Gitmek filmiyle tanıdığımız Hüseyin Karabey’in ikinci uzun metrajı olan Sesime Gel, altı yıl gibi uzun bir süreçte tamamlanmış bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Bütçe problemleri dolayısıyla duraksama dönemleriyle karşılaşan film, bu sürecin sonunda ise başarılı bir işe imza atarak 33. İstanbul Film Festivali’nde “Radikal Gazetesi Halk Ödülü”, “En İyi Müzik” ve “Cineuropa.org” ödüllerini aldı. Bunun yanında Rotterdam’da düzenlenen 2. Kırmızı Lale Film Festivali’nde “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerine, Milano Film Festivali’nde ise “Seyirci Ödülü”ne layık görüldü. Yakın tarihte Kürt halkının yaşadığı olayları anlatan filmin başarısının ise, gerçekçi ve masalsı anlatımı tek bir kotada eritebilmesinde yattığını söyleyebiliriz.

Van’ın Gevaş ilçesine bağlı bir köyde geçen film, silah saklandığı ihbarı üzerine yapılan baskınlarda 60 yaşındaki Berfe’nin oğlu, 8 yaşındaki Jiyan’ın ise babası olan Temo’nun, köyün diğer erkekleri ile birlikte tutuklanmasının ardından yaşanılanları anlatıyor. Filmi diğerlerinden ayıran nokta ise, bu tutukluluk sürecinde Temo’nun yaşadıklarına ara ara kısa diyaloglarla yer verilmiş olmasına karşın, hikayenin nine ve torunun masumane arayışına odaklanmış olması. Zira saklanan silahın getirilmesi halinde Temo’nun serbest bırakılacağının söylenmesi üzerine 8 yaşındaki Jiyan oyuncak tabancalar toplayıp askere götürmek isterken, ninesi ise antika bir silah götürüp oğlunu çıkartmaya çalışıyor; çünkü nine de torun da, olmayan bir silahın nasıl bulunacağını bilmiyor. Dolayısıyla film, bir torun ile ninenin kendi dünyalarından çıkıp, silahın gerçekçi dünyasına girme çabalarını anlatıyor; ancak adım atılan bu yeni dünyaya doğru çıkılan yola, Kürt kültürünün en önemli ögelerinden olan dengbejler ve ninenin anlattığı tilki masalı hakim olunca, silahın o kirli gerçekliğine hiçbir zaman tam olarak girilmiyor. Yol, arada sabah ayazında silah kaçakçısıyla görüşülen karamsar bir hal alırken, arada ise kuyruğu kopan tilki masalının anlatıldığı yemyeşil bir şekle bürünüyor. Böylece, izleyicinin masalsı anlatıma kendini kaptırdığı yerde karşılaştığı çirkin gerçekliğin de çarpıcı bir etki yapması sağlanıyor. Nitekim bir sahnesinde komutanın “Gece karşımıza çıksalardı yazık olurdu mermilerimize” şeklindeki ifadesi, insan hayatının bir güneş ışığına bağlı olduğunu göstererek aniden sarsıyor. Güneş ışığı, yolculuğu akşam düşmeden tamamlamaya yönlendirirken, bu süreçte umutları kaybetmemeye de çağırıyor. Zira, “Umut yoksa yaşam da yoktur”.

Van’da çektiği filmin galasını yine Van’da yapmayı tercih eden Hüseyin Karabey’in, hikayeye kendi hayatından birçok şey kattığı aşikar. Küçük detaylarla dahi düşündürücü noktalara dikkat çeken Karabey, bu filmle aynı zamanda koruculuk sistemi hakkında da sorgulamaya yönlendiriyor. 

Sesime Gel, oyuncuların kendi yaşadıklarından yola çıkarak hikayeyi benimsedikleri ve hissederek oynadıkları bir film. Berfe Ana karakterini canlandıran Feride Gezer’in, Kürt halkının yaşadığı acıları eksiksiz bir şekilde aktarmaya çalıştıklarını ifade etmesi, kulak verilmesi gereken bir projeyi izlemek için gönderilen bir davetiye gibi. Bir masal tadındaki bu ultra gerçekçi film, belki de aynı zamanda kültürü daha çok sözel miraslarla anlatılan Kürt kültüründeki kimi ögelerin ulaşılabilir olmasını sağlıyor. Bu masalsı ve gerçekçi dünya bileşimine ulaşmak isteyenler için şimdiden iyi seyirler diliyoruz.

Gitmek filmiyle tanıdığımız Hüseyin Karabey’in ikinci uzun metrajı olan Sesime Gel, altı yıl gibi uzun bir süreçte tamamlanmış bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Bütçe problemleri dolayısıyla duraksama dönemleriyle karşılaşan film, bu sürecin sonunda ise başarılı bir işe imza atarak 33. İstanbul Film Festivali’nde “Radikal Gazetesi Halk Ödülü”, “En İyi Müzik” ve “Cineuropa.org” ödüllerini aldı. Bunun yanında Rotterdam’da düzenlenen 2. Kırmızı Lale Film Festivali’nde “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerine, Milano Film Festivali’nde ise “Seyirci Ödülü”ne layık görüldü. Yakın tarihte Kürt halkının yaşadığı olayları anlatan filmin başarısının ise, gerçekçi ve masalsı anlatımı tek bir kotada eritebilmesinde yattığını söyleyebiliriz. Van’ın Gevaş ilçesine bağlı bir köyde geçen film, silah saklandığı ihbarı üzerine yapılan baskınlarda 60 yaşındaki Berfe’nin oğlu, 8 yaşındaki Jiyan’ın ise babası olan Temo’nun, köyün diğer erkekleri ile birlikte tutuklanmasının ardından yaşanılanları anlatıyor. Filmi diğerlerinden ayıran nokta ise, bu tutukluluk sürecinde Temo’nun yaşadıklarına ara ara kısa diyaloglarla yer verilmiş olmasına karşın, hikayenin nine ve torunun masumane arayışına odaklanmış olması. Zira saklanan silahın getirilmesi halinde Temo’nun serbest bırakılacağının söylenmesi üzerine 8 yaşındaki Jiyan oyuncak tabancalar toplayıp askere götürmek isterken, ninesi ise antika bir silah götürüp oğlunu çıkartmaya çalışıyor; çünkü nine de torun da, olmayan bir silahın nasıl bulunacağını bilmiyor. Dolayısıyla film, bir torun ile ninenin kendi dünyalarından çıkıp, silahın gerçekçi dünyasına girme çabalarını anlatıyor; ancak adım atılan bu yeni dünyaya doğru çıkılan yola, Kürt kültürünün en önemli ögelerinden olan dengbejler ve ninenin anlattığı tilki masalı hakim olunca, silahın o kirli gerçekliğine hiçbir zaman tam olarak girilmiyor. Yol, arada sabah ayazında silah kaçakçısıyla görüşülen karamsar bir hal alırken, arada ise kuyruğu kopan tilki masalının anlatıldığı yemyeşil bir şekle bürünüyor. Böylece, izleyicinin masalsı anlatıma kendini kaptırdığı yerde karşılaştığı çirkin gerçekliğin de çarpıcı bir etki yapması sağlanıyor. Nitekim bir sahnesinde komutanın “Gece karşımıza çıksalardı yazık olurdu mermilerimize” şeklindeki ifadesi, insan hayatının bir güneş ışığına bağlı olduğunu göstererek aniden sarsıyor. Güneş ışığı, yolculuğu akşam düşmeden tamamlamaya yönlendirirken, bu süreçte umutları kaybetmemeye de çağırıyor. Zira, “Umut yoksa yaşam da yoktur”. Van’da çektiği filmin galasını yine Van’da yapmayı tercih eden Hüseyin Karabey’in, hikayeye kendi hayatından birçok şey kattığı aşikar. Küçük detaylarla dahi düşündürücü noktalara dikkat çeken Karabey, bu filmle aynı zamanda koruculuk sistemi hakkında da sorgulamaya yönlendiriyor.  Sesime Gel, oyuncuların kendi yaşadıklarından yola çıkarak hikayeyi benimsedikleri ve hissederek oynadıkları bir film. Berfe Ana karakterini canlandıran Feride Gezer’in, Kürt halkının yaşadığı acıları eksiksiz bir şekilde aktarmaya çalıştıklarını ifade etmesi, kulak verilmesi gereken bir projeyi izlemek için gönderilen bir davetiye gibi. Bir masal tadındaki bu ultra gerçekçi film, belki de aynı zamanda kültürü daha çok sözel miraslarla anlatılan Kürt kültüründeki kimi ögelerin ulaşılabilir olmasını sağlıyor. Bu masalsı ve gerçekçi dünya bileşimine ulaşmak isteyenler için şimdiden iyi seyirler diliyoruz.

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Yakın tarihte Kürt halkının yaşadığı olayları anlatan filmin başarısının, gerçekçi ve masalsı anlatımı tek bir potada eritebilmesinde yattığını söyleyebiliriz.

Kullanıcı Puanları: 2.92 ( 3 votes)
85
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi