Genç, Amerikalı bir gazeteciyi canlandıran Patricia (Jean Seberg) “À bout de souffle” adlı yapımın bir sahnesinde “William Faulkner” ı analiz ederken fütursuzca işlediği bir cinayetin aranan adamı olan Michel (Jean-Paul Belmondo) onu dalgaya almaya başlar. Patricia’nın “Faulkner’ı tanır mısın?” sorusuna Michel “Hayır, kim o? Yattığın biri mi?” diye karşılık verir. Patricia, Michel’e başyapıt da olsalar romanların sadece varsayımdan ibaret olduklarını, gerçek hayatla kıyaslanamayacaklarını söylemeye çalışır. Hikayemizdeki çiftimiz Patricia ve Michel, sınıfsal ve eğitsel farklılıkları bir yana, karakter özellikleri olarak da ‘bambaşka’ insanlar. Ama bu durum, onların ‘mantığı olmayan’ aşkın tuzağına düşmekten kurtaramıyor. Anlatılanlar kronolojik bir biçimde izlendiğinde öyle ahım şahım bir hikaye getirmiyor aslında. Fakat yönetmen bu hikayeyi, tüm yaşananları, bugünde başlatıp geri dönüşlerle anlatıyor. İki karakter arasında gelişen uzun diyaloglar ve konuşmalarını peşi sıra takip eden doğaçlama jestler yaşadıkları duygunun daha ‘anlamlı’ görünmesini sağlıyor. Bir ilişki hakkında basit bir hikayenin beyazperdeye aktarılması filmin konvansiyonel gidiş gelişleri arasında aşkın tek taraflı olarak bitişinin yarattığı sıkıntıyı doğuruyor. Michel, aşkına son demine kadar sahip çıkıyor ve tutunma çabasında fakat Patricia’nın düşünsel yıpranmışlığı geri dönülmez bir noktada.

a_bout_de_souffle - filmloverss 2

Jean-Luc Godard’ın filmi bu ve benzeri temalar etrafında gelişen, ilginç bir karakter draması. Patricia’nın etrafındaki gizem sadece filmdeki diğer karakter değil, elbette biz seyirciler için de geçerli. Yüzünde inanılmaz bir hüzün ve aynı zamanda şapşallık ifadesi taşıyan Michel, Godard’ın tipik karakterlerinden biridir zira bu karakter araba hırsızı, dolandırıcı ve kaçak tiplemesine oldukça uygundur. Michel’in kimden ne çaldığı, belki de izlerken dahi emin olamadığımız fakat işlediği cinayet, Fransa’ya gelmeden önceki mesleği veya ilgi alanları filmin farklı anlarına dağılmış şekilde, üstelik açıklandıkları sahnelerin merkez noktasında yer almadan seyirciye sunuluyorlar. Hemen hepsi başka amaçlı bir konuşmanın içinde, lafın oraya gelmesi nedeniyle ortaya çıkıyorlar. Kaldı ki, anlatının çeşitli yerlerine dağılmış ve ekseriyetle gündelik detayların içine gizlenmiş bu gibi bilgiler bir karakter olarak Patrici’ı anlamamıza pek de yardımcı olmuyorlar. İçerikle ilgili bahsettiğimiz tüm bu unsurlar, filmin biçimine yansıyor. Patritia özellikle bir gerçekliğin peşinden koşmasa bile, bir gözlemci olarak Michel’in hayatına giriyor. Seyirciye ağırlıklı olarak hikayesini anlattığı karakterlerin gündeliğinden parçaları göstermeyi tercih ediyor. Bu tavır filmin kurgusunda da hissediliyor. Patritia karakteriyle ilgili bilgilere parça parça ulaşmamız gibi, film de bazen sahneler arasında bilinçli zamansal boşluklar bırakıyor. Başka bir deyişle Patritia filmin büyük kısmında hikaye ve karakterlere mesafeli bir şekilde yaklaşıyor.  Bir önceki cümlede ‘filmin büyük kısmında’ dedim, zira tüm bu sayılanlar ne yazık ki filmin tamamı için geçerli değil. “À bout de souffle” son 10-15 dakikasına girdiğinde birden adeta başka bir filme dönüşüyor. O ana kadar Patritia ile ilgili bazı bilgileri bilinçli olarak bize vermediğini veya parçalara ayırdığını düşündüğümüz senarist François Truffaut, bir anda her şeyi masaya döküyor. Bu arada belirtmekte fayda var ki senaryoya Godard da eşlik etmiştir ve bir süre sonra bu senaryo yakın geçmişte 1989 tarihli bir romanın hikayesine bel kemiği olmuştur. Melodramatik bir finale ev sahipliği yapıyor. Bir süre önce karakterlerin ve onların iç dünyalarının sadece bir varsayımdan, sanatçının tahayyülünden ibaret olduğunu savunan film, finale geldiğinde acının, suçluluk duygusunun, kendini feda etmenin ne olduğunu bilmiş şekilde anlatmaya kalkışıyor. Sonunda ibreyi ani bir hareketle melodrama döndürmesi “À bout de souffle”ı iyi bir film olmaktan ne yazık ki alıkoyuyor zira yapım “La nouvelle vague- Fransız Yeni Dalga Akımı”nın temsilcisi olarak bilinçli şekilde mesafeli olmayı seçen veya en azından öyle gözükmeye çalışan yapım finalde belden aşağı vuruyor.

Jean Seberg in Jean-Luc Godard's BREATHLESS (1960). Courtesy Ria

Filmin yönetmeni Godard için başlangıçta bu yapım adına herhangi bir senaryo yoktu. Senaryo Truffaut yardımıyla zaman içerisinde kendi içerisinde bir bütün yakaladı. Yapımın bu özelliğine çoğu sahnede rastlayabiliriz zira söylemek gerekir ki karakterlerin yer yer uzun diyaloglarını buna borçluyuz. Yapım bize aynı zamanda ikinci dünya savaşı sonrası Fransa’yı tanımamıza yardımcı oluyor. İncelikle işlenen görselliğin kamera arkası ise oldukça dolambaçlıdır. Zira Godard’ın ilk uzun metrajlı filmi olan bu yapım prodüksiyon eksikliğinden ortaya çıkan nimetlere sahip. Godard bu filmde denildiği üzere prodüksiyona bütçe ayıramaması filmin biraz ucuz görünmesine sebep olsa da izleyici açısından bambaşka bir görsel özelliklere sahip olduğu su götürmez zira Godard kimi sahnelerde kamerayı tekerlekli bir sandalyede itiyor ya da elle tutulan kamera kullanıyor. Yapımda ne işitsel ne de görsel bir devamlılık vardır. Filme yansıyan bu tip unsurlar Godard için büyük bir başarı getiriyor. Ve ortaya “auter” denilen Godard ve arkadaşlarının “yeni dalga” dedikleri akımın başlangıcı çıkıyor. Nitekim bu akımın meyvelerini Roger Vladimir Plemiannikov’un “Ve Tanrı Kadını Yarattı (Et Dieu… créa la femme)” adlı yapımda da görmek mevcuttur. Kimi yorumculara göre “yeni akım” bu yapım ile filizlenmiştir. Sessiz film geleneğinden gelen film içi başlıklara ve oyuncuların kameraya bakarak izleyiciyle konuşma gibi çeşitli sekanslara sahip olan bu yapımın içerisinde yer yer dil göndermeler ve çeşitli edebiyatçı, ressamlara yer verilmiştir. Unutmadan birde “jump cut” tekniği vardır. Yapım bu tekniğin çıkış noktası olmuştur. Hikaye şöyle ki filmin kesilmemiş sahnelerden oluşan kısmı dağıtımcı tarafından oldukça uzun bulunmuştur. Godard ise fütursuzca “delected scenes” denilen tekniği ile o dönemki sinema dünyasına yeni bir soluk getirmiştir. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi