Savaşın Gölgesinde: Filmekimi’nin En İyi Filmlerinden Biri

Savaş başlı başına yersiz ve gereksizken, bir de çocuklar savaştan etkileniyorsa o savaşı kimin kazandığının artık hiçbir önemi yoktur. Büyüklerin çıkarları, güç gösterileri için çocukların hayatlarının çalınması gelmiş geçmiş en büyük savaş suçu, hatta insanlık suçu olarak değerlendirilmelidir.

Filmekimi kapsamında izlediğim ‘Savaşın Gölgesinde’ (Lore) filmi Nazi Almanyası’na farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Bu zamana kadar pek çok filmde döneme Yahudilerin açısından bakıp maruz kaldıkları kıyımı ve haksızlığı, çaresizce ve insanlık dışı bularak izledim. Savaşın Gölgesinde filmi ise Hitler diktatörlüğünün son günlerinde babası Nazi subayı, annesi Hitler hayranı olan beş çocuğun evlerini terk etmelerini, sonrasında da ebeveynlerinden kopup kendi başlarının çaresine bakmalarını konu ediniyor. Önce babalarından, sonra annelerinden ayrılmak zorunda kalan çocuklar, tek kalan akrabaları olan babaannelerinin yanına gidebilmek için yola koyulurlar. Yolda başlarına gelenler, çektikleri yokluk ve hastalıklar, karşılaştıkları ölümler zamansız büyümelerine sebep olur. Daha da acısı hiç bilmedikleri ve görmedikleri bir savaşın yeni mağdurları haline gelirler.

Savaşın Gölgesinde, Hitler’in ölümünü ve sonrasında yaşananları izlediğim ilk film oldu. Film sayesinde de oturup yeniden II. Dünya Savaşı’nı ve Hitler’i araştırma fırsatı buldum. Ölümünü de ilk kez bu kadar dikkatli okudum. İntiharı, vasiyeti ve ölürken bile elinden bırakmadığı diktatörlüğünü yeniden hatırladım. Bu arada büyük usta Charlie Chaplin’i yeniden ve bir kez daha mutlulukla andım. Konudan konuya geçmeyi bir kenara bırakıp filme geri döndüğümde de insanlığa çektirdiği tüm acılardan sonra yenilen Hitler ve onu destekleyen büyükleri yüzünden zarar gören bu beş kardeşe sanki gerçekten başlarına bu hikayede olanlar gelmiş gibi üzüldüm.

Beş kardeşten en büyüğü olan Lore, filmin orijinal isminden de anlaşılacağı üzere başrol karakterimiz. Lore rolünde izlediğimiz Saskia Rosendahl ise henüz ilk filminde kendisini kanıtladı. Belki film çok dramatik olduğundan, belki de zarar gören çocukları gördüğümde yaşadığım duygusallıktan, filmdeki bütün oyuncuları ayrı ayrı beğendim zaten ama Saskia acıyı, hastalığı, annesiz ve babasız kalmış kardeşlerine bakmak zorunda kaldığında düştüğü psikolojik bunalımı öyle güzel anlattı ve kanıksamamızı sağladı ki başrolü hak ettiğini kanıtladı. Ona başrolde eşlik eden Kai-Peter Malina da Saskia’yla iyi bir ikili olmuş. Onları izlerken film izlediğimi unutup, onlarla beraber yolculuk eden, aç kalan, hastalanan bir arkadaşları, kardeşleriymiş gibi hissettim.

Rachel Seiffert’in kitabından uyarlanan bu acı hikaye, yönetmen Cate Shortland’ın ellerinde tam bir sanat eserine dönüşmüş. Savaşın Gölgesinde filmini izledikten sonra bu filmin Filmekimi filmleri içinde favorim haline geldiğini söyleyebilirim. Henüz izlemediğim ve merak ettiğim başka filmler olsa da Savaşın Gölgesinde ileriki yıllarda 2012 yılı Filmekimi’ni düşündüğümde ilk aklıma gelen film olacak.

Filmi festivalde izleyemediyseniz çok şey kaçırdığınız kesin ancak bundan daha da kötüsü filmin ülkemizde vizyona girip girmeyeceğinin belli olmaması. Umarım yakın zamanda gelir ve sonbahar film haftasında izleyemeyenler sinemada bu filmi izleme şansını bulurlar. Yine de eğer bu filme bilet almadıysanız, elinizde de başka filmlere biletiniz varsa oldukça şanslısınız demektir. Bu yüzden bu film için olmasa da diğerleri için iyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi