Yaşadığı çağa, döneme ayak uyduramayan insanlar vardır. Aklı geçmişte kalan ya da yeni olanda bir türlü kendini bulamayan. Bir değerler çatışması ya da kültür uyuşmazlığı söz konusudur. Hayat, zamanı da arkasına alıp hızla ilerlerken bu insanlar, devinimin hızına yetişemez. Bu ironik başlığa sebep olan Muhsin Bey de böylesi kişilerden biridir, naif yalnızlığının ardında hayata karşı takındığı değişmez tavırlar vardır. Bu tavırlar gelenekle modernin, eskiyle yenin, musikiyle arabeskin ötesine taşan bir çelişkiyi barındırır. Onun ahlakının temeli dinsel referanslardan farklı olarak ilkesel ahlakın izlerini taşır; Muhsin Kanadıkırık, dindar değil ahlaklı biridir. Bu hali onu, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan benzerleriyle evrenselin kulvarında buluşturur. “İyi insan” olarak tanımlayabileceğimiz bu kişiler, çevresel koşulların ısrarlı dönüştürücü gücüne karşı aynı ısrarla direnirler. Gelmiş/gelmekten olan onların kırılgan doğasına aykırıdır, aynı zamanda yozlaştırıcı bir etkiye sahiptir. Peki, ne olmuştur ya da olmaktadır da bahse konu bu kişiler değişime direnir? Buna Muhsin Bey ve Türkiye özelinden bakmayı deneyelim.

Filmin çekildiği seksenli yıllar, Türkiye’de hızlı bir değişimin yaşandığı zamana denk gelir. 12 Eylül askeri darbesi ve hemen öncesindeki 24 Ocak Kararları, köklü bir değişim/dönüşüm programının miladı olan tarihlerdir. Türkiye’de artık neoliberal rüzgârlar esmektedir, “serbest dolaşım” tüm dünyayla birlikte ülkeye de nüfuz etmiştir. Piyasa ekonomisi, dalgalı kur, hür teşebbüs dönemi tanımlayan ve iktidar erki, ana akım medya eliyle pozitif olarak kodlanan kavramlardır. “Her koyun kendi bacağından asılmakta”, zenginlik ve “köşeyi dönmek” itibar görmektedir. Bu yeni “fırsatlar ülkesi”nde aklını kullanabilen herkes sınıf atlayıp zenginleşme olanağına sahiptir, tıpkı memleketi Urfa’dan kopup gelen mahsun delikanlı Ali Nazik gibi. O, kendine model olarak seçtiği İbrahim (Tatlıses) gibi olmayı, bildik tabirle “yırtmayı” deneyecektir. Bunun için de “ağam” dediği, emmisinin askerlik arkadaşı Muhsin Bey’i bir aracı olarak görür. Fakat o, Muhsin Bey’in kendisini tam karşıtı olan değerler bütününden haberdar değildir. Zaten senaryodaki dramatik etkiyi yüklenecek olan temel karşıtlık, bu bilinmezlikten şekillenecektir. Dönemin atmosferine geri dönersek Muhsin Bey, yeni değerlerin karşısına olanca gücüyle direnir. Değişime ayak uyduracak donanıma sahip olmasına karşın, bilinçli bir şekilde bunu reddeder. Yeni trend arabesk müzik ve etrafında biçimlenen kültür, şartsız koşulsuz onun hayatında olmayacaktır, gözden düşmekte olan musikiye (Türk sanat müziği) ısrarla tutunur. Çabasını objelere aktarır; yanından ayırmadığı Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla portreleri, her biri musikinin duayen isimlerini taşıyan saksı çiçekleri, eski plaklar ve gramofonu, bütün bir ev dizaynı ve eşyalar… Bunların hepsi Muhsin Bey’in kişiliğini yansıtan gösterenlerdir. Bir de büyük bir saygı duyduğu (hatta âşık olduğu) eski musiki sanatçılarından Afitap Hanım’ı elinde bir demet çiçekle huzurevindeki düzenli ziyaretleri. Artık unutulan ve bir başına ölümü bekleyen bu kadına büyük bir sadakati vardır onun. Bu değerbilirlik ve sadakat, dönemin bireyci/çıkarcı kültürü düşünüldüğünde onu ayrıksı kılar. Bütün bunlardan anlarız ki o, yaşadığı dönemin adamı değildir. Ayak uydurmayı yokluk pahasına istemez, giderek yok oluşu umursamaz. Kendi meşrebince yaşamaya çalışır. Yeni değerler ve parayla ölçülür olan saygınlık ilgisini çekmez. Ali Nazik, istemeden de olsa onun için bir umut ışığıdır, belki de halk müziğine son bir değerli katkı ve veda…  Fakat burada da işler umduğu gibi gitmeyecektir.

Muhsin Bey-1

Muhsin Kanadıkırık: Gitmekte Olanın Trajedisi

Senaristliğini, karakter yaratmadaki gücünü yönetmeliğinden daha güçlü bulduğum Yavuz Turgul’un sinemasındaki karakterler, Muhsin Bey’in türevleri gibidir. Hepsi de bir kırılganlığı barındırmakla birlikte, yaşadıkları döneme ayak uydurmakta güçlük çekerler. Bu durum ister Züğürt Ağa,  Baran gibi kır soylu olsun, ister Muhsin Kanadıkırık ya da Haşmet Asilkan gibi kent soylu olsun tüm karakterlerde aynıdır. Hepsinde erdemli bir yan görülür, iyi insanlardır, vefalıdırlar, unutmazlar, iyilik ederler ama karşılık beklemezler vs. Ancak bu özellikleri onları var olan hayata bağlamaya yetmez. Onlardaki bir eksilik midir yoksa fazlalıktan mı ileri gelir bunun net bir cevabı yoktur. Ancak olanı olduğu gibi kabul etmezler, bunun yerine hayatın kenarına çekilmeyi yeğlerler. Bildikleri yoldan hayata asılmayı denediklerinde ise düş kırıklığını bir kez daha yaşarlar. Yaşadıklarını çelişkinin ve onunla gelen başarısızlığın temelinde oyunu kuralına göre oynamayışları, yani yaşadıkları dönemin pragmatik, bireyci, kolaycı ruhuna ayak uyduramayışları vardır. Popüler kültür, yükselen değerler, trendler vs. onların aldırış ettikleri şeyler değildir. Turgul karakterlerinin ortaklaştıkları nokta buradadır, kültürel değişime direnme ve muhafaza edilen değerleri korumaya çabalama. Buradaki muhafazakârlık, bugün kü yaygın haliyle politik bağlamdan çok kültürel bağlamla ilgilidir. Çünkü yeni olanın değer addedileni hoyratlıkla alaşağı etmesi ve bunun yerine daha niteliksiz, kolay tüketilir olanı koyması Turgul karakterlerinde refleksif/savunmacı bir yönelimi ortaya çıkarır. Bu yönelimle hareket eden karakterler, eskiyi şimdinin içinde yerleştirmeye çabalar, fakat bunda başarılı olamazlar. Züğürt Ağa,  yanında getirdiği feodal görkemi İstanbul’da tekrar var etmeye çalışır umutsuzca; Muhsin Bey, Ali Nazik’le Türk Halk Müziği’ne yeni bir coşku vereceğini tasavvur eder; Haşmet Asilkan, çekmeye çabaladığı toplumsal içerikli filmiyle rüştünü yeniden ispat etmeyi niyetlenir. Zamanın çabuk değişen ruhu onları gerilerde bir yerde bırakmıştır çoktan. Bu sebeple nostalji imgesi, Turgul karakterlerinin üzerine kendiliğinden yerleşir.

Muhsin Bey Fotoğraf-Filmloverss

Bu genelleme içinde Muhsin Bey’e geri döndüğümüzde onu, son büyük hamlesini Ali Nazik’le yaparken görürüz. Gururlu ve sözünün eri Muhsin Bey, dönüşsüz olanı seçer ve her ne pahasına olursa olsun Ali Nazik’in ilk halk müziği albümünü yapmaya koyulur. Ve başarır da. Ancak bu, onu çöküşe sürükler. Hapse düşürür, varını yoğunu kaybettirir. Geri döndüğünde yaşayacağı bir evi yoktur artık, bütün Beyoğlu yıkılmaktadır. Ev sahibesi Madam Agavni, Paris’e göç edecektir. Çiçekleri solmuş, Afitap Hanım kaldığı huzurevinde ölmüş, âşık olduğu Sevda Hanım Ali Nazik’le gitmiştir. Bütün bir geçmiş yok olmuştur aslında. Yönetmen son planlarda özellikle bu durumu vurgular. Bir devir geçmiş, bir dönem kapanmıştır. Bu, şüphesiz Muhsin Bey’in devridir. Ali Nazik’le temsil edilen yeni devir ise görkemini yaşamaya başlamıştır. Ali Nazik, Muhsin Bey’in karşı çıktığı her ne varsa onu yapmıştır. Esasen kendisinden beklenen de budur, temsil ettiğiyle uyumlu kolaycılık ve pragmatik tavır onu istediği yere taşımıştır. Pavyonlarda arabesk söylemeye başlar, Muhsin’in rakibi ve düşmanı Şakir’le işbirliği yapmıştır, Sevda Hanım’ı Muhsin’in yokluğunda baştan çıkararak ona ikinci kere ihanet eder. Viskisini yudumlar, beyaz ceketi, pembe gömleği, boynuna doladığı zinciriyle tıpkı İbrahim gibi olmuştur artık. Kendi tabiriyle “kendisini kurtarmıştır”.

Muhsin Bey, tüm olan biteni aynı mağrurluğu ve olgun tavrıyla karşılar. Bir kere daha yenilmiştir. Lakin düzene yine teslim olmamıştır, hala aynı Muhsin’dir. Dost düşman herkese son sözünü söyler. Gitme vakti gelmiştir. Eski arabasına biner, usul usul gözden kaybolur. Bu sefer yanında son göz ağrısı Sevda Hanım da vardır.

O andan itibaren Muhsin Bey nasıl bir hayat yaşayacaktır bunu bilemeyiz. Ancak yazıya başlarken sorduğumuz soruya geri dönersek, onu son kez gördüğümüz ana dek biz onu iyi biri olarak bilirdik, halen de öyle biliriz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi