*Bu yazıda filmin geneliyle ilgili sürpriz bozanlar yer almaktadır. Filmi izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

Şapkamı önüme koyup düşünmeye başladığım zaman, bugüne kadar filmlerini izlemekten en keyif aldığım yönetmenler listemin ilk sıralarında şüphesiz ki Alfred Hitchcock olacaktır. Keskin zekası, filmlerinde seyirciyi düşünmeye itmesi ve en önemlisi her filminin, neredeyse her sahnesinin üzerine saatlerce konuşulacak anlamlar taşıması yönetmenin adını sinema tarihine altın harflerle yazdırma sebeplerinden sadece birkaçıdır. Yönetmeni Hitchcock olan filmlerden bir tanesini “en sevdiğim Hitchcock filmi” olarak seçmek zordur; hatta yönetmenin filmlerinin çoğunu izleyen bir sinemasever için neredeyse imkansızdır. Her filminin ayrı tadı vardır. Tabii ki, benim için de en iyi filmi diyebileceğim bir seçim olmasa da diğerlerine göre bir adım önde olan bir film var; Sapık (Psycho).

Gerilimin efendisi (Master of suspense) olarak anılan Hitchcock’un, gerilimin tavan yaptığı Sapık filmi, patronunun 40.000 dolarını çalan Marion’un bu parayla sevgilisine gitmek için yola çıktığı sırada konakladığı bir otelde öldürülmesinin ardından ortaya çıkan gizemli bir olayı konu alıyor. İlk sahnesinden son anına kadar izleyiciye “şimdi ne olacak?” diye sorduran film, sinema tarihinin unutulmaz sahnelerinden biriyle de son bularak seyirciye şok üstüne şok yaşatmayı başarıyor. Oyunculuklar ise zamanına göre oldukça başarılı. Norman Bates rolündeki Anthony Perkins’e beslediğim hayranlığın yanı sıra Marion Crane rolündeki Janet Leigh ve kardeşi Lila Crane rolündeki Vera Miles ise güzelliklerinin yanı sıra başarılı oyunculuklarıyla da kendilerine hayran bırakıyorlar.

Psycho-7

Sinemaya meraklı her sinemaseverin hiç değilse bir kez duyduğu, gördüğü duş sahnesiyse filmin başarılı sahnelerinden sadece bir tanesi. 1960 yapımı film, yazının en başında belirttiğim gibi her sahnesiyle seyircinin ayrı sorular sormasını sağlıyor. Filmin bu sahnelerine, ne anlatmak istediğine kısaca göz atmak istiyorum. Öncelikle filmin adından başlayalım. “Psycho” kelimesi Türkçe’ye sözlükteki tam karşılığı olan “Sapık” olarak çevrilmiştir. Ancak, psycho kelimesi tek başına sapık anlamına gelirken aslında filmdeki tüm detayları anlamlandıran “psychoanalysis” yani “psikanalizin” kısaltılmasıdır. Tabii ki bu da filmi izledikten sonra Freud’un diğer çalışmalarına da göz atıp filmle ilgili çok daha soru sormamıza sebep oluyor.

Her bir sahnesi ayrı anlam taşıyan bu filmi analiz ederken sayfalarca yazabiliriz. Ancak, tüm bu sahneleri tek tek analiz etmek yerine filmin hemen başında verilen birkaç detayla Hitchcock sinemasının ne kadar ayrıntılı olduğunu belirtmek, fazla detaya girmeden genel hatlarıyla Norman’ın arkasındaki sır perdesini incelemek istiyorum.

Filmin ilk sahnesinde şehre kuş bakışı (Filmin geneli açısından “kuş” figürünün bir hayli önemli olduğunu söylemekte fayda var) baktıktan hemen sonra, perdesi neredeyse sonuna kadar kapalı bir otel odasının içine giriyoruz. Burada Hitchcock, seyirciye yaşananları dışarıdan izliyormuş gibi hissettirmesinin yanı sıra film boyunca röntgenciliğin ön planda olacağının da ilk sinyallerini veriyor. Otel odasına girdiğimiz anda Marion’un pişmanlığını, iyi bir aile kurma isteğini ve mutlu olmak istediğini anlıyoruz. Marion artık sevgilisi Sam ile otel odalarında buluşmak yerine, Sam ile evlenip mutlu bir aile kurmak istiyor. Oldukça iddialı olan bu otel sahnesinde Marion’un yarı çıplak olması göründüğünden daha fazla anlam içeriyor. Çünkü film boyunca Marion’u bir kez daha iç çamaşırıyla görüyoruz. İki sahne arasındaki fark ise Marion’un iç çamaşırının filmin açılış sekansında beyaz, parayı çaldıktan sonraysa siyah olması. Peki, birinde beyaz diğerinde siyah olması ne anlam ifade ediyor? İlk sahnede Marion, mutlu bir aile kurmanın planlarını yapıyor. Saf ve temiz duygularıyla hareket ediyor. Oysa siyah iç çamaşırıyla izlediğimiz sahnede Marion artık patronunun 40.000 dolarını çalmış bir hırsızdır. Artık eski suçsuz, masum kadın değildir. Bu detay Hitchcock filmlerinde her sahnenin, en ufak detayın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya yetiyor.

Psycho-2

Bir diğer detay ise Hitchcock’un izleyiciyi germek için kullandığı müzikler ve teknikler. Marion çalıştığı firmanın parasını çalıp arabayla yola koyulduktan hemen sonra trafik ışıklarında patronunu görür. Müzik şiddetini artırır. Seyirci bir yandan müziğin etkisiyle gerilir bir yandan da ister istemez Marion’un yakalanmamasını ister. Ancak, bu sahne yalnızca izleyiciyi germekle kalmaz. Filmin devamında patronunun Marion’un kaçtığını anlayacağının mesajıdır. Aynı zamanda bu film için Hitchcock’un seyirciyi artan müzikle gerişinin başlangıcıdır. Tıpkı duş sahnesinde yaptığı gibi…

Alfred Hitchcock filmlerinin her sahnesinin ayrı önemli olduğundan kısaca bahsettikten sonra gelelim Marion’un Bates Motel’e gelmesiyle yaşananlara, Norman’la tanışmasına, öldürülmesine ve filmin nasıl kusursuz bir kurguyla oluşturulduğuna. Marion, motele ilk geldiğinde hemen karşıdaki köşkün penceresinde bir kadın görür. Ancak köşkten bir kadın değil, bir adam çıkar; Norman. Evde hasta annesi olduğunu söyler. Annesinin adı Norma’dır. O an motelde üç kişi vardır. Norma, Norman ve harflerini değiştirdiğinde bu iki isme çok yakın bir ismi olan Marion.

Marion odasına yerleştikten sonra duş alırken yüzünü tam göremediğimiz bir kadın tarafından bıçaklanarak öldürülür. Ve filmin henüz kırkıncı dakikasında başrol oyuncusu ölmüştür. Üstelik katil yaşlı bir kadındır? Peki, ama neden? Bu noktadan sonra filmi izleyenlerin, her ne kadar katilin Norma olduğunu düşünmesi sağlansa da ilerleyen dakikalarda tüm ipuçları katilin Norma değil Norman olduğunu gösterecektir. Ancak tahmin edildiği üzere Norma da Norman’dır. Neden Norman annesinin kılığına girmiştir? Neden az önce gözetlediği, hoşuna giden kadını annesinin kılığına girerek öldürmüştür? Asıl incelememiz gereken nokta filmin sonunda psikiyatristin açıkladığı gibi Norman’ın çift kişilikli olması ve bunu iyice benimsemiş olmasıdır.

Norman-Bates

Burada atladığımız noktaya dönelim. Marion odasına yerleşir. Norman onu yemeğe, köşke davet eder. Sofrayı hazırlayacağını söyler. Norman köşke döndüğünde annesine ait olduğunu anladığımız sesler yükselir.

Hayır, hayır dedim sana! Yemeğe yabancı kızlar getirmene müsaade edemem! Herhalde ucuz, sapık zihinli genç erkeklerin yaptığı gibi mum ışığında ucuz erotik bir ortam hazırlarsın, yemekten sonra ne olacak? Müzik mi? Fısıldaşma mı?

Sanki erkekler yabancıları arzulamaz. İğrenç şeylerden bahsetmek istemiyorum çünkü midemi bulandırıyor!”

Öğrendiğimiz ilk şey Norman’ın annesinin ölümünün ardından kişilik problemi yaşadığıdır. Bunun sebepleri ve sonuçlarını tartarken Norman’ın içinde bulunduğu durumda ikinci kişiliği yani anne figürünün baskısını açık ve net bir şekilde görmekteyiz. Aynı zamanda gözle görülen bir diğer gerçekse annesinin Norman’ı şiddetle kıskanıyor olmasıdır. Ancak burada asıl gerçek Norman’ın kendi annesini başka biriyle gördüğünde onu öldürebilecek kadar kıskanıyor olması ve annesinin de kendisini o kadar kıskandığını bilmek istemesidir. Annesinin ölmeden önce bir sevgilisi olması ve Norman’ın bu dönemde kendini yalnız hissetmesi zamanında yaşanan ensest bir ilişkiyi de akla getirip onun üzerinde yoğunlaşmamızı sağlasa da elimizdeki en büyük gerçek Norman’ın annesini paylaşmak istememesi ve annesinin de onu paylaşmak istemediğini kabul etmek isteğidir. Oysa Norman, annesinin kendisi için vazgeçilmez olduğunu ancak annesi için kendisinin vazgeçilmez olmadığını Marion ile ilk konuşmasında seyirciye belli eder. Norman “Bir çocuğun en yakın arkadaşı annesidir” derken konu annesinin yalnızlığına gelince “Bir oğul asla bir sevgilinin yerine geçmez” der.

Norman-Bates-2

Norman’ın çift karakterli oluşu film boyuncu çeşitli sahnelerde kendini göstermeye devam ediyor. Norman kendisine Bates diye seslenen herkese “Ben Norman, Norman Bates” der. Annesine kendi bedeninde can verdiğini inkar etmeye çalışır. Yakalanmak istemez. Ve asıl sarsıcı olay filmin sonunda Norman’ın daha önce de iki kızı öldürdüğünü öğrenmemizle yaşanır. Burada annesi tarafından gördüğü baskı ve kıskançlık ön plana çıkıyor. Norman, Bates Motel’e gelen, hoşlandığı tüm kadınları annesinin kılığına girerek kıskançlık sebebiyle öldürmüştür.

Kısacası Alfred Hitchock’un tüm filmlerinde olduğu gibi Sapık da, ne tek bir sahnesiyle ne de tek bir karakteriyle öne çıkan bir filmdir. Baştan sona muhteşem kurgulanmış bir Alfred Hitchcock filmidir. Eğer ki gerçek bir başyapıt izlemek istiyorsanız her zaman en iyi alternatiflerden bir tanesi Sapık olacaktır.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi