bir topluluk, bir grup, bir insan içerisinde yaşadığı fırtınaları dile dökemeyen insandır. Yaşadığı, karşılaştığı ile öyle bir manevradadır ki dile dökemediği, söze gelemeyen, ağzını açamadığı şeyler hisseder. İçinde bir volkan gibi patlayan bu hisler realitenin sadece birer yansıması olsa da insan o duyguların karşısında sessizliği seçer. Ağıt yakmak, bağırmak belki de ağlamak çoğu zaman sessizlik içerisinde ses bulur. Bu sessizlik sorunsalı aslında içerisinde taşıdığı çok seslilik ile yaşam ve ölümün taşıdığı birlik/ayrılık paradoksunu oluşturur.

Sinema sektöründe ise bu sessizlik zamansallık ile beraber insanın beş duyusuna indirgenmeye çabalanmıştır. Zamansallık içerisinde sessiz filmlerde, film yazı metinleri ile kesilmeye başlamıştır. Bu yazılar, ‘sevgili izleyici kaybolma bak rehberin burada, beni izle’ dercesinde izleyiciyi egemenliği altına almıştır. Belki de Keaton’ın devrimci konuma koyabileceğimiz nokta burası olabilir. Keaton izleyicisini herhangi bir boyunduruk altına sokmaz. İzleyicisinin algısıyla oynamak yerine algısını serbest bırakır. Gözler neler yakalarsa, tin neler hissederse izleyici onun büyüsüne kapılır. Keaton bir kadın ile konuşurken neler hakkında konuştuklarını bilemeyiz fakat beden hareketlerinden, figürlerden her zihin kendine ait bir şey çıkarır. Tıpkı geçen yıl izleyici ile buluşan The Tribe filminde olduğu gibi. Dile dair, dilin doğurduğu alfabeye ve alfabenin doğurduğu yazıya dair bir şeyin olmadığı bu filmde Keaton esintisini hissedebiliriz. Komedinin tam tersi bir yerde konumlanan filmde bile, Keaton’ın sessizliğinin içindeki çok sesliliği duyabiliriz.

Sessiz Komedinin Hakkı Yenen Ustası Buster Keaton ve Görsel Komedi!

buster - keaton2 - filmloverss

Sinema tarihinin en iyi palyaçolarından biri olan Keaton’ın izlerini sürmek çok kolay diyebilirim. Yapmış olduğu birçok şey görsel komedi dediğimiz alanı ortaya çıkaran ve kendine bir alan yaratan bir dal. Bu daldan daha sonra birçok yönetmenin etkilenmesi, Keaton’ın doğru yaptığı bir şeyler olduğunu gösteriyor. Kameranın yakaladığı görüntülerde kullandığı çerçeveyi, görüntünün yarattığı tesiri Bill Murray de, Jackie Chan de, Wes Anderson da ve daha nicelerinde de görebiliyoruz.

Keaton’ın yapı taşı olduğu görsel komedi dünyasında Keaton’ın kendi için birkaç odak noktası var. Görsel komedi alanında yaptığı esprilerin birer yörüngesi olması için koyduğu bazı kıstaslar var yönetmenin. Bunlardan ilki; hareketle hikaye anlatmak. Zamanın diğer yönetmenlerine oranla çok daha az yazının yazdığı kartları kullanan Keaton, komedisini oyuncu hareketlerini temel alarak yaratıyor. Mimik kullanımı ile bedenini bir mekansal alan olarak izleyici karşısına çıkarıyor ve alanı komedi ile birleştiriyor; dışarıdan bir etmenin dahil olmasını istemiyor. Sözün olmadığı yerde izleyici ile sadece hareketin getirdiği güç, enerji ile bir bağ kuruyor ve bu ağ üzerinden seyirciye sesleniyor sessiz bir şekilde. Aynı hareketi üst üste asla yapmayan oyuncu sadece çok sevdiği bir ‘komiklik’ olduğu zaman üst üste bu harekete yer veriyor, kendi tarzının ve gözünün doğrultusunda. ‘Her düşüş, yeni yaratıcılık için yeni bir fırsat yaratıyor’.

Keaton’ın komedi dünyasının ikinci özelliğinden biri ise; hareketli imgenin yakalayıcısı kameranın konumlandırılması. Hareket, filmin ana etkeni olunca kameranın çekim açısı bir sorunsala dönüşüyor. Hareketli çekimin etkisini arttırmak için tek bir açıdan görüntü alması gereken kameranın yeri ve bakış açısı Keaton sinemasında büyük bir yapı taşı. Çünkü sahnede kameranın açısı değiştirildiğinde bu her zaman iyi bir sonuç vermiyor. Hatta bazen anı ‘öldürüyor’ diyebilirim. Tek açının kullanılması noktasından sonra ise kameranın nerede konumlandırılacağına dair ikinci bir sorunsal patlak veriyor. Keaton sinemasına göre kamera önce çektiği görüntünün etkisi ile esprinin dalgasına yön vereceği için kameranın konumu seyirciye verilmeye çabalanan ile aynı orantıda ve düzlemde olmalı. Eğer seyircinin önce Keaton’ın yüzündeki ifadeyi ve daha sonra etki eden olayı görmesi gerekiyorsa, kamera buna göre konum almalı!

Görsel komedya dünyasında Keaton için sinematografik önemli üçüncü nokta ise; bir soru. Bu dünyanın kuralları ne? Aslında tek perspektifte çok basit bir cevap var: izleyicinin bakışı. Eğer kamera göremezse o anki açıda figürlerin neler yaptığını veya nelerin varoluşsal pozisyona girdiğini, izleyici de göremez. Keaton sineması için de izleyicinin gözü tarafından yakalanmamış herhangi bir şey filmin içerisinde yer almıyordur. Düz ve sabit olan bir dünyada insan hareketi üzerine kurulu olan komedya esprilere görsellik kazandırıyor, görsel komediyi oluşturuyor. Karakterlerin hareket alanı; sağa, sola, yukarı, aşağı, kameraya doğru ve kameradan uzağa gitmeleri iki boyutlu filmin, üç boyutlu dünyayı yansıtmasında büyük bir etki yaratıyor.

Keaton’ın Realite Dünyası!

Sinemanın sihirbaz çocuğu lakabına yakışır bir imajı olan Keaton filmlerinde olanaksız espriler denilen bir alan yartıyor. Bu sürreal boyutundaki komedyada Keaton izleyicinin gözü ile oyunlar oynamaya başlıyor. İllüzyon ile beraber yönetmen/başrol oyuncusu izleyicinin algısını kırmaya başlıyor. Bu olağan dışı olaylar ile beraber görsel komedyaya bir başka boyut kazandırıyor Keaton, gözün manipülasyona açıklığını yaptığı işler ile meşrulaştırıyor ve pekiştiriyor. Bu sürreal komedyanın yanısıra Keaton natürel espriler diye ayrı bir kategori üzerinde de tiyatral bir üslup takınıyor. Bu tarz içinde karakterlerin durum temelli hareketsellikleri üzeride bir senfoni orkestrası yönetiyor. Fakat bu ustanın bile şaşırdığı yerler oluyor.

Realite dünyasına hem insan temelli hareket komedisini hem de sürreal durum büyüsünü getiren Keaton bazen planladığı doğrultuda işlerine hakim olamıyor. 1923 yılı yapımı Three Ages filmindeki bir sahnede Keaton’ın bir çatıdan diğer çatıya atlaması ve bu atlamayı başarılı bir şekilde gerçekleştirip karşı çatıya geçmesi gerekiyor. Fakat Keaton diğer çatıya ayak basamadan düşüyor. İşte bu noktada Keaton’ın kendi tuz ruhunu hissediyoruz. Yönetmen bunu değiştirmiyor, tekrar çekmiyor. Olduğu gibi bu görüntüyü kullanıyor ve bu düşüşü daha önce bahsettiğim gibi bir yaratıcılık fırsatı konseptinde eriterek filmin çatlaklarınından yaratıcılık ile çıkıyor.

Sessiz sinemanın komik prensi ve sessiz komedinin hakkı yenen ustası Buster Keaton için son söyleyebileceğim ve belki de altını çizmek gereken özelliği realite algısı! Keaton’ın realite dünyası içerisinde büyük bir risk alarak yaptıklarına baktığımda hayrete düşüyorum, sonuçta teknolojinin ve kolaylığın çağında yaşayan biri olarak Keaton’ın hırsı ve kararlılığı sinema tarihindeki bir cevher olmasını olağan kılıyor. İzleyiciyi filmin içine çekmenin, onu filme inandırmanın en önemli yapı taşının izleyiciyi izlediği şeye inandırmaktan geçtiğini düşünüyor Keaton. Bu inandırmanın da en sağlam yolu olarak izleyiciye izlediği şeyi gerçek olarak sunmaktan geçiyor. Sahte herhangi bir yapının içerisinde olmayan Keaton sahte bir görüntü kullanmaktansa o görüntüye ihtiyaç duyulan espriden vazgeçmeyi tercih ediyor. Filmlerindeki sahneleri tek seferde ve bir kerede çekmeye çabalayan ve çeken Keaton, filmlerinde realiteyi komedi ile beraber harmanlıyor. Yer çekimini bilmeyen Looney Tunes karakterlerinin boşlukta düşmemesinin bir başka perspektifi olarak da Keaton realitede neler olup neler olamayacağını bildiğinden, olabilcekleri tek seferde gerçeğine en uygun şekilde izleyici ile buluşturuyor. Böylelikle komedinin sinema üstadı hala bize 100 yıl sonra olsa da bir şeyler öğretebiliyor. Bir şeyler öğrenmek, dikkat etmek isterseniz sizi Keaton’ın komedya dünyasında çok eğitici ve güzel hazırlanmış bir yolculuğa çıkaracak olan Tony Zhou’nun Buster Keaton – The Art of the Gag isimli videosunu izlemeye davet ediyorum, iyi seyirler!

[vimeo width=”600″ height=”350″ video_id=”146442912″]

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi