Hayatlarını başka insanların hayatları için, daha iyi şartlarda yaşamalarını sağlamak için feda edenler kimilerine göre boşuna yaşamış gereksiz varlıklar, kimilerine göre ise kendi inançlarında en kutsal insanlardan sonra gelen yüce şahsiyetlerdir. Büyük sorumluluklar gerektiren ‘başkaları için yaşama’ rolünü bir görev aşkıyla değil, içten gelen bir sesle yapan insanlardır bu kişiler. Kim ne derse desin bana göre de ikinci kategoriye girerler. Yani yüce şahsiyetlerdir. O içten gelen sesle her zaman örnek aldığım ve yaptıklarını daima doğru bulduğum insan modelidir.

Şahane Hayat (It’s a Wonderful Life) filminde karşılaşacağımız George Bailey (James Stewart) karakteri de hayat kurtarmak için dayak yiyen, yine hayat kurtarırken tek kulağının duyma yetilerini kaybeden, dünyayı dolaşıp bir yerde sabit bir iş yapmama isteğini çevresindeki insanlara yardım etmek için öteleyen yüce kalpli ve onurlu bir karakterdir. Kasabadan uzaklaşmak için her yola koyuluşunda bir engelle karşılaşır ve babasından kalan işi başarıyla sürdürür. Büyük ekonomik buhranın atlatılmasını ve iflası engeller. Zeki bir adamdır George, ama zekasını kötülüğe ve kendi çıkarına kullanmaz. Eline fırsat geçtiği halde insanları süründürmek yerine onlara yardımcı olup, Bay Potter’ın (Lionel Barrymore) acımasız ellerinden kurtarır ve çoğunun ev sahibi olmasını sağlar. Bu açıdan da bazı eleştirmenler tarafından yorumlandığı gibi bir kapitalizm güzellemesi olmaktan çok, kapitalizm karşıtı bir filmdir. Birlikte yaşamayı, büyük güçlere karşı kafa tutmayı, paranın değil sevginin kazanacağını her fırsatta bize hatırlatır film. Sonuçta da yönetmen Frank Capra’nın ‘en iyi filmim’ övgülerini hak eder. Kendisinden sonra çekilen birçok filme ilham verir. İzledikten sonra göreceksiniz ki Türk ve Amerikan sinemasından bazı filmler Şahane Hayat’ın ayak izlerini takip etmiştir. Kendisi de bazı yönlerden Charles Dickens’ın Noel Şarkısı kitabını hatırlatır.

James Stewart’ı daha önce Arka Pencere (Rear Window) filminde izlemiş ve oyunculuğunu çok beğenmiştim ama Arka Pencere’den 8 yıl önce rol aldığı Şahane Hayat filminde şu zamana kadar izlediğim en iyi oyunculuklardan biri diyebileceğim kadar iddialı bir performans sergilemiş. James Stewart her sahnede hikayenin içinde kalabilmiş ve bize kendisini değil George Bailey’i izletmeyi başarmıştır. Onun büyük bir oyuncu olduğunun kanıtıdır Şahane Hayat. Eşi rolündeki Donna Reed de oynadığı karakterin hakkını vermiş ve filmi izleyenlerin neredeyse hepsine kendisi gibi bir eş bulma hayali kurdurmuştur (Sen bu hayali kurmadın mı gibi soruları duyar gibiyim. Ben kurmadım çünkü çok daha iyi bir kız buldum ve onu kaçırmadan evleniyorum). Senaryonun yazımında yer alan, yönetmen koltuğunda oturan ve aynı zamanda filmin yapımcılığında da pay sahibi olan Frank Capra da en az oyuncular kadar başarılı bir iş çıkarmış ve rahat koltuğumuzda filmi izlerken kendimizi Bedford Kasabası’nda George Bailey’nin yanında koşuyormuş gibi hissetmemizi sağlamıştır.

Filmde her ne kadar gökten inen koruyucu melek ve noel öğeleri bulunsa da filmin ilk yarısı boyunca bu öğelerle neredeyse hiç karşılaşmıyoruz. Her yıl noelde Amerikan televizyonlarında gösterilmesine rağmen noelin filmdeki varlığını son sahnede hissediyoruz. Bu nedenle ‘noel sevgi getirir, ona inanın’ mesajı veren filmlerle aynı kategoriye konacak türden bir film değildir. Belki tam anlamıyla başyapıt olmasa da mutluluk veren, yaşamımızı sorgulatan ve dostluğun önemini ön plana çıkartan Şahane Hayat, verdiği bu doğru mesajlarla ve 1946 yapımı olmasına rağmen günümüzde çevrilmişçesine zamandan bağımsız olmasıyla her fırsatta izlenecek bir film. İzlenmeye fazlasıyla değeceğine ve izlerken içinizi tatlı bir huzurun kaplayacağına inandığım Şahane Hayat umarım sizlerde düşündüğüm etkiyi bırakır. İyi seyirler.

Kişisel Not: Hayatını George Bailey gibi yaşayan ve bu yükü onun kadar iyi taşıyan Sercan Sarı’ya ithafımdır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi