Tarihin unutulmaz kara lekeleri; -önemsizcesine- üzerlerinde fazla durulmaması veya kimi ülkelerin kendi çıkarlarını korumak adına izlediği akıllıca politikalar sebebiyle geniş kitlelere ulaşamayabiliyor.  Tıpkı 1995 yılında, Bosna halkının maruz kaldığı acımasız şiddet, 25.000’den fazla kadının uğradığı tecavüz ve darp olayının bugün unutturulmaya çalışılması gibi. Savaşların, çocukların ve sivil halkın üzerinde yarattığı psikolojik sorunları çözebilmek ne yazık ki kolay değil. İnsanların içindeki kin, nefret ve hırs bitmediği sürece de çocukları ve masum sivilleri savaşların içinden çekmemiz imkansız gözüküyor. Ülkelerin ya da toplumların vermesi gereken karar; birbirleriyle savaşmak değil, birlik olup yozlaşmaya yüz tutan insanlık adı altındaki nefrete karşı savaşmak.

İnsanlığın var olduğu ilk günden bu yana savaşmak için bir değil binlerce saçma sebep üretiliyor. Bu saçma sebeplerin arkasına sığınarak kendi eşi ve çocuğu evde bekleyen sözde askerler genç kadınlara tecavüz ediyor, küçük çocukları öldürürken bir saniye bile düşünmüyor. Peki, neden(?), paylaşamadığımız ne(?)  ya da kim, neyi paylaşamadığı için askerlere ya da sözde savunuculara masum insanları öldürtüyor?

15 Aralık 1937 yılında, Çin Cumhuriyeti’nin o dönem başkenti olan Nanking kenti Japon İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiştir. Bu sırada “savaşın doğasına uygun şekilde” bölge halkına türlü işkenceler yapan işgal askerleri, Çin’in resmi kayıtlarına göre 30000 kadar kadın ve çocuğa tecavüz etmiştir. Gerçek olayları, kendi üslubuyla ele alan Çinli kadın yazar Yan Geling’in eserinden uyarlanan film, savaşın çirkin yüzünü izleyiciye göstermekten çekinmiyor. Filmin yönetmeni Zhang Yimou, “herkesin gerçekleri bilmesi gerekir” diye düşünmüş olacak ki, savaşın tüm çirkin yönlerini beyazperdeye taşıyor. Öyle ki, henüz küçük yaştaki kız çocuklarının tecavüze uğradığını başarılı yönetmenin gözlerinden görmek, canice öldürüşlerini seyretmek ve tüm bunlardan daha acı olanı; tüm bu olayların gerçekten yaşanmış olduğunu bilmek insanın kanını donduruyor.

Savaşın Çiçekleri (The Flowers of War) filmi;  Japon İmparator Ordusu, Çin’in başkentini işgal ettiği sırada savaşın tam ortasında bulunan ve dokunulmayacağı konusunda anlaşmaya varılan bir Katedralin içinde mahsur kalan bir grup öğrencinin ve hayat kadınlarının savaşla olan imtihanını anlatıyor. Uyanık ve para düşkünü bir levazımatçı olan John Miller (Christian Bale) savaş sırasında, para karşılığında katedralin pederini gömmek için şehre gelir. Amacı bir günlüğüne sıcak bir yatak ve cebine biraz para indirmek olan Miller, gelişen olaylar sırasında pederliğe soyunur ve artık koruması gereken bir grup kadın vardır.

Filmin belki de daha geniş kitlelerce duyulmasının en büyük sebeplerinden biri olan Amerikalı aktör Christian Bale, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. Açıkçası, burada fazlasıyla kelimesi başarılı oyuncunun, muhteşem performansının yanında basit bir kelime olarak görülebilir. Kara Şövalye (Dark Knight) efsanesinin Batman’i bir kez daha her rolü başarıyla canlandırabileceğini kanıtlar şekilde adeta oyunculuk dersi veriyor. Küçük oyuncuların da, Christian Bale ile uyum içinde olduğunu söyleyebiliriz ancak hayat kadınlarını canlandıran Çinli oyuncular -bir isim dışında- filmin genel oyunculuk performansının gerisinde kalıyor. Kadın oyuncular arasından sıyrılan ve hayat kadınlarının lideri konumunda bulunan Ni Ni isimli genç yıldız, gerek büyüleyici güzelliğiyle gerekse ilk oyunculuk deneyimi olmasına aldırış etmeden sergilediği başarılı performansıyla adından uzun süre söz ettireceğe benziyor.

Savaşların haftalar, aylar, bazen ise birkaç yıl sürdüğü gerçeğinin karşısında sivil halk üzerindeki etkisinin uzun yıllar sürdüğü unutulmamalı. Küçük kızların tecavüze uğramamak için verdiği çabayı, askerlerin ellerinde silahlarla “kadınnn kadınnn” diye bağırıp sokaklarda dolaşmalarını beyazperdede izledikten sonra dahi, uzun süre etkisinden çıkamadığımızı düşünecek olursak, 1937 yılında gerçekleşen bu olayın kahramanlarının ve yakınlarının bu yıkımdan sonra nasıl bir hayat geçirdiklerini anlamak zor olmayacaktır.

Savaşın Çiçekleri filmi, uzun süresine rağmen bir saniye bile sıkmadan, hafızanızda önemli bir yere sahip olabilecek kadar başarılı. Her ne kadar filmin adı Savaşın Çiçekleri olsa da savaşların çiçekleri olmaz, olamaz. Çocuklar, kadınlar ve sivillerin adı savaş kelimesinin ardından kullanılarak kirletilmemeli diyerek Yimou Zhang’ın birçok açıdan zirveye ulaştığı filmi, tarihi bir lekeyi daha öğrenmek ve bir daha yaşanmaması için umut etmek adına izlemenizi öneriyorum.

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi