Film karakterlerinin cinsel yönelimleri her zaman göründüğü gibi değildir! Finding Forrester’dan The Conversation’a; The Thin Red Line’dan Midnight Express’e karakterlerin gizli kalmış cinsel kimlikleri.

Hatırlarsanız My Own Private; ailesi tarafından terk edilmiş, hayatını hep sokaklarda geçirmiş ve oldukça sessiz bir karaktere sahip olan narkolepsi hastası Mike ile para karşılığında hem erkeklerle hem de kadınlarla cinsel birliktelik yaşasa da heteroseksüel olduğunu belirten zengin bir ailenin oğlu Scott’un hikayesini anlatıyordu. Gus Van Sant; filmin merkezine aldığı seks işçisi olan Mike ile Scott’un hikayesini konu almıştı. To Die For, Finding Forrester, Good Will Hunting’in yönetmen koltuğunda gördüğümüz Gus Van Sant; uzun bir aranın ardından 2008 yılında yine hikayesinin merkezine gay bir aktivist olan Harvey Milk’i aldığı bir diğer film Milk ile karşımıza çıkmıştı ve Amerika’nın gay hakları konusunda adeta kör olduğu bir dönemde, eşcinsel olduğunu gizlemeyen Harvey Milk’in her bireyin eşit haklara sahip olması için verdiği mücadeleyi anlattığı filmi ile oldukça yankı uyandırmıştı.

My Own Private’tan Milk’e Gizli Gay Karakterler: Gus Van Sant Sineması ve Karakterleri

My Own Private ile Milk arasında yer alan diğer filmlerinde neden eşcinsel karakterlere yer vermediğine yönelik soruya Gus Van Sant şaşkınlık içerisinde ‘aslında hayır, Finding Forrester da var!’ diye cevap veriyor. Sinemacılar sıklıkla izleyicilerin habersiz oldukları karakter geçmişlerini senaryonun alt metnine bir şekilde yerleştiriyor. Mesela Finding Forrester’da senaryoda olmamasına rağmen filmin başrol oyuncusu Sean Connery canlandırdığı karakteri gay olarak tasvir etmek istemiş, karakterle oyuncu arasında özel bir bağ meydana gelmişti. “Senaryoda yoktu; stüdyo bunun duyurusunu yapmak istemiyordu. Ama Sean, karakteri gay olarak canlandırmak istiyordu.” Aslında filmde net bir şekilde dile gelmese bile  Sean’in hayat verdiği Forrester karakterinin gay olduğunun izleri mevcut; mesela Onu ilk tanıdığımızda, dürbünüyle gözlerini kestiğinde evinde duruyor. ‘Burada sahip olduğumuz yetişkin bir erkek’ diye mırıldanıyor. ‘Oldukça güzel’ “ Gus Van Sant’ın bu açıklaması üzerine kafamızda şu sorular oluşmaya başlaması ise kaçınılmaz tabii; eğer Connery canlandıracağı karakterin geçmişine dair tüm hikayeleri bilerek, senaryoda yazmayan saklı bilgileri kapalı dolaptan çıkararak gay bir karakter ortaya çıkarıyorsa, bunu yapan başka oyuncular da var mı? Elbet Sean Connery yalnız değil.

the-conservation-filmloverss

The Conservation

Bu sorunun ardından Harrison Ford‘un henüz kariyerinin daha başlarındayken; Francis Ford Coppola’nın The Conversation‘ında hayat verdiği karakterle karşılaşıyoruz. Ford, daha sonra bu canlandırdığı karakter için Onun homoseksüel olmasına karar verene kadar ortada hiçbir rol yoktu.” açıklamasını yapmıştı. Her ne kadar yönetmen ve senaristin yarattığı film ve karakterler hikayenin gelişiminde etkili olsa da; karakterle oyuncu arasındaki bağ çok daha özel. Oyuncular için her zaman bir karakteri yaratmanın yolu, o karakterin geçmişi, yönelimi, yaşam stilleri, hayalleri gibi birçok unsuru derinlemesine araştırmasından geçer.

Harrison Ford: “Karakterin Homoseksüel Olmasına Karar Verene Kadar Ortada Hiçbir Rol Yoktu!”

rope-filmloverss

Rope

İdeal bir dünyada, cinsellik konusu, karakteristik tanımlama statüsüne yükseltilmeden görünür hale getirilir. Ama birçok alanda kendisine bu ‘ideal’ tanımda yer bulamaz. Mesela sinema sektöründe son zamanlarda biraz aşılsa da bu durum; genel olarak baktığımızda  eşcinsel karakterler ‘kalıplaşmış bir şekil’ etrafında anlatılmak isteniyor, diyebiliriz. Bu kalıba göre; gay bir karakterin açıkça feminen bir tavır sergiliyor olması gerekmekte. Tabi bir de bu durumun diğer bir açıdan bakılan yönü var. Nasıl bazı oyuncular hikayenin akışından o karakterin gay olmasına karar verip, senaryoda anlatılanın ötesine geçerek o kişiyi gay olarak canlandırabiliyorsa bazı oyuncular ise bir gay karakteri canlandırmak istemiyor, eğer yaparlarsa bu durumun kariyerlerini etkileyeceğini öne sürüyorlar. Geçmişte birçok örnekle karşılaştığımız bu durum, eskisi kadar olmasa da hala devam ediyor. Bu bize; Arthur Laurents, Hume Cronyn’le birlikte yazdığı başka bir Hitchcock gerilim filmi olan Rope‘ta gay tonlamaları yüzünden korktukları yıldızları hatırlatıyorlar; Cronyn filmin başrolleri için şunları söylemişti; “Bir öğrenci için öğretmen ve Montgomery Clift için Cary Grant istedik, ikisi de aynı nedenle rolleri reddettiler. Riske edemeyeceklerini düşünüyorlardı. Sonunda ise bu karakterleri  John Dall ve Farley Granger canlandırdı.”

the-thin-red-line-filmloverss

The Thin Red Line

Oyuncular her zaman yaratacakları karakterle farklı bir bağ kurarak, onun yaşamını benimsemeye çalışıp, karakterin her şeyini öğrenerek rollerini geliştiriyorlar tabii ki. Bu durum herkes tarafından kabul edilen ve şaşırılmayan bir durumken; durum karakterin cinsel yönelimi olunca bir değişime uğrayıveriyor. Bir karakterin eşcinsel olması, ne yazık ki şirketlere o filmin çoğu zaman ticari risk taşıdığını düşündürüyor. Bir Steve Martin komedisi olan LA Story’nin test gösteriminde izleyicilerin olumsuz bir şekilde iki lezbiyen karaktere tepki göstermesine, stüdyonun eşcinselliğe yapılan tüm referansları kaldırarak yanıt vermesi gibi… Bu sebeple ki birçok homoseksüel karakter, filmlerde bu yönlerini flu bir şekilde var etmek zorunda kalabiliyor. The Thin Red Line‘da Onbaşı Fife (Adrien Brody) ve Breakfast at Tiffany‘de Paul Varjak (George Peppard) bunlardan sadece biri. Örneğin; Midnight Express‘teki hapishanede geçen bir sahne sırf bu nedenlerle değiştirilmişti. Duş sahnesinde bir erkeğin bir hemcinsini reddetmiş gibi gözükmesi adına yapılan bu değişiklik için filmin senaristi Billy Hayes, “Sahneyi iptal etmek yerine, duşta buharı ortaya çıkararak hareketin kendisini örtmesini sağladıklarını” dile getirdi.

Kaynak: the Guardian

 

 

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi