Seren Yüce’yi ilk olarak Çoğunluk filmiyle tanımış olan izleyici, bu kez Rüzgarda Salınan Nilüfer ile bir üst sınıftan, daha modern bir ailenin yaşantısına ortak oluyor. Yönetmenin ikinci filmi olan Rüzgarda Salınan Nilüfer, Çoğunluk filmi gibi oldukça tanıdık hayatlar içeriyor. Ancak bu iki filmin de karakterlerine yönelttiği eleştirel bakıştan ötürü, bu her yönüyle bilindik hayatlarla birebir empati kurmak çok da mümkün olmuyor. “Böyle çok fazla insan/aile var.” düşüncesiyle izlediğimiz filmler sanki, öz eleştiri yapmanın zorluğundan kaçıp “öteki”ni suçlamanın kolaylığını sunuyor izleyiciye.

Rüzgarda Salınan Nilüfer filminin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse,  burjuva yaşantısı süren çekirdek ailenin, içlerinde tüketim kaynaklı oluşan boşluğu bir türlü dolduramayışlarının ve mutluluğun her zaman başka yerlerde ve başkalarının elinde olduğuna inanmalarının hikayesi olarak özetlenebilir. Handan (Songül Öden) üst orta sınıf, çalışmayan, en önemli aktiviteleri Avm gezmek ve kafelerde bir şeyler yiyip içmek olan, hayatındaki boşluğu durmaksızın ürettiği ancak hiçbir zaman sonuca ulaştıramadığı projeleriyle doldurmaya çalışan, orta yaşlı bir kadındır. Eşi Korhan (Tolga Tekin) muhtemelen bir şirket sahibi, kendi kazandığı paranın harcanması konusunda ailesi üzerinde söz sahibi olduğunu hissettirmeye çalışan, kendini kanıtlamanın ve küçük heyecanların peşine düşmüş oldukça tanıdık bir Türk erkeği olarak tanımlanabilir. 10 yaşındaki Aleyna ise, teknolojinin ve sosyal medyanın içine doğmuş olması sebebiyle, gördüğü imajlar karşısında henüz çocuk yaşta dayatılan güzellik algısına kendini kaptırmış, bu yüzden yemek yemeyen, hata yapmaktan ve rezil olmaktan korkan, mükemmel olma arzusunun getirdiği özgüvensizlikle boğuşan kızlarıdır.

Diğer tarafta ele alınan aile ise maddi olarak biraz daha kötü olsa da, kendini geliştirmiş ve yetkin bir aile olarak karşımıza çıkmaktadır. Handan’ın durmaksızın öykündüğü Şermin, entelektüel birikimini her an hissettiren, yazdığı kitapla belli bir başarı yakalamış özgüven sahibi bir kadındır. Kocası Aykut biraz daha geri planda kalsa da Şermin, Handan ve Korhan tarafından sürekli idealize edildiği için olmadığı sahnelerde bile var olarak filmin her yerine sızabilen bir karakterdir.

Filmin geneline hakim olan sistem eleştirisi, televizyondan duyulan lüks ev reklamlarıyla da desteklenir. Her bir aile bireyinin telefonunu, bilgisayarını alıp bir köşeye çekildiği evde iletişimsizlik, adeta evin bir dekoru gibidir. Birçok sahne evde geçiyor olsa da ev sanki yaşanan bir alandan ziyade, sürekli girilip çıkılan bir mekan olarak konumlandırılır. Etrafına karşı oldukça nazik olan Handan, kendinden alt sınıfta olanlara ise kaba davranmaktan kaçınmaz. Şermin ise filmin en iyi karakteri gibi görünürken, iki yüzlü tavırları da gözlerden kaçmaz. Herkesin yüzüne karşı çok iyi davranan Şermin’in mimikleri telefonu kapadığında tamamen değişebilmektedir. Bu ikiyüzlü burjuva yaşamlarının içinde kıskançlıklardan, samimiyetsizliklerden sıyrılmış mutlak bir dostluğun imkansızlığı gözler önüne serilir.

Karakterin kendiyle yüzleşmesi, Çoğunluk filminde de olduğu gibi yine bir sarhoşluk sonrası gerçekleşir. Ayrıca Çoğunluk’ta önemli bir rolü olan Esme Madra’yı, Rüzgarda Salınan Nilüfer’de de karşımıza küçük bir rolde görmek mümkün. Özellikle Songül Öden olmak üzere oyunculukların oldukça başarılı olduğu filmde, yönetmen Seren Yüce üst orta sınıf bir ailenin yaşantısını yaptığı nokta atışlarıyla mükemmel bir şekilde tanımlıyor.

Rüzgarda Salınan Nilüfer: Çiçeğinin İmkansızlığı ve Şermin

Vogler’in Kahramanın Yolculuğu göz önüne alındığında Handan’ın başından geçen hadiseler sonunda dönüşmek istediği yani yeni olma biçimi Şermin’dir. Sürekli Şermin’e öykünen Handan, kitap yazmaktan Şermin ile birlikte kafe açmaya kadar hayalindeki kadın olmaya, olamadığı ölçüde de hayalindeki kadını yakınında tutmaya uğraşır. Her istediğini alıp yapmaya müktedir bir üst sınıf kadın karakter olan Handan, yönetmen tarafından ince ince tanımlanır. Her istediğini yapabilen ve maddi olanakları sebebiyle alt sınıftan bir kadına göre daha bağımsız ve güçlü olarak tanımlanabilecek olan Handan karakteri, uzun süredir açmak istediği kafenin yer seçimini kendi başına gidip yapamamaktadır. Bu gibi konularda sürekli kocasının ya da bir başkasının desteğine muhtaç olan Handan’ın tek başına girişebildiği tek iş, Şermin’den özenerek başladığı kitabında doğuda adeta yaşam mücadelesi veren kız çocuklarını konu edinmeye karar vermesidir. Oturduğu lüks evinden doğuya bakan ve bu konuda hiçbir fikir sahibi olmadan kitap yazmaya girişen Handan, Şermin’in Van’a gidip oraları görme teklifine de burun kıvırarak uzak ve üstten bakışını sürdürür. Kitap yazmanın yüksek özelliklere sahip bir bilgisayar almak ve gidip bir kafeye oturmaktan ibaret olmadığını anlayan Handan, maalesef kitabına devam etmekte zorlanır.

Nilüfer çiçeği, durgun suda yetiştiği için Nilüfer hiçbir zaman salınamayacaktır. Handan hiçbir zaman Şermin olamayacaktır. Korhan da hiçbir zaman Şermin’e ulaşamayacaktır. Bu yüzden, Handan da Korhan da mutluluğu ancak kendileri olmayı kabul ettiklerinde bulurlar.

Seren Yüce’yi ilk olarak Çoğunluk filmiyle tanımış olan izleyici, bu kez Rüzgarda Salınan Nilüfer ile bir üst sınıftan, daha modern bir ailenin yaşantısına ortak oluyor. Yönetmenin ikinci filmi olan Rüzgarda Salınan Nilüfer, Çoğunluk filmi gibi oldukça tanıdık hayatlar içeriyor. Ancak bu iki filmin de karakterlerine yönelttiği eleştirel bakıştan ötürü, bu her yönüyle bilindik hayatlarla birebir empati kurmak çok da mümkün olmuyor. “Böyle çok fazla insan/aile var.” düşüncesiyle izlediğimiz filmler sanki, öz eleştiri yapmanın zorluğundan kaçıp “öteki”ni suçlamanın kolaylığını sunuyor izleyiciye. Rüzgarda Salınan Nilüfer filminin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse,  burjuva yaşantısı süren çekirdek ailenin, içlerinde tüketim kaynaklı oluşan boşluğu bir türlü dolduramayışlarının ve mutluluğun her zaman başka yerlerde ve başkalarının elinde olduğuna inanmalarının hikayesi olarak özetlenebilir. Handan (Songül Öden) üst orta sınıf, çalışmayan, en önemli aktiviteleri Avm gezmek ve kafelerde bir şeyler yiyip içmek olan, hayatındaki boşluğu durmaksızın ürettiği ancak hiçbir zaman sonuca ulaştıramadığı projeleriyle doldurmaya çalışan, orta yaşlı bir kadındır. Eşi Korhan (Tolga Tekin) muhtemelen bir şirket sahibi, kendi kazandığı paranın harcanması konusunda ailesi üzerinde söz sahibi olduğunu hissettirmeye çalışan, kendini kanıtlamanın ve küçük heyecanların peşine düşmüş oldukça tanıdık bir Türk erkeği olarak tanımlanabilir. 10 yaşındaki Aleyna ise, teknolojinin ve sosyal medyanın içine doğmuş olması sebebiyle, gördüğü imajlar karşısında henüz çocuk yaşta dayatılan güzellik algısına kendini kaptırmış, bu yüzden yemek yemeyen, hata yapmaktan ve rezil olmaktan korkan, mükemmel olma arzusunun getirdiği özgüvensizlikle boğuşan kızlarıdır. Diğer tarafta ele alınan aile ise maddi olarak biraz daha kötü olsa da, kendini geliştirmiş ve yetkin bir aile olarak karşımıza çıkmaktadır. Handan’ın durmaksızın öykündüğü Şermin, entelektüel birikimini her an hissettiren, yazdığı kitapla belli bir başarı yakalamış özgüven sahibi bir kadındır. Kocası Aykut biraz daha geri planda kalsa da Şermin, Handan ve Korhan tarafından sürekli idealize edildiği için olmadığı sahnelerde bile var olarak filmin her yerine sızabilen bir karakterdir. Filmin geneline hakim olan sistem eleştirisi, televizyondan duyulan lüks ev reklamlarıyla da desteklenir. Her bir aile bireyinin telefonunu, bilgisayarını alıp bir köşeye çekildiği evde iletişimsizlik, adeta evin bir dekoru gibidir. Birçok sahne evde geçiyor olsa da ev sanki yaşanan bir alandan ziyade, sürekli girilip çıkılan bir mekan olarak konumlandırılır. Etrafına karşı oldukça nazik olan Handan, kendinden alt sınıfta olanlara ise kaba davranmaktan kaçınmaz. Şermin ise filmin en iyi karakteri gibi görünürken, iki yüzlü tavırları da gözlerden kaçmaz. Herkesin yüzüne karşı çok iyi davranan Şermin’in mimikleri telefonu kapadığında tamamen değişebilmektedir. Bu ikiyüzlü burjuva yaşamlarının içinde kıskançlıklardan, samimiyetsizliklerden sıyrılmış mutlak bir dostluğun imkansızlığı gözler önüne serilir. Karakterin kendiyle yüzleşmesi, Çoğunluk filminde de olduğu gibi yine bir sarhoşluk sonrası gerçekleşir. Ayrıca Çoğunluk’ta önemli bir rolü olan Esme Madra'yı, Rüzgarda Salınan Nilüfer’de de karşımıza küçük bir rolde görmek mümkün. Özellikle Songül Öden olmak üzere oyunculukların oldukça başarılı olduğu filmde, yönetmen Seren Yüce üst orta sınıf bir ailenin yaşantısını yaptığı nokta atışlarıyla mükemmel bir şekilde tanımlıyor. Rüzgarda Salınan Nilüfer: Çiçeğinin İmkansızlığı ve Şermin Vogler’in Kahramanın Yolculuğu göz önüne alındığında Handan’ın başından geçen hadiseler sonunda dönüşmek istediği yani yeni olma biçimi Şermin’dir. Sürekli Şermin’e öykünen Handan, kitap yazmaktan Şermin ile birlikte kafe açmaya kadar hayalindeki kadın olmaya, olamadığı ölçüde de hayalindeki kadını yakınında…

Yazar Puanı

puan - 80%

80%

80

Nilüfer çiçeği, durgun suda yetiştiği için Nilüfer hiçbir zaman salınamayacaktır. Handan hiçbir zaman Şermin olamayacaktır. Korhan da hiçbir zaman Şermin’e ulaşamayacaktır. Bu yüzden, Handan da Korhan da mutluluğu ancak kendileri olmayı kabul ettiklerinde bulurlar.

Kullanıcı Puanları: 3.43 ( 6 votes)
80
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi