Martti Helde’nin ilk uzun metraj film tecrübesi olan Rüzgarların Arasında (Risttuules) 1941 yılında Sovyetler Birliği’nin giriştiği etnik temizlik sonucunda Estonya’dan çeşitli yerlere sürülen insanların hikayesini anlatıyor. Gerçek hikayelerden yola çıkarak kurgulanmış Rüzgarların Arasında, şiirsel olduğu kadar çarpıcı ve gerçekçi bir sinema deneyimi vadediyor. 

Estonya doğumlu yönetmen Martti Helde, ilk uzun metraj filmiyle !f İstanbul’un Keşif kategorisinde yer aldı. Kimlik ve üslup sahibi tavrıyla festivaldeki diğer birçok filmden rahatlıkla ayrılan Rüzgarların Arasında, hikayesini ele alış ve işleyiş biçimiyle de şahane bir iş çıkarmış. Filmin en öne çıkan unsuru hikayeyi anlatım biçimi. Anlatımını diyaloglarla inşa etmek yerine tamamen kamerasının gücünü kullanan Helde, şiirsel bir atmosfer kurmuş. Bu şiirsel anlatımını ilk andan itibaren hissettiren film, izleyiciyi olaylara gerçek anlamda tanık etmek için kullandığı plan sekanslar ile bir tabloya dönüşmüş. Yaşanmış olayları canlandırmaktan ziyade, izleyicisine her karesini yaşatan bir sinematografi kurmayı başarmış. Ayrıca filmin siyah beyaz olması da, savaş ortamının umutsuzluğunun başarılı bir şekilde resmedilmesini sağlamış. Plan sekanslar arası geçişleri de oldukça yumuşak yapan Helde, kendi tercihleriyle işini zorlaştırsa da, bir bütünlük oluşturmayı da başarmış ayrıca. Senaryosunda diyalog kullanmayan yönetmenimiz, sürgünün gerçekleştiği zamanlardan yadigar kalan mektupları kendisine kaynak olarak belirlemiş. Senaryosunu oluşturduğu mektupların her birini ayrı bir kaynak olarak kullanılması ve sahne geçişlerini bu düzene göre yapması sonucunda bütünlüğünü bozmadan devam ettirmiş. Mektupların hikayesini beyazperdeye aktarırken kullandığı teknik ile de farklı bir noktaya ulaşmış.

Şiirsel anlatımı ile ilk olarak Tarkovski’yi akla getiren Martti Helde, bu konuda yapılan benzetmeleri ısrarla reddetse de benzerliğin varlığı aşikar. Ancak Helde’nin, Tarkovski’nin anlatımından daha pasif bir tutum sergileyerek farklılaştığını söylemek ise yanlış olmaz. Pasif tutumunu filmin zamansal işleyişi üstünde oynayarak biraz daha derinleştiren yönetmenimiz, savaş ortamının etkilerini yavaş akan, hatta akmayan zaman dilimleri arasında ele alıyor. Zamanı donduran kareler oluşturmak, sürgünün devam ettiği on yıllık zamanın o şartlar altında aslında ilerlemediğini anlatmak için oldukça somut bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Hikayenin gerçekçiliğine yaklaşımı doğrultusunda bu somut bakış açısının yerli yerinde bir tavır olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca zaman kavramına karşı bu tarz bir bakış açısı belirlemek savaş ortamı içerisinde anlam kazanan bir durum oluyor. Benzer bir bakış açısını en rahat hatırlayabileceğimiz örneklerden bir tanesi Emir Kusturica’nın Yeraltı (Underground) filmi olacaktır. Kusturica, Yeraltı’nda zamanı kullanarak savaştan kaçan insanlarla, savaşın karmaşasından yararlanan insanlar arasında keskin bir hat çizmiş ve zaman kavramını olduğundan da soyut bir biçimde kullanarak filmin odağına oturtmuştu. Helde’nin tavrı ise daha gerçekçi. Zamanın akışını kendi lehine çevirerek izleyicinin o savaş ortamına iyice girmesini isteyen bir yaklaşımı söz konusu. Bunu yaklaşımının ayrımını flashback (geriye dönüş) sahnelerinde göstermesi de savaş ortamıyla, mutluluk anlarının rahatlıkla ayrılmasını sağlıyor.

Gerek hikaye içinde olması gereken ayrımları ve gerekse genel bütünlüğünü iyi oturmuş bir film olan Rüzgarların Arasında, genç bir yönetmenin elinden çıkan şahane bir ilk film. Hem tekniği ile hem de sarf ettiği cümlelerin gücüyle beslenen ve bunu sinematografisi ile de destekleyen çok başarılı bir iş. Anlatımı doğrultusunda belli kalıplara sıkışmak istemeyen yetenekli bir yönetmenin geçmişine yaktığı bir ağıt misali…

Martti Helde'nin ilk uzun metraj film tecrübesi olan Rüzgarların Arasında (Risttuules) 1941 yılında Sovyetler Birliği'nin giriştiği etnik temizlik sonucunda Estonya'dan çeşitli yerlere sürülen insanların hikayesini anlatıyor. Gerçek hikayelerden yola çıkarak kurgulanmış Rüzgarların Arasında, şiirsel olduğu kadar çarpıcı ve gerçekçi bir sinema deneyimi vadediyor.  Estonya doğumlu yönetmen Martti Helde, ilk uzun metraj filmiyle !f İstanbul'un Keşif kategorisinde yer aldı. Kimlik ve üslup sahibi tavrıyla festivaldeki diğer birçok filmden rahatlıkla ayrılan Rüzgarların Arasında, hikayesini ele alış ve işleyiş biçimiyle de şahane bir iş çıkarmış. Filmin en öne çıkan unsuru hikayeyi anlatım biçimi. Anlatımını diyaloglarla inşa etmek yerine tamamen kamerasının gücünü kullanan Helde, şiirsel bir atmosfer kurmuş. Bu şiirsel anlatımını ilk andan itibaren hissettiren film, izleyiciyi olaylara gerçek anlamda tanık etmek için kullandığı plan sekanslar ile bir tabloya dönüşmüş. Yaşanmış olayları canlandırmaktan ziyade, izleyicisine her karesini yaşatan bir sinematografi kurmayı başarmış. Ayrıca filmin siyah beyaz olması da, savaş ortamının umutsuzluğunun başarılı bir şekilde resmedilmesini sağlamış. Plan sekanslar arası geçişleri de oldukça yumuşak yapan Helde, kendi tercihleriyle işini zorlaştırsa da, bir bütünlük oluşturmayı da başarmış ayrıca. Senaryosunda diyalog kullanmayan yönetmenimiz, sürgünün gerçekleştiği zamanlardan yadigar kalan mektupları kendisine kaynak olarak belirlemiş. Senaryosunu oluşturduğu mektupların her birini ayrı bir kaynak olarak kullanılması ve sahne geçişlerini bu düzene göre yapması sonucunda bütünlüğünü bozmadan devam ettirmiş. Mektupların hikayesini beyazperdeye aktarırken kullandığı teknik ile de farklı bir noktaya ulaşmış. Şiirsel anlatımı ile ilk olarak Tarkovski'yi akla getiren Martti Helde, bu konuda yapılan benzetmeleri ısrarla reddetse de benzerliğin varlığı aşikar. Ancak Helde'nin, Tarkovski'nin anlatımından daha pasif bir tutum sergileyerek farklılaştığını söylemek ise yanlış olmaz. Pasif tutumunu filmin zamansal işleyişi üstünde oynayarak biraz daha derinleştiren yönetmenimiz, savaş ortamının etkilerini yavaş akan, hatta akmayan zaman dilimleri arasında ele alıyor. Zamanı donduran kareler oluşturmak, sürgünün devam ettiği on yıllık zamanın o şartlar altında aslında ilerlemediğini anlatmak için oldukça somut bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Hikayenin gerçekçiliğine yaklaşımı doğrultusunda bu somut bakış açısının yerli yerinde bir tavır olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca zaman kavramına karşı bu tarz bir bakış açısı belirlemek savaş ortamı içerisinde anlam kazanan bir durum oluyor. Benzer bir bakış açısını en rahat hatırlayabileceğimiz örneklerden bir tanesi Emir Kusturica'nın Yeraltı (Underground) filmi olacaktır. Kusturica, Yeraltı'nda zamanı kullanarak savaştan kaçan insanlarla, savaşın karmaşasından yararlanan insanlar arasında keskin bir hat çizmiş ve zaman kavramını olduğundan da soyut bir biçimde kullanarak filmin odağına oturtmuştu. Helde'nin tavrı ise daha gerçekçi. Zamanın akışını kendi lehine çevirerek izleyicinin o savaş ortamına iyice girmesini isteyen bir yaklaşımı söz konusu. Bunu yaklaşımının ayrımını flashback (geriye dönüş) sahnelerinde göstermesi de savaş ortamıyla, mutluluk anlarının rahatlıkla ayrılmasını sağlıyor. Gerek hikaye içinde olması gereken ayrımları ve gerekse genel bütünlüğünü iyi oturmuş bir film olan Rüzgarların Arasında, genç bir yönetmenin elinden çıkan şahane bir ilk film. Hem tekniği ile hem de sarf ettiği cümlelerin gücüyle beslenen ve bunu sinematografisi ile de destekleyen çok başarılı bir iş. Anlatımı doğrultusunda belli kalıplara sıkışmak istemeyen yetenekli bir yönetmenin geçmişine yaktığı bir ağıt misali...

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

85

Ayrımları ve bütünlüğü iyi oturmuş bir film olan Rüzgarların Arasında, genç bir yönetmenin elinden çıkan şahane bir ilk film. Gerek tekniği, gerekse sarf ettiği cümlelerin gücüyle beslenen ve bunu sinematografisi ile destekleyen çok başarılı bir iş.

Kullanıcı Puanları: 3.58 ( 2 votes)
85
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi