“Sana nasıl olacağını anlatayım/ Sen bana aşkını vereceksin/ Ben seni gece ve gündüz seveceğim/ Aşkımın yok olmayacağını bilirsin”

Orijinal ismini (Not Fade Away) Buddy Holly’nin yazdığı ama The Rolling Stones’un geniş kitlelere duyurduğu şarkıdan alan “Sen Gitmeden Önce”, 1960’lar rock müziğine yazılmış bir aşk mektubu olma amacı güdüyor. Peki bir film olarak bunu ne kadar başarıyor?

The Sopranos dizisinin yaratıcısı David Chase’in ilk uzun metrajlı filmi olan “Sen Gitmeden Önce”, izleyicileri 1960’lar Amerikası’nda yolculuğa çıkarıyor ve bir rock grubu kurmaya çalışan Douglas ve arkadaşlarının “büyüme hikayesi”ni anlatıyor. Ailesinin ekonomik açıdan zor durumda olmasından dolayı hissettiği baskı bir yana okulda hoşlandığı Grace’in dikkatini çekme çabası da Douglas’ın üzerinde bir yük olarak duruyor. Douglas zamanla hayallerini gerçekleştirmeye başladıkça kendisini ailesi ve arkadaşlarıyla yaşayacağı problemlerin merkezinde buluyor.

not fade away - filmloverss 2

Chase, dönemin popüler kültürünü ve olaylarını arka plana başarıyla yerleştiriyor. Örneğin The Rolling Stones’un nasıl kurulduğuna dair izlediğimiz giriş niteliğindeki sahne (müzikseverler için büyük bir grubun ne kadar küçük bir kıvılcımla ortaya çıkabildiğini göstermesi açısından heyecan verici) sonrası New Jersey’in banliyö mahallelerine geçiş yapıyoruz. Birçok filmde New York’un arka bahçesi olarak nitelendirilip çıkmazda olan karakterlerin başkenti muamelesi gören New Jersey, yine kendisine biçilen rolü üstleniyor. Buna karşın yönetmen, The Rolling Stones ve The Beatles’ın müzikal devrimleriyle birlikte sanat ve moda alanlarında da İngiliz etkisinin Amerika’yı kuşattığı“İngiliz İstilası” dönemini merkeze koyuyor. Karakterler bu dönem çerçevesinde şekillenirken bir yandan da Douglas ve arkadaşlarının müzikal performansları filmi ayakta tutan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle işin müzikal performans kısmı oldukça profesyonelce ele alınmış. Gerek oyuncuların sahne performansları gerekse şarkı seçimleri (bütçenin önemli bir kısmı telif hakları konusunda harcanmış)rock müzik tutkunları için keyifli anlar barındırıyor.

not-fade-away-filmloverss 3

Karakter ve hikaye gelişimi açısından aynı şeyleri söylememiz ise maalesef mümkün değil. Film, David Chase’in otobiyografisi niteliğini taşıyor. Chase, gençliğinde Douglas gibi çeşitli gruplarda davul ve bas gitar çalarak bir gün dünyaca ünlü bir müzik grubunda yer alma hayalleri kursa da art arda gelen başarısızlıklar sonucu televizyon dünyasına geçiş yapmış. Belki de 67 yaşında ilk uzun metrajını çekmesine neden olan motivasyon, onunhikaye ile olan bağı. Fakat dönemin Amerika’sını yaratma konusundaki heyecan,hikayeye yansımıyor. Senaryonun kırılma noktaları fazlasıyla tesadüfi dururken filme girip çıkan karakterler işlevsiz hale geliyor. Durum böyle olunca 110 dakika boyunca anlatı yapısı anlamsızca yıkılıp yeniden kuruluyor. Senaryodaki en istikrarlı ilişki olarak gördüğümüz Douglas ve Grace arasındaki aşkın da çatışma yaratma dışında bir işlevi yok.Her konuda 1-2 kelam etmeye çalışan ama bunu tutarlı bir senaryo içinde yapamayan bir film var karşımızda.Bir “büyüme hikayesi”nin parçaları olabilecek politik, felsefi ve cinsel unsurlar (Kennedy suikastı, Vietnam Savaşı, Afro Amerikan vatandaşların hakları, cinsel devrim, özgürce yapılan müziğe karşın müzik endüstrisinin yaratıcılığı kısıtlayan tutumu) yer yer ele alınsa fazlasıyla arka planda kalıyorlar.

Geçtiğimiz yılın son aylarında festivallerde görücüye çıkan ve ülkemizde vizyon imkanı bulmasına şaşırdığım “Sen Gitmeden Önce”, ele aldığı dönemi canlı bir şekilde yansıtıyor. Müzikleriyle etki bırakan ve kültürel değişimleri kronolojik olarak resmeden film, Douglas rolündeki John Magaro ile geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan James Gandolfini başta olmak üzere oyuncularının çabasıyla rock müzik severlerin göz atması gereken bir yapım. Ama ilk paragrafta sorduğum soruya cevap verebildiğini söylemem güç. Keşke, “müziği ve sinemayı bir araya getirecek” bir yapı kurma hevesi kurmacayla değil belgesel bir filmle değerlendirilseydi.

“Sana nasıl olacağını anlatayım/ Sen bana aşkını vereceksin/ Ben seni gece ve gündüz seveceğim/ Aşkımın yok olmayacağını bilirsin” Orijinal ismini (Not Fade Away) Buddy Holly’nin yazdığı ama The Rolling Stones’un geniş kitlelere duyurduğu şarkıdan alan “Sen Gitmeden Önce”, 1960’lar rock müziğine yazılmış bir aşk mektubu olma amacı güdüyor. Peki bir film olarak bunu ne kadar başarıyor? The Sopranos dizisinin yaratıcısı David Chase’in ilk uzun metrajlı filmi olan “Sen Gitmeden Önce”, izleyicileri 1960’lar Amerikası’nda yolculuğa çıkarıyor ve bir rock grubu kurmaya çalışan Douglas ve arkadaşlarının “büyüme hikayesi”ni anlatıyor. Ailesinin ekonomik açıdan zor durumda olmasından dolayı hissettiği baskı bir yana okulda hoşlandığı Grace’in dikkatini çekme çabası da Douglas’ın üzerinde bir yük olarak duruyor. Douglas zamanla hayallerini gerçekleştirmeye başladıkça kendisini ailesi ve arkadaşlarıyla yaşayacağı problemlerin merkezinde buluyor. Chase, dönemin popüler kültürünü ve olaylarını arka plana başarıyla yerleştiriyor. Örneğin The Rolling Stones’un nasıl kurulduğuna dair izlediğimiz giriş niteliğindeki sahne (müzikseverler için büyük bir grubun ne kadar küçük bir kıvılcımla ortaya çıkabildiğini göstermesi açısından heyecan verici) sonrası New Jersey’in banliyö mahallelerine geçiş yapıyoruz. Birçok filmde New York’un arka bahçesi olarak nitelendirilip çıkmazda olan karakterlerin başkenti muamelesi gören New Jersey, yine kendisine biçilen rolü üstleniyor. Buna karşın yönetmen, The Rolling Stones ve The Beatles’ın müzikal devrimleriyle birlikte sanat ve moda alanlarında da İngiliz etkisinin Amerika’yı kuşattığı“İngiliz İstilası” dönemini merkeze koyuyor. Karakterler bu dönem çerçevesinde şekillenirken bir yandan da Douglas ve arkadaşlarının müzikal performansları filmi ayakta tutan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle işin müzikal performans kısmı oldukça profesyonelce ele alınmış. Gerek oyuncuların sahne performansları gerekse şarkı seçimleri (bütçenin önemli bir kısmı telif hakları konusunda harcanmış)rock müzik tutkunları için keyifli anlar barındırıyor. Karakter ve hikaye gelişimi açısından aynı şeyleri söylememiz ise maalesef mümkün değil. Film, David Chase’in otobiyografisi niteliğini taşıyor. Chase, gençliğinde Douglas gibi çeşitli gruplarda davul ve bas gitar çalarak bir gün dünyaca ünlü bir müzik grubunda yer alma hayalleri kursa da art arda gelen başarısızlıklar sonucu televizyon dünyasına geçiş yapmış. Belki de 67 yaşında ilk uzun metrajını çekmesine neden olan motivasyon, onunhikaye ile olan bağı. Fakat dönemin Amerika’sını yaratma konusundaki heyecan,hikayeye yansımıyor. Senaryonun kırılma noktaları fazlasıyla tesadüfi dururken filme girip çıkan karakterler işlevsiz hale geliyor. Durum böyle olunca 110 dakika boyunca anlatı yapısı anlamsızca yıkılıp yeniden kuruluyor. Senaryodaki en istikrarlı ilişki olarak gördüğümüz Douglas ve Grace arasındaki aşkın da çatışma yaratma dışında bir işlevi yok.Her konuda 1-2 kelam etmeye çalışan ama bunu tutarlı bir senaryo içinde yapamayan bir film var karşımızda.Bir “büyüme hikayesi”nin parçaları olabilecek politik, felsefi ve cinsel unsurlar (Kennedy suikastı, Vietnam Savaşı, Afro Amerikan vatandaşların hakları, cinsel devrim, özgürce yapılan müziğe karşın müzik endüstrisinin yaratıcılığı kısıtlayan tutumu) yer yer ele alınsa fazlasıyla arka planda kalıyorlar. Geçtiğimiz yılın son aylarında festivallerde görücüye çıkan ve ülkemizde vizyon imkanı bulmasına şaşırdığım “Sen Gitmeden Önce”, ele aldığı dönemi canlı bir şekilde yansıtıyor. Müzikleriyle etki bırakan ve kültürel değişimleri kronolojik olarak resmeden film, Douglas rolündeki John Magaro ile geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan James Gandolfini başta olmak üzere oyuncularının çabasıyla rock müzik severlerin göz atması gereken bir yapım. Ama ilk paragrafta sorduğum soruya cevap verebildiğini söylemem güç. Keşke, “müziği ve…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi