2000’lerin başında western türünün artık öldüğüne yönelik tespitler gırla gidiyor, buna örnek olarak da tür kapsamında yapılan filmlerin artık bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olması veriliyordu. Halbuki westernler; 70’li yıllarda duraklama dönemine girmiş olsalar da, onun klasik trükleri çoktan farklı türlerin hizmetine girmişti. Artık bilimkurgular, modern aksiyonlar ve hatta dramalar bizzat western ögelerini alıp onları farklı hikayelerin malzemeleri yaptılar. Günümüzde Breaking Bad dizisinde ya da westernler ile sevdiğimiz Clint Eastwood’un Gran Torino’sunda bile western türünün izleri apaçık ortadadır.

Bir diğer yönelim ise revizyonist westernler oldu. Klasik westernin iyi-kötü ayrımını, cinsiyet rollerini ve hatta biçemini dönüştürüp farklı anlamlar üreten filmler çıktılar.  Bunun için filmlerin mutlaka günümüzde geçmesine gerek yoktu, bizzat Vahşi Batı’nın kendisi de alegorik anlamlandırma çabalarının mekanı olabilirdi.

John MacLean’in ilk filmi olan ve Sundance Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Sakin Batı – Slow West, bazı açılardan revizyonist bir western olmasına karşın bu yönde verilen eserlerin aksine neredeyse türün tüm klişelerini romantize etmesi ile dikkat çekiyor. Yani ortadaki alegorik yaklaşım, bir bakıma zaman zaman hikayenin çelişkili yapısını ortaya koyuyor. Fakat filmin en büyük kozu da; son yıllarda izlediğimiz True Grit, The Homesman gibi filmlerin aksine renkli bir dünya kurması ve tüm yenilikçi çaba içerisinde nostalji duygusunu da izleyiciye başarıyla geçirmesi.

Filmde; genç bir İskoç olan Jay (Kodi Smit-McPhee), aşık olduğu Rose’un (Caren Pistorious) peşinden Amerika’ya geliyor. Fakat Amerika, ona yol gösteren kitaptan çok daha farklı ve şiddet dolu bir yer. Öyle ki Jay, Rose’a ulaşmak için yalnız kovboy Silas’tan (Michael Fassbender) destek almak zorunda kalıyor. İkili, farklı amaçlarla hedefe doğru yaklaştıkça Silas’ın eski grubundan Payne (Ben Mendhelson) ve adamları, doğa şartları gibi engellerle daha yoğun bir mücadeleye giriyorlar.

MacLean’in hikayesinde iki bakış açısı, tabir-i caizse at başı gidiyorlar. Bir tarafta Batı’nın tarihinin kanla yazıldığı ve bu kanın dökülmesine, beyaz adamın yerlileri katletmesinin neden olduğu sıklıkla dile getiriliyor. Bu bakış açısı daha da modernize edilerek uzay çağında bile işgalci bir pozisyon alacak olan insanlığın, yeni keşifler aracılığıyla kıyıma devam edeceği ima ediliyor. Diğer taraftan ise Batı’nın ilk dönemlerindeki değerler kutsanıyor, hatta “nerede o eski kanun kaçakları” ya da “eskiden saygı vardı, küçükler büyüklerine at üstünde yer verirlerdi” gibi bir söylem geliştiriliyor. Bu çelişkinin çok rahatsız edici olmamasının sebebi ise filmin hiciv yönünün güçlü olması. Yani bir noktada iddialı cümleler kuran ama diğer taraftan bunların üzerinde fazla durmayan bir hikaye anlatıyor Sakin Batı.

Hikayenin aşırı romantize edilmiş hali, karakterleri de biraz tembelleştiriyor. Jay’in İskoçya’da yaşadıkları ve Rose’dan kopması, sınıf çatışması çerçevesinde verilirken bunun Batı’daki karşılığı, “iyi kanun kaçakları” ile el ele veren yerliler şeklinde oluşturuluyor. Böylece karakterler arası ikili ilişkiler biraz bu çerçeveye sıkıştırılıyor. Fakat filmin süresinin sadece 84 dakika olması, ekstra bir açılım yapılmasını da kısıtlayan bir unsur. Karşımızda her ne kadar bir western anlatısı olsa da, hikayenin bir noktada farklı sınıftan olan iki bireyin kavuşup kavuşamayacağı üzerine yoğunlaştığını söyleyebilirim.

MacLean’in en büyük başarısı ise “Wes Anderson bir western çekmiş” izlenimi uyandıran –bu bir eleştiri değildir- pastel tonları ve imgeleri merkeze yerleştiren çekimleri başarıyla kullanması. Bu sayede MacLean, hikayesini farklılaştırmayı başarırken klasik bir western yapma tavrından tamamen uzaklaşmış oluyor. Farklı türlerin iç içe geçmesi ile Sakin Batı, izleyicide bir duygu skalası oluşturuyor ve bunu oldukça iyi bir biçimde uyguluyor. Bu nedenle ki; izlediğimiz film, çok farklı teknikler kullansa da hepimizin pek iyi bildiği ve sevdiği “pazar sabahı western”i duygusunu içimize işliyor. Sakin Batı silaha çok fazla sarılan ya da şiddetin şiirini yazma hedefiyle yola çıkan bir film değil. Adı üstünde; frene basan ve izleyici için hem çok tuhaf hem de çok tanıdık bir deneme.

2000’lerin başında western türünün artık öldüğüne yönelik tespitler gırla gidiyor, buna örnek olarak da tür kapsamında yapılan filmlerin artık bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olması veriliyordu. Halbuki westernler; 70’li yıllarda duraklama dönemine girmiş olsalar da, onun klasik trükleri çoktan farklı türlerin hizmetine girmişti. Artık bilimkurgular, modern aksiyonlar ve hatta dramalar bizzat western ögelerini alıp onları farklı hikayelerin malzemeleri yaptılar. Günümüzde Breaking Bad dizisinde ya da westernler ile sevdiğimiz Clint Eastwood’un Gran Torino’sunda bile western türünün izleri apaçık ortadadır. Bir diğer yönelim ise revizyonist westernler oldu. Klasik westernin iyi-kötü ayrımını, cinsiyet rollerini ve hatta biçemini dönüştürüp farklı anlamlar üreten filmler çıktılar.  Bunun için filmlerin mutlaka günümüzde geçmesine gerek yoktu, bizzat Vahşi Batı’nın kendisi de alegorik anlamlandırma çabalarının mekanı olabilirdi. John MacLean’in ilk filmi olan ve Sundance Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Sakin Batı - Slow West, bazı açılardan revizyonist bir western olmasına karşın bu yönde verilen eserlerin aksine neredeyse türün tüm klişelerini romantize etmesi ile dikkat çekiyor. Yani ortadaki alegorik yaklaşım, bir bakıma zaman zaman hikayenin çelişkili yapısını ortaya koyuyor. Fakat filmin en büyük kozu da; son yıllarda izlediğimiz True Grit, The Homesman gibi filmlerin aksine renkli bir dünya kurması ve tüm yenilikçi çaba içerisinde nostalji duygusunu da izleyiciye başarıyla geçirmesi. Filmde; genç bir İskoç olan Jay (Kodi Smit-McPhee), aşık olduğu Rose’un (Caren Pistorious) peşinden Amerika’ya geliyor. Fakat Amerika, ona yol gösteren kitaptan çok daha farklı ve şiddet dolu bir yer. Öyle ki Jay, Rose’a ulaşmak için yalnız kovboy Silas’tan (Michael Fassbender) destek almak zorunda kalıyor. İkili, farklı amaçlarla hedefe doğru yaklaştıkça Silas’ın eski grubundan Payne (Ben Mendhelson) ve adamları, doğa şartları gibi engellerle daha yoğun bir mücadeleye giriyorlar. MacLean’in hikayesinde iki bakış açısı, tabir-i caizse at başı gidiyorlar. Bir tarafta Batı’nın tarihinin kanla yazıldığı ve bu kanın dökülmesine, beyaz adamın yerlileri katletmesinin neden olduğu sıklıkla dile getiriliyor. Bu bakış açısı daha da modernize edilerek uzay çağında bile işgalci bir pozisyon alacak olan insanlığın, yeni keşifler aracılığıyla kıyıma devam edeceği ima ediliyor. Diğer taraftan ise Batı’nın ilk dönemlerindeki değerler kutsanıyor, hatta “nerede o eski kanun kaçakları” ya da “eskiden saygı vardı, küçükler büyüklerine at üstünde yer verirlerdi” gibi bir söylem geliştiriliyor. Bu çelişkinin çok rahatsız edici olmamasının sebebi ise filmin hiciv yönünün güçlü olması. Yani bir noktada iddialı cümleler kuran ama diğer taraftan bunların üzerinde fazla durmayan bir hikaye anlatıyor Sakin Batı. Hikayenin aşırı romantize edilmiş hali, karakterleri de biraz tembelleştiriyor. Jay’in İskoçya’da yaşadıkları ve Rose’dan kopması, sınıf çatışması çerçevesinde verilirken bunun Batı’daki karşılığı, “iyi kanun kaçakları” ile el ele veren yerliler şeklinde oluşturuluyor. Böylece karakterler arası ikili ilişkiler biraz bu çerçeveye sıkıştırılıyor. Fakat filmin süresinin sadece 84 dakika olması, ekstra bir açılım yapılmasını da kısıtlayan bir unsur. Karşımızda her ne kadar bir western anlatısı olsa da, hikayenin bir noktada farklı sınıftan olan iki bireyin kavuşup kavuşamayacağı üzerine yoğunlaştığını söyleyebilirim. MacLean’in en büyük başarısı ise “Wes Anderson bir western çekmiş” izlenimi uyandıran –bu bir eleştiri değildir- pastel tonları ve imgeleri merkeze yerleştiren çekimleri başarıyla kullanması. Bu sayede MacLean, hikayesini farklılaştırmayı başarırken klasik bir western yapma tavrından tamamen uzaklaşmış oluyor. Farklı…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

MacLean hikayesini farklılaştırmayı başarırken klasik bir western yapma tavrından tamamen uzaklaşmış oluyor. Farklı türlerin iç içe geçmesi ile Sakin Batı, izleyicide bir duygu skalası oluşturuyor ve bunu oldukça iyi bir biçimde uyguluyor.

Kullanıcı Puanları: 4.65 ( 2 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi