Biray Dalkıran’ın bu yıl vizyona giren üçüncü filmi olan Seni Seviyorum Adamım, Peri Masalı ve Meleklerin Mucizesi’nin ardından yine bir romantizm esintileriyle geldi. Bu kez Kıbrıs’ın esintilerini ekrana taşıyan film, duygusal boyutuyla tansiyonları yükseltse de, odağına aldığı “kaybetme korkusu” temasının yeterli altyapıya sahip olamamasından dolayı vasat bir izlenim sunuyor.

Yıllarca müzik yapımcısı olarak çalışan Berk, sektörde yaşadıklarından ötürü mesleğinden soğumuş ve Kıbrıs’a yerleşmeye karar vermiştir. Berk’in hayatı, zevkle döşenmiş evi ile balıkçılık yaptığı teknesi arasında mekik dokuyarak geçer. Öyle ki, vaktini bahçede oturarak geçiren yan komşusuyla dahi tek kelime etmez. Ancak tüm bunlar, neşeli ve çocuksu tavırlara sahip Ezel’in hayatına girmesiyle değişir. Uçurumdan denize atlayan Ezel’in hayatını kurtaran Berk, Ezel’in kendisine teşekkür maiyetinde olan ısrarcı tavırlarına maruz kalacak, ardındansa bu ısrarcılığa daha fazla karşı koyamayarak kendisine sempati ile yaklaşmaya başlayacaktır. Böylelikle izleyici, çiçeklerle bezenmiş Arnavut kaldırımlı sokaklarda yaşanan bir aşka tanık olacaktır.

Öncelikle, Kıbrıs’ta geçen filmin görselliğiyle göz doldurduğunu belirtmekte fayda var. Kışın kuru soğuğuna maruz kaldığımız şu günlerde beğenisi yüksek dekorlar arasında uçuşan elbiseleriyle gezen karakterleri izlemek bir nevi yaza olan hasreti artırıp, iç ısıtıcı bir hal alabilir. Bireysel olarak bakıldığında “yetersiz” olarak nitelendirilebilecek Gizem Karaca ve Barış Kılıç oyunculuğu ise, bir araya geldiğinde bu iç ısıtıcılığı bir nebze artırabilir. Gelgelelim, ikili arasında gerçekleşen aşk serüveni, bir “gişe filmi” olarak ele alındığında başarılı mertebesine konulabilecek olsa da, detaylar içinde düşünüldüğünde birçok noktada havada kalıyor. Örneğin, uçurumdan atlayan Ezel, Berk’in müdahalesi sonucu gözlerini açtığında bir anda o çok konuşan, enerjik karakterine bürünüyor. Ölümden dönen birinin nasıl hemen bu karakter yapısına girebildiği sorunsalı ise akılda “tam filmlik” bir sahne olarak kalıyor. Film boyunca birçok yerde de devam eden bu “filmlik” durum, ne kadar her izleyici için negatif olgu yaratmasa da, sinemada inandırıcılık arayanlar için hayal kırıklığı oluşturabilir.

Bunun yanında Seni Seviyorum Adamım, odağına aldığı “kaybetme korkusu” gibi önemli bir kavramı, çeşitli psikolojik ve felsefi altyapılarla doldurup sunmak yerine, abartılı dramatik öğeler barındıran diyaloglarla yürütmeye çalışıyor. “Kaybetme korkusu”, film boyunca farklı noktalarla o kadar çok tekrar ediliyor ki, bu kez bu düşünce yerini, “her davranışın sebebini buna bağlamak ne kadar doğru” diye sorgulamaya sebep veriyor. Zira filmde karşılaşılan her zorluk, yine bu duyguyla örülen dramatik bir ögeyle “aşılıyor”. Sonuç olarak, düşündürmektense direkt ağlatmaya yönelik hikaye ve diyaloglar, “kaybetme korkusu” gibi önemli bir kavramın, ajitasyon ögeleri kullanılarak biraz havada kalmasına sebep oluyor.

Tüm bunların yanında şunu da belirtmek gerekir ki, filmin yan oyuncuları belki de filmi izlemek için en önemli sebebi oluşturuyor. Zira bu tür rollerine pek alışkın olmadığımız Serhat Özcan,  oyunculuğuyla göz doldururken, Ayşen Gruda ve Yıldız Kültür ise sahnelediği her karede ayrı bir tebessüm yaratıyor.

Sonuç olarak “Seni Seviyorum Adamım”, Kıbrıs’ın göz alıcı manzaraları ve başarılı yan oyuncuları ile ilgi çekici noktalar sunmasına karşın, bilindik bir aşk hikayesinin bilindik bir uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Film, türün takipçisi olan ajitasyon-sever izleyiciye tavsiye edilebilir.

Biray Dalkıran’ın bu yıl vizyona giren üçüncü filmi olan Seni Seviyorum Adamım, Peri Masalı ve Meleklerin Mucizesi’nin ardından yine bir romantizm esintileriyle geldi. Bu kez Kıbrıs’ın esintilerini ekrana taşıyan film, duygusal boyutuyla tansiyonları yükseltse de, odağına aldığı “kaybetme korkusu” temasının yeterli altyapıya sahip olamamasından dolayı vasat bir izlenim sunuyor. Yıllarca müzik yapımcısı olarak çalışan Berk, sektörde yaşadıklarından ötürü mesleğinden soğumuş ve Kıbrıs’a yerleşmeye karar vermiştir. Berk’in hayatı, zevkle döşenmiş evi ile balıkçılık yaptığı teknesi arasında mekik dokuyarak geçer. Öyle ki, vaktini bahçede oturarak geçiren yan komşusuyla dahi tek kelime etmez. Ancak tüm bunlar, neşeli ve çocuksu tavırlara sahip Ezel’in hayatına girmesiyle değişir. Uçurumdan denize atlayan Ezel’in hayatını kurtaran Berk, Ezel’in kendisine teşekkür maiyetinde olan ısrarcı tavırlarına maruz kalacak, ardındansa bu ısrarcılığa daha fazla karşı koyamayarak kendisine sempati ile yaklaşmaya başlayacaktır. Böylelikle izleyici, çiçeklerle bezenmiş Arnavut kaldırımlı sokaklarda yaşanan bir aşka tanık olacaktır. Öncelikle, Kıbrıs’ta geçen filmin görselliğiyle göz doldurduğunu belirtmekte fayda var. Kışın kuru soğuğuna maruz kaldığımız şu günlerde beğenisi yüksek dekorlar arasında uçuşan elbiseleriyle gezen karakterleri izlemek bir nevi yaza olan hasreti artırıp, iç ısıtıcı bir hal alabilir. Bireysel olarak bakıldığında “yetersiz” olarak nitelendirilebilecek Gizem Karaca ve Barış Kılıç oyunculuğu ise, bir araya geldiğinde bu iç ısıtıcılığı bir nebze artırabilir. Gelgelelim, ikili arasında gerçekleşen aşk serüveni, bir “gişe filmi” olarak ele alındığında başarılı mertebesine konulabilecek olsa da, detaylar içinde düşünüldüğünde birçok noktada havada kalıyor. Örneğin, uçurumdan atlayan Ezel, Berk’in müdahalesi sonucu gözlerini açtığında bir anda o çok konuşan, enerjik karakterine bürünüyor. Ölümden dönen birinin nasıl hemen bu karakter yapısına girebildiği sorunsalı ise akılda “tam filmlik” bir sahne olarak kalıyor. Film boyunca birçok yerde de devam eden bu “filmlik” durum, ne kadar her izleyici için negatif olgu yaratmasa da, sinemada inandırıcılık arayanlar için hayal kırıklığı oluşturabilir. Bunun yanında Seni Seviyorum Adamım, odağına aldığı “kaybetme korkusu” gibi önemli bir kavramı, çeşitli psikolojik ve felsefi altyapılarla doldurup sunmak yerine, abartılı dramatik öğeler barındıran diyaloglarla yürütmeye çalışıyor. “Kaybetme korkusu”, film boyunca farklı noktalarla o kadar çok tekrar ediliyor ki, bu kez bu düşünce yerini, “her davranışın sebebini buna bağlamak ne kadar doğru” diye sorgulamaya sebep veriyor. Zira filmde karşılaşılan her zorluk, yine bu duyguyla örülen dramatik bir ögeyle “aşılıyor”. Sonuç olarak, düşündürmektense direkt ağlatmaya yönelik hikaye ve diyaloglar, “kaybetme korkusu” gibi önemli bir kavramın, ajitasyon ögeleri kullanılarak biraz havada kalmasına sebep oluyor. Tüm bunların yanında şunu da belirtmek gerekir ki, filmin yan oyuncuları belki de filmi izlemek için en önemli sebebi oluşturuyor. Zira bu tür rollerine pek alışkın olmadığımız Serhat Özcan,  oyunculuğuyla göz doldururken, Ayşen Gruda ve Yıldız Kültür ise sahnelediği her karede ayrı bir tebessüm yaratıyor. Sonuç olarak "Seni Seviyorum Adamım", Kıbrıs’ın göz alıcı manzaraları ve başarılı yan oyuncuları ile ilgi çekici noktalar sunmasına karşın, bilindik bir aşk hikayesinin bilindik bir uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Film, türün takipçisi olan ajitasyon-sever izleyiciye tavsiye edilebilir.

Yazar Puanı

Puan - 46%

46%

"Seni Seviyorum Adamım", Kıbrıs’ın göz alıcı manzaraları ve başarılı yan oyuncuları ile ilgi çekici noktalar sunmasına karşın, bilindik bir aşk hikayesinin bilindik bir uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Film, türün takipçisi olan ajitasyon-sever izleyiciye tavsiye edilebilir.

Kullanıcı Puanları: 2.5 ( 6 votes)
46
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi