Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Korkuluk
Scarecrow
1973 - Jerry Schatzberg
112
A.B.D
Senaryo Garry Michael White
Oyuncular Gene Hackman, Al Pacino, Dorothy Tristan |
Ekin Can Göksoy
Büyük bir olay örgüsünden çok karakterlerin geçirdiği dönüşümü irdeleyen ancak bunu çok şey göstermeden, derinlikli ve ustaca gerçekleştirebilen bir film.

Scarecrow

Sinemaya yeni heves eden bir gencin gözüne, 70’ler Amerika’sının sinemaya kazandırdığı büyük yönetmenlerin gözüne çarpması çok olasıdır: Francis Ford Coppola, Martin Scorsese, George Lucas, Steven Spielberg, Brian De Palma… Ancak bu kuşak sadece sinemacılar değil, ciddi anlamda önemli birçok büyük oyuncuyu da sinema tarihine eşsiz roller ile kazandırmıştır. Jerry Schatzberg ilk anda göze çarpan yukarıda saydığım yönetmenlerden biri olmasa da sonradan Yeni Hollywood diye adlandırılacak bu dönemin önemli isimlerinden biridir kuşkusuz. Yine pek bilinmeyen The Hireling isimli İngiliz filmi ile 1973 yılında Altın Palmiye’yi paylaşmış olmasına rağmen görece gözden kaçmış Scarecrow’a da rahatlıkla Schatzberg’in baş yapıtı diyebiliriz. Schatzberg tanınmasa da, Scarecrow filmi iki büyük oyuncuyu bir araya getirmesi ile bile tek başına önemlidir: Gene Hackman ve Al Pacino. Al Pacino, Coppola’ya olduğu kadar kendine de önemli bir başarı sağlamış The Godfather’ın ilk filmini yeni bitirmiştir. Gene Hackman ise The French Connection ile iki yıl evvel Oscar heykelciğine uzanmış ve Al Pacino’dan sonra The Conversation filmi için Coppola ile onun da aynı sene yolu kesişmiştir. Yine de Scarecrow filmi ABD’de pek sükse yapmamış ve gişe başarısı elde etmemiş, okyanusun diğer yakasında Avrupalı eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanmış ve sinemanın en büyük ödüllerindne Altın Palmiye’ye uzanmıştır. 2013 yılında yeniden gösterime sokulduğunda da, çoğu eleştirmence Pacino ve Hackman’ın karşılıklı döktürdüğü, hayatlarının en iyi performanslarını sergiledikleri konusunda bir fikir birliği olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Film 70’ler ABD’sinde iki problemli adamın tanışmasını ve enteresan dostluklarını anlatır. Gene Hackman’ın oynadığı Max Millan kolayca sinirlenen, ne yapacağı pek belli olmayan, sert mizaçlı güvenilmez bir eski mahkumdur. Henüz daha olgunlaşmamış gibi görünen, çocukça davranışlara sahip eski denizci Lion’ı ise Al Pacino canlandırır. Kaliforniya’da yolda karşılaşıp tanışırlar ve Millan’ın teklifi ile Pittsburgh’a doğru ortak bir iş kurmak – bir oto yıkamacı açmak – amacıyla yola çıkarlar. Lion uzun süredir denizdedir; denizdeyken çocuğu doğmuştur ve onu henüz görmemiştir. Tüm parasını gönderdiği karısı Annie’yi ve çocuğunu görmek için Detroit’e gitmek ister. Max de bunu kabul eder. Fakat önce, Denver’da Max’in kardeşini ziyaret ettiklerinde yaşadıkları problemlerden dolayı bir aylığına hapishaneye ait bir tarlada çalışmaya mahkum edilirler. Kolayca parlayan Max bundan dolayı Lion’ı suçlayınca araları bozulur ve çocuksu mizaçlı Lion ona ilgi gösteren başka bir suçlu ile arkadaş olur. Ancak bu Lion’ın dengesini bozacak olayların başlangıcı olacaktır. O noktadan sonra, Max sorumluluk sahibi, babacan bir role bürünecek, Lion ise gittikçe kendini kaybedip çocuksulaşacak, gerçek dünyadan kopmaya başlayacaktır.

Vietnam Savaşı’nın son yıllarında geçen, Amerikan taşra ahlakının ve Amerikan rüyasının çöküşünü simgeleyen bir dönemi bu iki kayıp adam üzerinden anlatan film, büyük laflar etme derdinde olmadan dönemin bir portresini başarılı oyunculuklarla resmediyor. Schatzberg’in kamerasını olabildiğince sakin kullanarak iki usta oyuncuya işin büyük bir kısmını bıraktığı Scarecrow her şeyden önce birbirine fark etmeden ihtiyaç duyan iki adamın birbirlerine tutunarak hayatta kalma ve kendilerini değiştirme çabasını anlatıyor.

Filmin “Korkuluk” anlamına gelen adı da, Lion’ın Max’e anlattığı bir hikayeden geliyor. Lion’a göre tarlaya konulan korkuluklar aslında kargaları korkutmaz ve güldürür. Bu sebepten de kargalar kendilerini güldüren bu iyi kalpli çiftçiye bulaşmaz. Lion ve Max de hayatları boyunca kargaları korkutmaya çalışmışlardır belki, kargaların onlara güldüğünden habersiz olarak. Lion ve Max’in ilgi çekici dostluğu her ne kadar talihsiz bir şekilde ilerlese de, film izleyiciyi içine çeken uzun diyalogları ve cömertçe aydınlatılmış sahneleri ile her şeye rağmen karamsar bir hisse sevk etmez. Schatzberg’in yapmaya çalıştığı da belki budur. Kargalar onlara gülse bile, sonuçta onlara zarar vermeyecektir ve “korkuluk” görevini – kelime anlamı ile olmasa da – yapmış olacaktır.

Stüdyodan giderek bağımsızlaşan, yönetmene daha bir “auteur” rolü biçen, klasik anlatıdan ve senaryo yapısından uzaklaşan Yeni Hollywood döneminin tipik özelliklerini taşıyan Scarecrow, büyük bir olay örgüsünden çok karakterlerin geçirdiği dönüşümü irdeleyen ancak bunu çok şey göstermeden, derinlikli ve ustaca gerçekleştirebilen bir film.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol