No Man’s Land ile yabancı dilde en iyi film Oscar’ına; Bir Hurdacının Günlüğü ile ise Altın Ayı’ya layık görülen Saraybosnalı yönetmen Danis Tanovic’e bu yıl Berlinale’de Jüri Büyük Ödülü kazandıran filmi Saraybosna’da Ölüm – Death in Sarajevo; ünlü Fransız düşünür Bernard-Henri Levy’nin Hotel Europe isimli oyununun serbest bir uyarlaması. Levy’nin Avrupa’nın ve Batılı devletlerin sorumluluktan kaçışlarını eleştirmek için yazdığı bu metnini, oldukça özgün bir biçimde, bugünün Saraybosna’sındaki lüks bir otele uyarlayarak bir mikro kozmos yaratan Tanovic başarılı bir alegoriye imza atıyor. Bosna-Hersek’i felç eden yüzyıllık tarihin özetini büyük bir ustalıkla ortaya koyan Tanovic’in alegorisi; Yahudi Soykırımı’ndan, Bosna Katliamı’na ve hatta bugün Lampedusa’da yaşanan vahşete gözlerini kapayan Batı’nın ikiyüzlülüğünü ifşa ediyor.

Saraybosna’nın en meşhur hoteli Hotel Europa, ilkokul ve lise tarih kitaplarından I. Dünya Savaşı’nı başlatan olay olarak hatırlayacağımız ve tarihe Saraybosna Suikasti olarak geçen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Arşidükü Franz Ferdinand’ın Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından öldürülmesinin 100. yıl dönümünde, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen bürokratları ağırlamaya hazırlanmaktadır. Bu esnada, ihtişamlı ve dünyaca ünlü siyasilere, sanatçılara ev sahipliği yapmış otelin çatı katında Bosnalı bir gazeteci Saraybosna Suikasti’nin yıl dönümü için hazırladığı bir televizyon programında, Franz Ferdinand’ı öldüren Gavrilo Princip’in terörist mi yoksa kahraman mı olduğunu tartışırken; otelin mutfak ve çamaşırhane bölümünde çalışan işçiler otel yönetimi tarafından aylardır ödenmeyen maaşlarını protesto etmek amacıyla greve hazırlanmaktadır. Hemen her katında tansiyonun iyice yükselmeye başladığı bu otelde şiddetin kirli yüzü yeniden ayyuka çıkacaktır.

Saraybosna’da Ölüm: Diyalogsuzluğun Yarattığı Bir Kara Leke

I. Dünya Savaşı’nı başlatan bu suikast olayıyla birlikte Balkanlar coğrafyasının kaderini belirleyen tüm tarihi süreci karakterlerin ağzından dile getiren ve bu süreçte Sırplar ve Hırvatlar arasındaki savaşta bile hep Bosnalıların kurban edilmesine göz yuman Avrupa’yı sert bir dille eleştiren Tanovic karakterlerinden birine “20. yüzyıl Avrupa tarihi Saraybosna’da başladı ve burada bitti.” dedirterek aslında insanlığın çürümüşlüğünü vurgular. Çatı katındaki televizyon programında konuşmak için sırasını bekleyen ve adını ailesi tarafından halk kahramanı olarak görülen Gavrilo Princip’ten alan yeni nesil Gavrilo Princip ise televizyon programcısıyla tartışmaya girerek ona Bosna tarihinin Avrupalı devletler tarafından değiştirilmeye çalışıldığını; bu sebeple Gavrilo Princip’in tarihe bir halk kahramanı değil de suçlu ve terörist olarak geçtiğini ve esas sorgulanması gerekenin bu olduğunu anlatır. Ona göre bir ülkenin tüm kaderi kendi tarihlerinin başkaları tarafından yazılmış olması üzerinden belirlenmiştir. Herkesin kendi doğruları üzerinden yazmaya çalıştığı tarih sebebiyle göz ardı edilmemesi gereken katliamların, soykırımların üzeri kapatılmaya çalışılmaktadır. Nitekim televizyon programcısının itiraz ettiği şey de budur. Gavrilo Princip belki bir kahraman olabilir fakat Bosna Savaşı’nda binlerce Boşnak’ı soykırıma tabii tutan insanların bir kahraman olarak lanse edilmesi asla kabul edilemez. Batı’nın görmezden geldiği ve üç maymunu oynadığı bu soykırımı henüz dile getirmeye başlaması ve bir anlamda günah çıkarmaya çalışarak tüm yaşananlardan acı duyduğunu belirtmesi şovdan başka hiçbir şey değildir. Nitekim Danis Tanovic, suikastin anma törenine konuşmacı olarak katılacak bir Fransız bürokratın, otel odasında, yapacağı konuşmaya hazırlandığı sahneleri de bu sebeple ekranlara taşır.

Bir diğer yandan greve hazırlanmakta olan otel çalışanları ise tüm bu savaşların, kirli oyunların ardında yitip giden ‘sıradan’ insanları temsil etmektedir. Vahşi kapitalizm çağında hayatta kalmak için korkunç çalışma koşullarına katlanmak zorunda olan bu insanlar kriz anlarında gözden çıkarılarak atık muamelesi görenlerdir. Kendilerine yönelik haksızlıklara itiraz ettikleri ya da haklarını aramaya çalıştıkları takdirde hemen başları ezilmeye çalışılan bu insanlar tarihin her sahnesinde ve her coğrafyasında yok sayılmış ve halen sayılmaktadır. Toplumsal tabakalaşmanın her bir tabakasını otel katlarındaki yaşamlar üzerinden aktarmayı seçerek bir anlamda mikro kozmos üzerinden insanlığın ikiyüzlülüğünü beyazperdeye taşıyan Tanovic; yönelttiği sorulara tek tek cevaplar vermek yerine, karakterleri arasında diyaloglar kurarak tarihin acılarını dindirecek panzehirin ‘diyalog kurmak’ olduğunu hatırlatmaya çalışıyor.

Danis Tanovic’in karakterlerin peşine takılan kamerası otel katlarında olup bitenlere tanıklık etmemizi sağlarken tıpkı Steve Jobs ve Birdman filmlerinde olduğu gibi ‘yürü ve konuş’ tekniği üzerinden ilerleyen Saraybosna’da Ölüm; ‘barış’a en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde bünyeye tokat gibi inen bir film oluyor.

No Man’s Land ile yabancı dilde en iyi film Oscar’ına; Bir Hurdacının Günlüğü ile ise Altın Ayı’ya layık görülen Saraybosnalı yönetmen Danis Tanovic’e bu yıl Berlinale’de Jüri Büyük Ödülü kazandıran filmi Saraybosna’da Ölüm – Death in Sarajevo; ünlü Fransız düşünür Bernard-Henri Levy’nin Hotel Europe isimli oyununun serbest bir uyarlaması. Levy’nin Avrupa’nın ve Batılı devletlerin sorumluluktan kaçışlarını eleştirmek için yazdığı bu metnini, oldukça özgün bir biçimde, bugünün Saraybosna’sındaki lüks bir otele uyarlayarak bir mikro kozmos yaratan Tanovic başarılı bir alegoriye imza atıyor. Bosna-Hersek’i felç eden yüzyıllık tarihin özetini büyük bir ustalıkla ortaya koyan Tanovic’in alegorisi; Yahudi Soykırımı’ndan, Bosna Katliamı’na ve hatta bugün Lampedusa’da yaşanan vahşete gözlerini kapayan Batı’nın ikiyüzlülüğünü ifşa ediyor. Saraybosna’nın en meşhur hoteli Hotel Europa, ilkokul ve lise tarih kitaplarından I. Dünya Savaşı'nı başlatan olay olarak hatırlayacağımız ve tarihe Saraybosna Suikasti olarak geçen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Arşidükü Franz Ferdinand’ın Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından öldürülmesinin 100. yıl dönümünde, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen bürokratları ağırlamaya hazırlanmaktadır. Bu esnada, ihtişamlı ve dünyaca ünlü siyasilere, sanatçılara ev sahipliği yapmış otelin çatı katında Bosnalı bir gazeteci Saraybosna Suikasti’nin yıl dönümü için hazırladığı bir televizyon programında, Franz Ferdinand’ı öldüren Gavrilo Princip’in terörist mi yoksa kahraman mı olduğunu tartışırken; otelin mutfak ve çamaşırhane bölümünde çalışan işçiler otel yönetimi tarafından aylardır ödenmeyen maaşlarını protesto etmek amacıyla greve hazırlanmaktadır. Hemen her katında tansiyonun iyice yükselmeye başladığı bu otelde şiddetin kirli yüzü yeniden ayyuka çıkacaktır. Saraybosna’da Ölüm: Diyalogsuzluğun Yarattığı Bir Kara Leke I. Dünya Savaşı’nı başlatan bu suikast olayıyla birlikte Balkanlar coğrafyasının kaderini belirleyen tüm tarihi süreci karakterlerin ağzından dile getiren ve bu süreçte Sırplar ve Hırvatlar arasındaki savaşta bile hep Bosnalıların kurban edilmesine göz yuman Avrupa’yı sert bir dille eleştiren Tanovic karakterlerinden birine “20. yüzyıl Avrupa tarihi Saraybosna’da başladı ve burada bitti.” dedirterek aslında insanlığın çürümüşlüğünü vurgular. Çatı katındaki televizyon programında konuşmak için sırasını bekleyen ve adını ailesi tarafından halk kahramanı olarak görülen Gavrilo Princip’ten alan yeni nesil Gavrilo Princip ise televizyon programcısıyla tartışmaya girerek ona Bosna tarihinin Avrupalı devletler tarafından değiştirilmeye çalışıldığını; bu sebeple Gavrilo Princip’in tarihe bir halk kahramanı değil de suçlu ve terörist olarak geçtiğini ve esas sorgulanması gerekenin bu olduğunu anlatır. Ona göre bir ülkenin tüm kaderi kendi tarihlerinin başkaları tarafından yazılmış olması üzerinden belirlenmiştir. Herkesin kendi doğruları üzerinden yazmaya çalıştığı tarih sebebiyle göz ardı edilmemesi gereken katliamların, soykırımların üzeri kapatılmaya çalışılmaktadır. Nitekim televizyon programcısının itiraz ettiği şey de budur. Gavrilo Princip belki bir kahraman olabilir fakat Bosna Savaşı’nda binlerce Boşnak’ı soykırıma tabii tutan insanların bir kahraman olarak lanse edilmesi asla kabul edilemez. Batı’nın görmezden geldiği ve üç maymunu oynadığı bu soykırımı henüz dile getirmeye başlaması ve bir anlamda günah çıkarmaya çalışarak tüm yaşananlardan acı duyduğunu belirtmesi şovdan başka hiçbir şey değildir. Nitekim Danis Tanovic, suikastin anma törenine konuşmacı olarak katılacak bir Fransız bürokratın, otel odasında, yapacağı konuşmaya hazırlandığı sahneleri de bu sebeple ekranlara taşır. Bir diğer yandan greve hazırlanmakta olan otel çalışanları ise tüm bu savaşların, kirli oyunların ardında yitip giden ‘sıradan’ insanları temsil etmektedir. Vahşi kapitalizm çağında hayatta kalmak için korkunç çalışma koşullarına katlanmak zorunda olan bu insanlar kriz anlarında gözden çıkarılarak…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

78

Bosna-Hersek’i felç eden yüzyıllık tarihin özetini büyük bir ustalıkla ortaya koyan Tanovic’in alegorisi; Yahudi Soykırımı’ndan, Bosna Katliamı’na ve hatta bugün Lampedusa’da yaşanan vahşete gözlerini kapayan Batı’nın ikiyüzlülüğünü ifşa ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.7 ( 1 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi