Bu kişisel bir yazı. Sam Shepard’ı anlatmak pek mümkün olmadığı gibi biri anlatacaksa o da kendi olmalı. Eğer Sam Shepard’ı kendisinden dinlemek istiyorsanız ve İngilizceniz el veriyorsa bu yazıyı bırakıp hemen buraya tıklayın. Sam Shepard’ın üretkenliği, bıraktığı etki ve üretiği eserlerin geniş yelpazesi gerçekten şaşırtıcıdır. Pulitzer ödüllü bir tiyatro yazarı, Hollywood’un ve bağımsız sinemanın karakter oyuncusu, Antonioni’nin 1968 destanı Zabriskie Point filminin senaristlerinden biri, Wim Wenders’ın en iyi filmlerinden birkaçının altında imzası olan bir kalem. Son yirmi yılda çekilmiş en kötü filmlerden biri olan Swordfish’te oynayan bir kişinin Paris, Texas’ı yazan kişi ile aynı olması nasıl mümkün olabilir?

Sam Shepard Amerikan orta batısının içinde yoğrulmuş, oradan fırlamış, nefesini tüketene kadar bağıra çağıra, öfkeyle ve hüzünle, iki kişinin salonda yaptığı basit bir konuşmadan bir Antik Yunan tragedyası çıkabileceğini göstere göstere kalpten yazan bir yazardı. Gömülü Çocuk, Aşk Delisi, Vahşi Batı, Aç Sınıfın Laneti gibi alkolizm, ekonomik kriz, ensest gibi aile çeperinde her daim bulunan ama asla dillendirilmeyen konuların üstüne giden oyunları ile Broadway’i sallamıştı. 60’larda başladığı oyun yazarlığı 70’lerin sonunda zirve yapmış ve onu önemli bir isim haline getirmişti. Bu sırada sinemada da boy göstermeye başlamıştı. 1978 yılında Terence Malick’in muhteşem filmi Days of Heaven (Cennet Günleri) ile önemli bir rol yakalamıştı. Shepard her zaman uçlarda oldu. Sert ve hakiki oyunlar yazdı, oynamak istediği filmlerde oynadı, Hollywood’un en dibinde de oldu, Amerikan sinemasının en önemli birkaç eserine de katkı sundu.

Ben Sam Shepard’ı öncelikle Aşk Delisi ve Gömülü Çocuk gibi ateşten konulara sanki elleri nasırdan oluşuyormuş gibi dokunuşu ile sevdim. Sam Shepard, size düşünmekten bile rahatsız olacağınız konuları öylesine doğal anlatma kabiliyetine sahiptir ki oyunlarını izler/okurken “insan olan hiçbir şey bana yabancı değil” diye tekrar ederken bulabilirsiniz kendinizi. Sam Shepard, Days of Heaven’da ihanete uğrayan ama mağrur adamdır. The Right Stuff’ta savaş kahramanı pilot, yüzbaşı Yeager’dır. Kendi yazdığı Aşk Delisi’nin Robert Altman uyarlamasında duygusal, naif ama dışarıya sert görünmeye çalışan Eddie’dir. Yarattığı karakterler kadar, can verdiği karakterlerdir de Shepard.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Shepard belki de en çok tiyatro oyunları ile meşhurdur. Fakat, sinemayı hayatının baş köşelerinden birine koymuş benim için, Shepard sinemanın en güzel filmlerinden birinin yazarı olarak, başka hiçbir şey yapmamış olsa bile, benim için unutulmaz bir karakter olarak yaşayacaktır: Paris, Texas. Wenders’in de Shepard’ın da en iyi filmidir bence. Mavi göğün altında, esrik çölün üstünde sürüklenip giderken buluruz Travis’i o filmde. Shepard’ın bir karakteri olduğunu anında anlarız. Sanki biri Travis’i çöle bırakmış ve Travis durmadan gitmiştir. Sonradan onun kim olduğunu da anlarız hem de muhteşem bir sahne ile. İzlemiş olanlar için o sahne burada. İzlememiş olanlar da Shepard’ı anmak için doğru Paris, Texas’ı izlemeye.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi