2004’te çektiği The Passion of the Christ ile Hristiyan dünyasında tartışmalara yol açan ve Yahudi karakterleri kötü gösterdiğinden dolayı eleştiriler alan Mel Gibson, 2006’da Apocalypto’yu yöneterek yönetmenlik kariyerine devam etmişti. Gibson’ın aynı yıl alkollü araç kullanırken gözaltına alındığı sırada Yahudilere küfür etmesi ve siyahilere hakaretler yağdırdığı bir telefon görüşmesinin ses kayıtlarının medyaya düşmesi ise Hollywood’tan dışlanmasıyla sonuçlandı.  2006’daki Apocalypto filminden beri film yönetmeyen, 2003 – 2010 arasında ise oyuncu olarak hiçbir filmde rol almayan Gibson, 10 yıl aradan sonra çektiği savaş filmi Savaş Vadisi ile iddialı bir şekilde sektöre geri döndü.

Savaş Vadisi, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD – Japonya savaşı sırasında insanları öldürmeyi reddeden vicdani retçi asker Desmond T. Doss’un sağlıkçı olarak savaşa gönderilmesi ve tek bir kurşun bile sıkmadan 75 askeri kurtarması üzerine bir hikâye. Filmin vicdani retçi bir askerin hayat hikâyesini temel almasına rağmen bu düşünceyi savunan bir bakış açısına sahip olduğunu söylemek pek mümkün değil. Konuya politik bir noktadan bakmaktan ziyade, Doss’un çocukluğundaki sahneyle ilişkili olarak inanç üzerinden bir tutum sergileniyor. Neticede Doss savaşta insan öldürmeyi kabul etmemesine rağmen o cehennem atmosferinin içinde yer alarak birçok kişinin hayatını kurtarıyor. Böylelikle onur madalyasına sahip olan bir vicdani retçi olarak tarihe geçiyor.

Filmi kendi içinde ikiye bölmemiz gerekirse, ilk yarısı geleneksel biyografik film şablonlarını temel alıyor. Vicdani retçi Doss’un aile yaşantısı, çocukluğuna dair flashback sahneleri, yıldırım aşkı şeklinde gelişen duygusal hayatı ve askerlik sürecinde çektiği psikolojik işkenceler alıştığımız Hollywood klişeleriyle gösteriliyor.  İkinci yarıda tamamen savaşa odaklanan film esas gücünü oldukça şiddetli ve kanlı bir şekilde gözler önüne serilen savaş sahnelerindeki ani ölümlerden alıyor. Filmin adeta kurşun yağmurları içerisinde geçen atmosferinde kopan bacaklar, fışkıran kanlar, patlayan bombalar derken izleyici nefes almayı unutuyor. Bu açıdan Simon Duggan’ın sinematografisi ve John Gilbert’ın kurgusunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. Lakin, aksiyon sahneleri birbiri ardına gelen ani ölümlerden dolayı aşırı gerçekçi gibi gözükse de “bombayı smaçla karşılayıp voleyle uzaklaştıran asker” -mübalağa değil!- gibi uçuk sahneler bu gerçekçiliğe darbe vuruyor. Üstelik uçurumun dibinde Amerikan askerlerinin halatla yukarıya tırmandıkları sahnede niye hiçbir Japon askerinin uçurumdan aşağı bomba atmadığı ya da halatı devre dışı bırakmayı denemediği gibi mantıksal tutarsızlıklar da ortaya çıkabiliyor.

Savaş Vadisi: İddialı Savaş Sahnelerinin Başarısını Uyumsuz Oyunculuklar Gölgeliyor

Savaş Vadisi, Oscar sezonunda kurgu, ses miksajı, ses tasarımı, görsel efekt gibi teknik dallarda olmak üzere tahminen 5-6 dalda adaylık alacaktır. Normalde bu tarzda epik hikâyesi olan bir filmin oyunculuk dallarına da ambargo koyması beklenir ama yanlış cast seçimlerinden dolayı bu dallarda sıfır çekerse şaşırmamak lazım. Doss’u canlandıran Andrew Garfield, gerçek Desmond Doss’a benzememesi bir yana abartılı mimikleri ve şaşkın tavırlarıyla izleyicinin karakterle özdeşleşebilmesi açısından riskli bir tercih. Bu yüzden yama gibi gözüken aşk hikâyesini de inandırıcı kılamıyor, izleyiciye duyguyu geçiremiyor. Sadece karakterin zaten gerçekte var olan söylemleri ve fedakârlıklarıyla ayakta kalabiliyor, bir oyuncu olarak karaktere ekstra bir şeyler katamıyor. Vince Vaughn, Çavuş Howell karakterini Full Metal Jacket’taki R. Lee Ermey’in oynadığı Çavuş Hartman iddiasıyla canlandırmaya çalışıyor ama komedyen kimliğinden de ötürü onun bir parodisi gibi kalma tehlikesi yaratıyor. Bugüne kadar hiçbir filmde oyunculuğuyla ön plana çıkabildiğini göremediğimiz Sam Worthington ise Yüzbaşı Glover rolünde o kadar etkisiz kalıyor ki, armaları görmesek Dowell’ın Glover’dan daha kıdemli biri olduğu yanılgısına düşmek bile olası. Teresa Palmer, hikayenin aşk kısmında Hollywood’daki herhangi bir kadın oyuncunun oynayabileceği sıradanlıkta bir performans sergilerken, Luke Bracey filme yakışıklılık kontenjanından dâhil olmuş gibi duruyor. Sadece Dos’un babasını canlandıran Hugo Weaving ve annesini oynayan Rachel Griffiths’in doğru seçimler olduğunu söylemek mümkün.

Mel Gibson’un 10 yıl aradan sonra yönetmenliğe geri dönüşünü müjdeleyen Savaş Vadisi, ikinci yarısındaki iddialı savaş sahneleriyle teknik açıdan hafızalara kazınmasına rağmen uyumsuz oyuncu seçimleri yüzünden hikâyenin karakterler arası dramatizasyonunda aynı başarıyı sağlayamıyor. Buna rağmen filmin şu sıralar Türkiye’de esen “Dağ 2” fırtınasının bir benzerini ABD izleyicisinde yaratacağına kuşku yok.

2004’te çektiği The Passion of the Christ ile Hristiyan dünyasında tartışmalara yol açan ve Yahudi karakterleri kötü gösterdiğinden dolayı eleştiriler alan Mel Gibson, 2006’da Apocalypto’yu yöneterek yönetmenlik kariyerine devam etmişti. Gibson’ın aynı yıl alkollü araç kullanırken gözaltına alındığı sırada Yahudilere küfür etmesi ve siyahilere hakaretler yağdırdığı bir telefon görüşmesinin ses kayıtlarının medyaya düşmesi ise Hollywood’tan dışlanmasıyla sonuçlandı.  2006’daki Apocalypto filminden beri film yönetmeyen, 2003 – 2010 arasında ise oyuncu olarak hiçbir filmde rol almayan Gibson, 10 yıl aradan sonra çektiği savaş filmi Savaş Vadisi ile iddialı bir şekilde sektöre geri döndü. Savaş Vadisi, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD – Japonya savaşı sırasında insanları öldürmeyi reddeden vicdani retçi asker Desmond T. Doss’un sağlıkçı olarak savaşa gönderilmesi ve tek bir kurşun bile sıkmadan 75 askeri kurtarması üzerine bir hikâye. Filmin vicdani retçi bir askerin hayat hikâyesini temel almasına rağmen bu düşünceyi savunan bir bakış açısına sahip olduğunu söylemek pek mümkün değil. Konuya politik bir noktadan bakmaktan ziyade, Doss’un çocukluğundaki sahneyle ilişkili olarak inanç üzerinden bir tutum sergileniyor. Neticede Doss savaşta insan öldürmeyi kabul etmemesine rağmen o cehennem atmosferinin içinde yer alarak birçok kişinin hayatını kurtarıyor. Böylelikle onur madalyasına sahip olan bir vicdani retçi olarak tarihe geçiyor. Filmi kendi içinde ikiye bölmemiz gerekirse, ilk yarısı geleneksel biyografik film şablonlarını temel alıyor. Vicdani retçi Doss’un aile yaşantısı, çocukluğuna dair flashback sahneleri, yıldırım aşkı şeklinde gelişen duygusal hayatı ve askerlik sürecinde çektiği psikolojik işkenceler alıştığımız Hollywood klişeleriyle gösteriliyor.  İkinci yarıda tamamen savaşa odaklanan film esas gücünü oldukça şiddetli ve kanlı bir şekilde gözler önüne serilen savaş sahnelerindeki ani ölümlerden alıyor. Filmin adeta kurşun yağmurları içerisinde geçen atmosferinde kopan bacaklar, fışkıran kanlar, patlayan bombalar derken izleyici nefes almayı unutuyor. Bu açıdan Simon Duggan’ın sinematografisi ve John Gilbert’ın kurgusunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. Lakin, aksiyon sahneleri birbiri ardına gelen ani ölümlerden dolayı aşırı gerçekçi gibi gözükse de “bombayı smaçla karşılayıp voleyle uzaklaştıran asker” -mübalağa değil!- gibi uçuk sahneler bu gerçekçiliğe darbe vuruyor. Üstelik uçurumun dibinde Amerikan askerlerinin halatla yukarıya tırmandıkları sahnede niye hiçbir Japon askerinin uçurumdan aşağı bomba atmadığı ya da halatı devre dışı bırakmayı denemediği gibi mantıksal tutarsızlıklar da ortaya çıkabiliyor. Savaş Vadisi: İddialı Savaş Sahnelerinin Başarısını Uyumsuz Oyunculuklar Gölgeliyor Savaş Vadisi, Oscar sezonunda kurgu, ses miksajı, ses tasarımı, görsel efekt gibi teknik dallarda olmak üzere tahminen 5-6 dalda adaylık alacaktır. Normalde bu tarzda epik hikâyesi olan bir filmin oyunculuk dallarına da ambargo koyması beklenir ama yanlış cast seçimlerinden dolayı bu dallarda sıfır çekerse şaşırmamak lazım. Doss’u canlandıran Andrew Garfield, gerçek Desmond Doss’a benzememesi bir yana abartılı mimikleri ve şaşkın tavırlarıyla izleyicinin karakterle özdeşleşebilmesi açısından riskli bir tercih. Bu yüzden yama gibi gözüken aşk hikâyesini de inandırıcı kılamıyor, izleyiciye duyguyu geçiremiyor. Sadece karakterin zaten gerçekte var olan söylemleri ve fedakârlıklarıyla ayakta kalabiliyor, bir oyuncu olarak karaktere ekstra bir şeyler katamıyor. Vince Vaughn, Çavuş Howell karakterini Full Metal Jacket’taki R. Lee Ermey’in oynadığı Çavuş Hartman iddiasıyla canlandırmaya çalışıyor ama komedyen kimliğinden de ötürü onun bir parodisi gibi kalma tehlikesi yaratıyor. Bugüne kadar hiçbir filmde oyunculuğuyla ön plana çıkabildiğini göremediğimiz Sam Worthington ise Yüzbaşı Glover rolünde o kadar etkisiz…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Mel Gibson’un 10 yıl aradan sonra yönetmenliğe geri dönüşünü müjdeleyen Hacksaw Ridge, ikinci yarısındaki iddialı savaş sahneleriyle teknik açıdan hafızalara kazınmasına rağmen uyumsuz oyuncu seçimleri yüzünden hikâyenin karakterler arası dramatizasyonunda aynı başarıyı sağlayamıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.15 ( 3 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi