1941 yılında dünyaya gözlerini açan Şener Şen, kendisi gibi usta bir oyuncu olan babası Ali Şen’in izinden gitmeyi düşünmez. Lise yıllarında yaşadığı zorlu eğitim hayatına rağmen, sınıf öğretmeni olarak görev aldığı Muş’ta pek çok çocuğun hayatını değiştirecek bir rol model olur. İki sene boyunca kendi ışığını başkalarına da yansıtan Şen, babasının ısrarlarına daha fazla dayanamaz ve daha sonraları kendisi için nefes alıp vermekle eş değer olacak oyunculuğa ilk adımlarını atar. Lakin gözü tiyatrodan başka bir şeyi görmez. Babası Ali Şen gibi sinemaya yönelmek yerine, tiyatro sahnelerinin tozunu yutmanın verdiği haz başkadır Şener Şen için. Gelgelelim, günümüzden de aşina olduğumuz ve usta tiyatrocuların yaşadığı zorlukları bizzat deneyimler ve geçimini sağlamak için 1967 yılında sinema dünyasının kapılarını aralamaya karar verir.

Bir süre yalnızca küçük roller ile karşımıza çıkan Şen, 1975 yılında Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filminde Ertem Eğilmez ile çalışma fırsatını yakalar ve böylece Badi Ekrem hayatımıza girer. Nitekim Rıfat Ilgaz’ın, eşsiz eseri Hababam Sınıfı’nı şekillendirirken eski santrafor, madalyalı binici, kung-fu ustası, oymak beyi ve daha nicesi olan Badi Ekrem karakterini sanki Şener Şen için yazmış olduğu düşüncesi kaplar hep içimizi. Jest ve mimiklerini kullanmadaki üstün yeteneğiyle öyle bir karakter portresi çizer ki Şen, haksız da sayılmayız hani. İşte bu yüzden canlandırdığı yan karakterlerle bile dimağımızda leziz izler bırakmayı başaran Şen’in ileride yapacaklarının teminatıdır Hababam Sınıfı. İşte bu yüzden defalarca izlemekten bıkmadığımız, her karesinde gülümsemek için farklı bir neden bulduğumuz Türk sinemasının unutulmaz eserlerinin azımsanamayacak bir bölümü Şener Şen’in adıyla anılır.

Hababam Sınıfı vesilesiyle Şener Şen ve bir başka usta oyuncu Kemal Sunal’ın arasındaki uyum daha o günlerde radarımıza girer. Peşi sıra gelen Tosun Paşa, Süt Kardeşler ve Şabanoğlu Şaban ile farkında olmadan içten gelen bir kahkahanın ne demek olduğunu öğreniriz. Gülmek kadar toplumsal farkındalığın izlerini de taşır Şener Şen filmleri; tıpkı ezen-ezilen ilişkisini ve toplumdaki hiyerarşik düzeni eleştirel bir bakış açısıyla sunan Çöpçüler Kralı‘nda olduğu gibi.

Saf ve masum aşkı, vazgeçmemeyi, sevmeyi Gülen Gözler’in Vecihi’si ile; palavra atmayı, martaval okumayı ise aslan avına çakıyla çıkacak kadar cesur olan Ziya (Neşeli Günler, 1978) ile özümseriz. Maho Ağa (Kibar Feyzo, 1978) ile feodal sistemin, iktidarın, toplumun öznesi olmaktan çıkıp nesnesi haline ge(tiri)len bireyin, bir başka deyişle şirketokrasinin kurduğu düzensiz düzenin sorgulanması gerektiğini anlarız. Kurulu düzene sistem eleştirisi yapmayı boynumuzun borcu bilirken Atıf Yılmaz’ın 1979’da çektiği Ne Olacak Şimdi? imdadımıza yetişir. Perran Kutman ile birlikte muazzam bir oyunculuk sergileyen Şener Şen’in hayat verdiği ve dillere pelesenk olan “Yaz kızım, 200 torba çimento” repliğinin ardındaki uslanmaz çapkın Şakir karakteriyle samimiyetin hala var olabileceğini hissederiz derinden.

Maho Ağa olgusu ile yapılan dokundurmalar yanına kan davası, töre, örf, namus ve aile kavramlarını da alarak Davaro (1981) ile perçinleşir gözümüzde; zamanın ötesini iğne deliğinden görebilmekle yüzleşiriz belki de ilk defa. 1986 yılına geldiğimizde ise yönetmen koltuğunda gördüğümüz Kartal Tibet’in toplum zincirinin her bir halkasını oluşturan bireylerin durup ikinci kez düşünmesi adına komedi ve dram unsurlarını harmanladığı Milyarder filminde Mesudiye’li Mesut olarak çıkar karşımıza Şener Şen. Millî Piyango çekilişinden kazandığı büyük ikramiyeye rağmen kendinden, doğrularından bir an olsun ödün vermemek için hayatını ortaya koyan Mesudiye tren istasyonu amiri Mesut’un, o küçük dünyasındaki tek umudu, en yakınlarım dediği ailesinin bile kendisine çoktan sırt çevirdiğini öğrenmesiyle hayal kırıklığının ne demek olduğunu öğreniriz. Müzik endüstrisinin bir eğlence meselesine dönüşmesini ve yozlaşmayı bir bütün olarak ele alan Yavuz Turgul filminde, ilkelerinden ve doğrularından vazgeçmeyen Muhsin Bey’dir dürüstlüğün yalnızca ağızdan çıkan bir kelime olmadığını gösteren, ah keşke dedirten.

Dönemine binaen politik altyapısıyla ön plana çıkan filmlere imza atan Şener Şen, -Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş ile 2014 versiyonunu izlediğimiz- Selamsız Bandosu (1987) ile zamanı geriden yaşamanın bir sonucu olarak gelen o bekleyiş sayesinde ileri görüşlülüğün sözlük anlamından çıkıp hayatla bütünleşmesine de vesile olur. Yeşilçam 80’lerde etkisini kaybetmeye başlamıştır artık, ta ki 1996 yılında yine bir Yavuz Turgul ve Şener Şen iş birliğiyle Eşkıya beyazperdeyle buluşana dek. Eskiyi ardında bırakmak, değişimin karşısında dimdik ayakta durmak için benliğini, kimliğini bir kenara fırlatmaktansa, yaşadığı ihanete rağmen kaybetmemek için direndiği güven duygusunu ve koşulsuz sevgiyi her ne olursa olsun içinde hisseden Baran’ın hikayesi ile ölümü tadarız. En kötü, en mutsuz anların arkasında gizli olan mutluluğu tekrar hatırlatan Ali Haydar ve Hanım (Türkan Şoray) ile ölümsüzleşen İkinci Bahar’ın etkisini üzerimizden atamamışken, Şener Şen’i bir süre ne ekranlarda ne de beyazperdede görürüz. Bu noktadan sonra senaryo hususunda seçici olacağını vurgulayan Şen, 1998’den bu yana yalnızca Gönül Yarası, Kabadayı ve Av Mevsimi filmlerinde yer alarak hayranlarının özlemini bir nebze olsun gidermiştir.

Yalnızca sanatçı kimliğiyle değil kişiliğiyle de saygıyla ve takdirle anılan Şener Şen; 50’den fazla filme, her daim gönül verdiği tiyatro sahnelerinde 11 oyuna ve baharı yeniden yaşatan 1 televizyon dizisine imza atmıştır. Görüyoruz ki, anlatmak için kelimelerin yetersiz kaldığı usta oyuncu Şener Şen’den bugüne dek öğrendiğimiz ve bundan sonra da öğreneceğimiz çok şey var.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi