2011 yılında “film çekmek artık beni heyecanlandırmıyor” sözleriyle sinemadan emekli olduğunu açıklayan ve sonrasında televizyon için çektiği “Behind The Candelabra” ve “The Knick” ile yeni arayışlara giren Steven Soderbergh, Şanslı  Logan - Logan Lucky ile beyazperdeye geri dönüyor. İlginç bir kariyere sahip olan Soderbegh; canı isteyince bağımsız sinemanın parlayan yıldızı ya da Oscarlar’ın aranan ismi olmakla birlikte, yapım ve dağıtım alanlarını kapsayan yenilikçi yaklaşımları ve sinema estetiği ile de dikkat çekiyordu. Şanslı Logan - Logan Lucky, onun ilginç yaklaşımlarından izler taşıyan bir film olarak yönetmenin dönüşünü müjdeliyor. Soderbergh’in bu filmle sinemaya dönmesinin iki nedeni var: Birincisi, filmi tamamen kendi kurduğu Fingerprint Releasing ile dağıtması ve tüm gücü elinde bulundurması. İkincisi ise Rebecca Blunt imzalı senaryoyu çok sevmesi ve kimselere vermek istememesi. İkinci sebebi de Soderbergh’e bağlayabiliriz; çünkü Rebecca Blunt diye birinin varlığı şüpheli ve birçok insan Blunt’un aslında Soderbergh’in ta kendisi olduğuna inanıyor. Yıllardır filmlerinin görüntü yönetmenliği Peter Andrews takma adıyla üstlenen yönetmenin bu durumdan tuhaf bir zevk aldığı belli oluyor. Film, Batı Virginia ile Kuzey Carolina arasında geçen bir soygunu anlatıyor ve bunu bir aile draması-komedisi formatında sunuyor. Güney eyaletleri coğrafyasında geçen filmin karakteristik bir Amerikan öyküsü olduğu söylenebilir; redneckler, büyük kamyonetler, kovboy şapkaları ve bolca tüketim kültürü esprisi filmin atmosferini oluşturan etmenler. Bu atmosfere en ilginç katkı ise, Soderbergh’in kendine has renk formatının dışına çıkması oluyor. Filmlerinde genel olarak doygun renkleri kullanan ve zaman-mekan ayrımını farklı renklerle sunan yönetmen, bu sefer oldukça keskin bir renk kullanımını tercih ediyor. Bu keskin renk kullanımı, filmin mizahi yönüne katkı sağlarken senaryoyu da destekliyor. Yapılan soygunun ekonomik temeli ve arka planındaki ailesel sorunların ele alınışı, daha çok melodrama yakın bir naiflikle anlatılıyor ve klasik bir “heist” filminden kopuş gerçekleştiriliyor. Soygunu düzenleyen Jimmy’nin (Channing Tatum) işten atılması ve kızının velayetini kaybetmesi, kardeşi Clyde’ın (Adam Driver) kolunun alt kısmını Irak’ta yitirmiş olması gibi sert gerçekler, Amerikan rüyasını gölgede bırakmayacak unsurlara dönüşüyorlar. Filmde sık sık tekrarlanan “askerlerimize destek çıkalım” sözleri ya da bir anda LeAnn Rimes’tan dinlediğimiz “America The Beautiful” şarkısı gibi unsurlar, senaryoyla tuhaf bir çelişki yaratıyor. Açıkçası beklenen etkiyi yaratamayan “parçalanmış aile” tercihiyle birlikte bu Amerika güzellemesinin biraz manasız ve bayat durduğunu söyleyebilirim. Şanslı Logan – Logan Lucky: Kalpleri Isıtan Bir Suç Komedisi Neyse ki Şanslı Logan, her şeye rağmen bu olumsuzlukların üstesinden gelen bir film. Gerçek anlamda bir komedi filmi olmasa da birçok Soderbergh filminde olduğu gibi nereden çıkacağını tahmin edemeyeceğiniz bir mizah anlayışı var. Kahkahalara boğmayan ama zekice yerleştirilmiş espriler aracılığıyla filmin naif tonu, yavaş yavaş izleyici nezdinde bir kazanca dönüşüyor. Örneğin; hapishanede çıkan isyanın Game of Thrones’a bağlanması ve sabırla patlayıcı yapımını anlatan Joe Bang’in çilesi, filmin zirve anları oluyor. Bu noktada dikkat çeken en önemli unsur, geniş oyuncu kadrosundan çok iyi performanslar çıkması. Yine Batı Virginia’da geçen kült film The Night of The Hunter’ın Rahip Powell’ından esinlenildiği açıkça görülen Joe Bang karakteri ile Daniel Craig, yıllardır üzerine yapışan Bond karakterinden çıkmanın mutluluğunu yaşamış gibi görünüyor. Umarsız hapishane müdürü Warden Burns rolünde Dwight Yoakam, birçok oyuncudan rol çalıyor. Adam Driver ile Channing Tatum’un canlandırdıkları kardeşlerin uyumsuzluğundan çıkan sürpriz enerji de filmle ilgili sorunların bir…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Şanslı Logan, tabiri caizse “kalpleri ısıtan bir suç komedisi” olmaya çalışıyor ve bunu da başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.57 ( 3 votes)
68

2011 yılında “film çekmek artık beni heyecanlandırmıyor” sözleriyle sinemadan emekli olduğunu açıklayan ve sonrasında televizyon için çektiği “Behind The Candelabra” ve “The Knick” ile yeni arayışlara giren Steven Soderbergh, Şanslı  Logan – Logan Lucky ile beyazperdeye geri dönüyor. İlginç bir kariyere sahip olan Soderbegh; canı isteyince bağımsız sinemanın parlayan yıldızı ya da Oscarlar’ın aranan ismi olmakla birlikte, yapım ve dağıtım alanlarını kapsayan yenilikçi yaklaşımları ve sinema estetiği ile de dikkat çekiyordu. Şanslı Logan – Logan Lucky, onun ilginç yaklaşımlarından izler taşıyan bir film olarak yönetmenin dönüşünü müjdeliyor.

Soderbergh’in bu filmle sinemaya dönmesinin iki nedeni var: Birincisi, filmi tamamen kendi kurduğu Fingerprint Releasing ile dağıtması ve tüm gücü elinde bulundurması. İkincisi ise Rebecca Blunt imzalı senaryoyu çok sevmesi ve kimselere vermek istememesi. İkinci sebebi de Soderbergh’e bağlayabiliriz; çünkü Rebecca Blunt diye birinin varlığı şüpheli ve birçok insan Blunt’un aslında Soderbergh’in ta kendisi olduğuna inanıyor. Yıllardır filmlerinin görüntü yönetmenliği Peter Andrews takma adıyla üstlenen yönetmenin bu durumdan tuhaf bir zevk aldığı belli oluyor.

Film, Batı Virginia ile Kuzey Carolina arasında geçen bir soygunu anlatıyor ve bunu bir aile draması-komedisi formatında sunuyor. Güney eyaletleri coğrafyasında geçen filmin karakteristik bir Amerikan öyküsü olduğu söylenebilir; redneckler, büyük kamyonetler, kovboy şapkaları ve bolca tüketim kültürü esprisi filmin atmosferini oluşturan etmenler. Bu atmosfere en ilginç katkı ise, Soderbergh’in kendine has renk formatının dışına çıkması oluyor. Filmlerinde genel olarak doygun renkleri kullanan ve zaman-mekan ayrımını farklı renklerle sunan yönetmen, bu sefer oldukça keskin bir renk kullanımını tercih ediyor. Bu keskin renk kullanımı, filmin mizahi yönüne katkı sağlarken senaryoyu da destekliyor.

Yapılan soygunun ekonomik temeli ve arka planındaki ailesel sorunların ele alınışı, daha çok melodrama yakın bir naiflikle anlatılıyor ve klasik bir “heist” filminden kopuş gerçekleştiriliyor. Soygunu düzenleyen Jimmy’nin (Channing Tatum) işten atılması ve kızının velayetini kaybetmesi, kardeşi Clyde’ın (Adam Driver) kolunun alt kısmını Irak’ta yitirmiş olması gibi sert gerçekler, Amerikan rüyasını gölgede bırakmayacak unsurlara dönüşüyorlar. Filmde sık sık tekrarlanan “askerlerimize destek çıkalım” sözleri ya da bir anda LeAnn Rimes’tan dinlediğimiz “America The Beautiful” şarkısı gibi unsurlar, senaryoyla tuhaf bir çelişki yaratıyor. Açıkçası beklenen etkiyi yaratamayan “parçalanmış aile” tercihiyle birlikte bu Amerika güzellemesinin biraz manasız ve bayat durduğunu söyleyebilirim.

Şanslı Logan – Logan Lucky: Kalpleri Isıtan Bir Suç Komedisi

Neyse ki Şanslı Logan, her şeye rağmen bu olumsuzlukların üstesinden gelen bir film. Gerçek anlamda bir komedi filmi olmasa da birçok Soderbergh filminde olduğu gibi nereden çıkacağını tahmin edemeyeceğiniz bir mizah anlayışı var. Kahkahalara boğmayan ama zekice yerleştirilmiş espriler aracılığıyla filmin naif tonu, yavaş yavaş izleyici nezdinde bir kazanca dönüşüyor. Örneğin; hapishanede çıkan isyanın Game of Thrones’a bağlanması ve sabırla patlayıcı yapımını anlatan Joe Bang’in çilesi, filmin zirve anları oluyor. Bu noktada dikkat çeken en önemli unsur, geniş oyuncu kadrosundan çok iyi performanslar çıkması. Yine Batı Virginia’da geçen kült film The Night of The Hunter’ın Rahip Powell’ından esinlenildiği açıkça görülen Joe Bang karakteri ile Daniel Craig, yıllardır üzerine yapışan Bond karakterinden çıkmanın mutluluğunu yaşamış gibi görünüyor. Umarsız hapishane müdürü Warden Burns rolünde Dwight Yoakam, birçok oyuncudan rol çalıyor. Adam Driver ile Channing Tatum’un canlandırdıkları kardeşlerin uyumsuzluğundan çıkan sürpriz enerji de filmle ilgili sorunların bir kısmını görmezden gelmemizi sağlıyor.

Şanslı Logan – Logan Lucky; Soderbergh’in altın döneminden çok, Ocean’s Eleven sonrasında kafa yorduğu endüstriyle barışık yenilikçi girişimler kapsamında bakabileceğimiz bir yapım. Kendi kendini pazarlayan yapısıyla beklenen devrimi şu an için gerçekleştiremese ve sürekli olarak kıyaslandığı Baby Driver’ın ününe ulaşamasa da yaz sezonunun ilginç sürprizlerinden biri diyebilirim. Tabiri caizse “kalpleri ısıtan bir suç komedisi” olmaya çalışıyor ve çoğunlukla başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi