Atıf Yılmaz’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve senaryosunu Yavuz Turgul’un yazdığı Şekerpare, 1983 yılında sinema salonlarında boy göstermiş ve Türkiye Sineması’nın en değerli örneklerinden biri haline gelmiştir. Bu değeri kazanması bir tesadüf değil. Şekerpare, içinde birçok katman ve disiplin barındırması ve döneminin çok ötesinde bir yapım olması sebebiyle önplana çıkmayı başarıyor. Şekerpare, öncelikle sinemamızın ender müzikal örneklerinden biridir ve entrikalarla dolu bir aşk filmi olmasının yanı sıra, toplumsal bir filmdir. Bütün bunların ortak paydasında ise, hicivlerle bezeli bir komedi filmi olarak tanımlanabilir. Başrollerinde Şener Şen ve İlyas Salman’ın yer aldığı filmde ayrıca, Yaprak Özdemiroğlu, Şevket Altuğ, Ayşen Gruda, Neriman Köksal, Berrin Koper, Serra Yılmaz ve Ali Taygun gibi isimler de yer alıyor. Üç farklı ana mekanda geçen filmin bu kalabalık ve yıldızlardan kurulu kadrosu elbette en dikkat çekici özelliği olarak göze çarpıyor. Yavuz Turgul’un kaleminden gücünü alan senaryosu, gerekli detayları vermekte yeterlilik göstererek filmin üstlenmek istediği bütün özellikleri desteklemeyi başarıyor.

Şekerpare: İstanbul’un Günah Yeri Galata

Şekerpare, bütün esnafı haraca bağlamış, rüşvetçi bir komiser olan Ziver Bey’in (Şener Şen) kurduğu yozlaşmış düzeni konu alır. Galata’da hiç sevilmemesine rağmen kendisine dokunulamayan Ziver’in, esnafın ve çevresinin başına açtığı dertler bir türlü bitmez. Bunların sonuncusu da evlatlığı olan Peyker’i (Ayşen Gruda) hamile bırakması olur. Peyker’in hamileliği anlaşılmadan onu evlendirmek isteyen Ziver, karakola yeni atanan bekçi Cumali’yi (İlyas Salman) gözüne kestirir ve onun güvenini kazanır. Ama Cumali, Ziver’in bütün suçlarına karşı duran, cahil olsa da ilkeleri olan bir bekçidir ve Ziver’in işlerini fazlasıyla zorlaştırır.

Film, bir Galata genelevinde sermayelerin şarkı söylemesiyle açılıyor. Galata ve civarının hayatı hakkında olan bu şarkıyla birlikte genelevde çalışan kadınların aynı zamanda filmin anlatıcısı olduğu anlaşılıyor. İlk sekansta dördüncü duvarı yıkarak, evin salonunda dans eden kadınlarla izleyiciyi göz göze getiren Atıf Yılmaz, böylece hikayeyi kimin ağzından anlattığını da belli etmiş oluyor. Bu sahnenin devamında Galata’daki düzenin bir özeti aktarılır ve Ziver’i ilk defa görürüz. Hurşit ile birlikte, her perşembe olduğu gibi esnafı dolaşmaya çıkmıştır. Haraçtan bıkan esnaf, bireysel şikayetlerin ardından küçük bir ayaklanma çıkarır ve karakola yürümeye başlar. Ancak Ziver’in hazır cevaplığı ve işleri idare etme yeteneği sayesinde bu ayaklanma yatışır. Parasını geri isteyen esnafı “Padişahım çok yaşa!” diyerek susturan ve ayaklanmayı üst idareye şikayet etmekle tehdit eden Ziver, böylece Osmanlı’nın son zamanlarındaki yozlaşma kültürünü olabilecek en net biçimde göstermiş olur. Ziver’in esnafı ikna etmeye çalıştığı sırada attığı nutuğa denk gelen Cumali, Serkomiserine hayran kalır. Hurşit’i suçlu gösteren Ziver ile Hurşit arasındaki güvene dayalı ilişkinin dayanakları da bu sahne ve devamında kapalı kapılar ardından gösterilir.

Şekerpare’nin toplumsal altyapısı, filmin ön planındaki aşk hikayesi ve entrika temasıyla güçlü bir bağ kurar. Bir dönem filmi olması sebebiyle toplumsal ögeleri göz ardı etmeyen Atıf Yılmaz, dönemin sokaklarını ve hane içini de gözlemleyerek iki yüzlü yaşam tarzlarına ve kapalı kapılar ardında yaşananlara dikkat çekiyor. Ziver’in Peyker ile olan ilişkisi bunun en net örneği olarak karşımıza çıkıyor. Otorite korkusunun toplumsal hayata edilgen etkileri pek çok farklı şekilde kendini gösterebiliyor. Bu yansımalardan bir diğerinin de, genelevde çalışan kadınların “sermaye” olarak adlandırılması olduğu söylenebilir. Filmde göstermelik yaşanan hayatın yüzeyselliğinin altında, Cumali hariç herkesin sırları ya da toplumsal normlar karşısında utanması gereken hataları olduğunu vurgulanıyor. Toplumsal çarpıklık ve yozlaşmışlık bir alışkanlık halinde devam ediyor ve senaryo içerisinde, farkında olmadan bütün bağlılığıyla düzenin devamı adına hareket ederken düzeni bozan Cumali’nin varlığı resmi değiştiren unsur oluyor. Cumali’nin saflığı ve otoriteye olan bağlılığı, onu filmin hem kahramanı ve hem de kurbanı yapıyor. Cumali, Ziver’in kurtulmak için yaptığı planın ortasında buluyor kendisini. Öte yandan bu planın bir parçası olabilmek için geneleve gittiğinde orada çalışan Şekerpare’ye aşık oluyor birdenbire. Cumali’nin saflığı ve iyi niyeti, aşık oluşunun ardından daha da net tasvir ediliyor. İki yüzlülüğü reddeden ve içinden geldiği gibi, doğru bildiği şekilde hareket eden Cumali, yine aşağılanan ve alay edilen oluyor.

Cumali’nin Derdi Bambaşka, Düşmüş Yüreciği Bir Dizi Aşka

Cumali’nin aşkını bildiği şekilde yaşaması, toplumsal kalıpları bilmemesi ama öğrendikçe de reddetmesi onun kurbanlığından ziyade kahramanlığını pekiştiriyor. Düzen içerisinde herkesin belli planlar ve çıkar çatışmaları arasında gelişen gündelik hayatlarına karşılık, Cumali ağzına geleni direkt söylemeyi ve aklına geçeni hemen yapmayı tercih ediyor. Cumali’yi bu denli özel ve aynı zamanda can sıkıcı kılan özellikler bunlar oluyor. Cumali ve Şekerpare’nin aşkı yeşerdikçe, bir başka toplumsal norm ortaya dökülüyor. Cumali’nin ağzından dökülen “Bu dönemde benim gibi bekçiye kim kız verir ki?” sorusuna Şekerpare de “Benim gibi biriyle kim, niye evlensin ki?” sorusuyla karşılık veriyor. Alt ve üst arasındaki eşitsizliğin alışılmış bir refleks haline gelişi hicve yansıyor ve Atıf Yılmaz ile Yavuz Turgul, filmin ikinci yarısında bu normu yıkıyor; yozlaşmış düzenin gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor.

Aslında, oldukça bariz yansımaları tahmin etmesi kolay göndermelerle anlatan Atıf Yılmaz, yenilikçi ve farklı bir iş ortaya koymak isterken, güvenli sulardan da uzaklaşmamak için çabalıyor. Şekerpare’nin yapısını bu yönde uyarlarken doğru bir yöntem izlediğini söylemek mümkün. Çünkü Şekerpare’nin Yeşilçam dahilinde bu denli özel bir yer edinmesinde, geleneksel dokunuşların da fazlasıyla etkisi var. Bu geleneksel dokunuşları, birçok farklı ve özgün açıyla ele almak ortaya çıkan yapımın kalitesini pekiştiriyor. Filmin karakterizasyon zenginliği de, senaryonun sağlam yapısı dahilinde gerçek bir zenginliğe dönüşüyor. Filmin geçtiği üç ana mekanda kendine özgü karakterleri bulabilmek ve hepsinin birbiriyle uyum içerisinde geçinmesini izleyebilmek film özelinde Atıf Yılmaz’ın başarılarından bir diğeri olarak göze çarpıyor. Toplum gözünde ideal insan tiplemelerinden düşük terbiyeli ya da ahlaksız olarak gösterilen tiplere; toplumun alt tabakasından üst tabakasına kadar belli çerçevede stereotiplere rastlamak mümkün oluyor. Filmin ikinci yarısı itibariyle domino taşı gibi ilerleyen ve sürprize yer vermeyen bir Yeşilçam melodramı ritmi yakalayan Şekerpare, müzikal tarafının etkisinin artmasıyla özgünlüğünü korumayı başarıyor.  Filmin ana fikrini oluşturan bütün normlar geride bırakıldıktan sonra, Süt Kardeşler’e benzetilebilecek bir entrika zinciri kuruluyor. Bu şekilde filmin komedi atmosferi etkisini artırırken hicivlerden sıyrılıyor, bir aile komedisine evriliyor. Türkiye Sineması’na bir başyapıt kazandıran Atıf Yılmaz, güvenli sulara dönerek Yeşilçam geleneğinden kopmadan sürprizsiz bir finale imza atıyor.

Yönetmen: Atıf Yılmaz

Senarist: Yavuz Turgul

Yapımcı: Ertem Eğilmez

Müzik: Mutlu Torun

Görüntü Yönetmeni: Ertunç Şenkay

Stüdyo: Arzu Film

Yapım Yılı: 1983

Oyuncular: Şener Şen, İlyas Salman, Yaprak Özdemiroğlu, Şevket Altuğ, Ayşen Gruda, Neriman Köksal, Berrin Koper, Serra Yılmaz, Ali Taygun

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi