Dünyanın belki de ismi en çok bilinen fay hattı olan San Andreas fayı, yarattığı şiddetli depremle 1906’da San Francisco’yu yerle bir etmişti. Türkiye’deki Kuzey Anadolu fay hattıyla da büyük benzerlik gösteren San Andreas’ın, Amerikalılar’ın korkulu rüyalarından biri olması sebebiyle uzmanlar, 17 Ağustos depreminde Türkiye’ye Kuzey Anadolu fay hattını incelemeye gelmişlerdi. Birçok açıdan benzerlik taşıyan iki fayın yaratacağı depremin büyük hasarlara yol açacağı tahmin edilmektedir.

Yönetmen Brad Peyton; bu konudan esinlenerek, daha önce Gizemli Adaya Yolculuk – Journey 2: The Mysterious Island filminde de birlikte çalıştığı aksiyon filmlerinin sevilen yüzlerinden olan Dwayne Johnson’ın baş rolünü üstlendiği San Andreas Fayı adlı filmini üç boyutlu olarak izleyiciyle buluşturuyor. Dwayne Johnson’ın bir arama kurtarma pilotu olan Ray karakterini canlandırdığı filmde, Ray’in boşanmak üzere olduğu karısı Emma, Carla Gugino; kızı Blake ise Alexandra Daddario tarafından başarılı bir şekilde canlandırılıyor. Filmin senaryosu ise, Andre Fabrizio ve Jeremy Passmore’un birlikte yazdığı hikayenin Carlton Cuse tarafından sinemaya uyarlanmasıyla oluşturulmuş.

Filme girmeden önce, belki de yalnızca afişe bakarak söyleyebileceğimiz aşkın göstergeler mevcut: Dumanların yükseldiği bir Amerika silueti üzerinde uçan Amerikalı bir pilot… Anlaşılan Amerika’nın başı yine dertte. Toplumsal faciaları, savaşları dahi bireysel hikayelerle ve bu hikayeler minvalinde yaratılan özdeşimle haklı çıkaran/affettiren Amerika’nın –son zamanlarda vizyona giren filmlerden American Sniper da bu duruma örnek verilebilir-,  yine binlerce insanın öldüğü ve yaşam alanlarının yerle bir olduğu bir konu üzerinden ilerleyen filmi, bireysel bir zafer filmine dönüştürmeyi başarmış olabileceğini zaten filmi izlemeden biliyoruz. Ancak önümüzde iki yol var: Kahramanımız Ray, muhteşem başarılara imza atıp Amerikan halkını mı kurtaracak yoksa kutsal aile kavramı üzerinden ilerleyip ailesini mi kurtaracak? İzleyeceğimiz yolun ne olduğunu Ray’in evine boşanma kağıtlarının gelmesi ve ayrıldığı eşinin Daniel Riddick adlı oldukça zengin yeni sevgilisinin yanına taşınmasından sonra anlıyoruz: Bir ailenin yeniden bir araya gelişini izleyeceğiz.

Filmlerde en büyük zaferleri yaşayan Amerika’nın doğal afetlerde geride kalacağını beklemek çok mümkün değil. Bu yüzden filmde dünya üzerinde şimdiye kadar yaşanan en şiddetli deprem Amerika’nın başına geliyor. Tüm bu yıkıma rağmen bir zafer kazanmışcasına salondan ayrılmak da Hollywood’un yanılsaması olarak değerlendirilebilir.

Kısaca Freudyen bir okumayla filme bakıldığında ise, Daniel’ın bu bölgenin en güçlü binası olarak tanıttığı binasının fallik nesne olduğunu söylemek mümkün. Ailenin bir araya gelmesinin önündeki engel olarak görülen Daniel’ın binasının başta korumalı ve güvenli görünmesi ancak sonradan içinden çıkılamaz bir hal alması, tüm aile bireylerinin Daniel ile olan ilişkilerinin bir temsili olarak da okunabilir.

Klasik anlatı kalıplarının dışına çıkmayan filmin başını da sonunu da biliyoruz aslında. Farklı hikayeler ve oyuncularla da olsa “bu filmi defalarca izledim” hissinden kurtulmak pek de mümkün görünmüyor. Ancak belirtmek gerekir ki, aksiyonu hiç düşmeyen ve klişelere boğulmuş olmasına rağmen izleyeni sıkmayacak bir film San Andreas Fayı. Üç boyut opsiyonunun da filmde oldukça etkili bir şekilde kullanılması, ardı ardına yaşanan depremler, yıkılan binalar ve yaşanan tsunamiyle; San Andreas Fayı’nın aksiyon severlerin kaçırmaması gereken bir görsel şölene dönüştüğünü de söylemek mümkün.

 

Dünyanın belki de ismi en çok bilinen fay hattı olan San Andreas fayı, yarattığı şiddetli depremle 1906’da San Francisco’yu yerle bir etmişti. Türkiye’deki Kuzey Anadolu fay hattıyla da büyük benzerlik gösteren San Andreas'ın, Amerikalılar'ın korkulu rüyalarından biri olması sebebiyle uzmanlar, 17 Ağustos depreminde Türkiye’ye Kuzey Anadolu fay hattını incelemeye gelmişlerdi. Birçok açıdan benzerlik taşıyan iki fayın yaratacağı depremin büyük hasarlara yol açacağı tahmin edilmektedir. Yönetmen Brad Peyton; bu konudan esinlenerek, daha önce Gizemli Adaya Yolculuk - Journey 2: The Mysterious Island filminde de birlikte çalıştığı aksiyon filmlerinin sevilen yüzlerinden olan Dwayne Johnson’ın baş rolünü üstlendiği San Andreas Fayı adlı filmini üç boyutlu olarak izleyiciyle buluşturuyor. Dwayne Johnson'ın bir arama kurtarma pilotu olan Ray karakterini canlandırdığı filmde, Ray'in boşanmak üzere olduğu karısı Emma, Carla Gugino; kızı Blake ise Alexandra Daddario tarafından başarılı bir şekilde canlandırılıyor. Filmin senaryosu ise, Andre Fabrizio ve Jeremy Passmore’un birlikte yazdığı hikayenin Carlton Cuse tarafından sinemaya uyarlanmasıyla oluşturulmuş. Filme girmeden önce, belki de yalnızca afişe bakarak söyleyebileceğimiz aşkın göstergeler mevcut: Dumanların yükseldiği bir Amerika silueti üzerinde uçan Amerikalı bir pilot... Anlaşılan Amerika’nın başı yine dertte. Toplumsal faciaları, savaşları dahi bireysel hikayelerle ve bu hikayeler minvalinde yaratılan özdeşimle haklı çıkaran/affettiren Amerika'nın –son zamanlarda vizyona giren filmlerden American Sniper da bu duruma örnek verilebilir-,  yine binlerce insanın öldüğü ve yaşam alanlarının yerle bir olduğu bir konu üzerinden ilerleyen filmi, bireysel bir zafer filmine dönüştürmeyi başarmış olabileceğini zaten filmi izlemeden biliyoruz. Ancak önümüzde iki yol var: Kahramanımız Ray, muhteşem başarılara imza atıp Amerikan halkını mı kurtaracak yoksa kutsal aile kavramı üzerinden ilerleyip ailesini mi kurtaracak? İzleyeceğimiz yolun ne olduğunu Ray’in evine boşanma kağıtlarının gelmesi ve ayrıldığı eşinin Daniel Riddick adlı oldukça zengin yeni sevgilisinin yanına taşınmasından sonra anlıyoruz: Bir ailenin yeniden bir araya gelişini izleyeceğiz. Filmlerde en büyük zaferleri yaşayan Amerika'nın doğal afetlerde geride kalacağını beklemek çok mümkün değil. Bu yüzden filmde dünya üzerinde şimdiye kadar yaşanan en şiddetli deprem Amerika'nın başına geliyor. Tüm bu yıkıma rağmen bir zafer kazanmışcasına salondan ayrılmak da Hollywood'un yanılsaması olarak değerlendirilebilir. Kısaca Freudyen bir okumayla filme bakıldığında ise, Daniel'ın bu bölgenin en güçlü binası olarak tanıttığı binasının fallik nesne olduğunu söylemek mümkün. Ailenin bir araya gelmesinin önündeki engel olarak görülen Daniel'ın binasının başta korumalı ve güvenli görünmesi ancak sonradan içinden çıkılamaz bir hal alması, tüm aile bireylerinin Daniel ile olan ilişkilerinin bir temsili olarak da okunabilir. Klasik anlatı kalıplarının dışına çıkmayan filmin başını da sonunu da biliyoruz aslında. Farklı hikayeler ve oyuncularla da olsa “bu filmi defalarca izledim” hissinden kurtulmak pek de mümkün görünmüyor. Ancak belirtmek gerekir ki, aksiyonu hiç düşmeyen ve klişelere boğulmuş olmasına rağmen izleyeni sıkmayacak bir film San Andreas Fayı. Üç boyut opsiyonunun da filmde oldukça etkili bir şekilde kullanılması, ardı ardına yaşanan depremler, yıkılan binalar ve yaşanan tsunamiyle; San Andreas Fayı’nın aksiyon severlerin kaçırmaması gereken bir görsel şölene dönüştüğünü de söylemek mümkün.  

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Klasik anlatı kalıplarının dışına çıkmayan filmin başını da sonunu da biliyoruz aslında. Farklı hikayeler ve oyuncularla da olsa “bu filmi defalarca izledim” hissinden kurtulmak pek de mümkün görünmüyor. Ancak belirtmek gerekir ki, aksiyonu hiç düşmeyen ve klişelere boğulmuş olmasına rağmen izleyeni sıkmayacak bir film San Andreas Fayı.

Kullanıcı Puanları: 4.75 ( 2 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi