Yönetmenliğini Gareth Edwards’ın yaptığı Rogue One, 10 senelik aranın ardından Güç Uyanıyor ile beyazperdeye dönen Star Wars serisinin herhangi bir üçlemeye ait olmayan yeni bir halkası. Zamansal olarak, Sith’in İntikamı ile son bulan ikinci üçleme ile orijinal üçlemenin ilk filmi olan Yeni Bir Umut arasında konumlanan Rogue One, bugüne kadar birçok hayran teorisine konu olan Ölüm Yıldızı’nın planlarının nasıl ele geçirildiğini konu alarak seri açısından önemli bir boşluğu doldurma görevi üstleniyor.

Yazıya bir itiraf ile başlamam gerekirse, Star Wars: Güç Uyanıyor beni ne kadar heyecanlandıran bir proje ise, Rogue One’ın kağıt üzerinde bir o kadar gereksiz olduğuna inanıyordum. Sinema tarihinin en karizmatik kötü karakterlerinden Darth Vader’ın filmde yer alacağı açıklanmış olmasına rağmen, hiçbir fragmanını izlemediğim film için tek düşüncem sinema tüccarlarının keselerini doldurmak olduğuydu; yanıldım.

***Bu yazı Star Wars: Rogue One hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Rogue One: Barış Kazanacak

Star Wars’ın yeni ara dönem filmlerinin ilki -bunlardan bolca göreceğiz- olarak lanse edilen Rogue One, bir grubun isyancılardan bağımsız olarak Ölüm Yıldızı’nın planlarını çalmak için çıktığı yolculuğu konu alıyor. Girizgahta belirttiğim üzere Star Wars Bölüm 3,5 (üç buçuk) diyebileceğimiz film için üçüncü filmin devamı demek yerine, dördüncü filmin öncesini anlatıyor demek daha doğru olacaktır. İmparatorluğun, atom bombasını andıran ve gezegenleri yok eden silahının kim tarafından nasıl hazırlandığı, ilk olarak nerede denendiği ve bu planların isyancıların eline nasıl geçtiği sorularının teker teker, detaylı bir şekilde cevaplandığı film, özgün bir ana hikaye barındıran seriye son derece özgün bir yan hikaye eklemeyi başarıyor. Bu yan hikayeyi iki farklı şekilde ele almak mümkün. Öncelikle bu silahı hazırlayan Galen Erso’nun (Mads Mikkelsen) İmparatorluk için çalışıyor olması iyi düşünülmüş ve başarıyla yazılmış. Burada önemli olan nokta, Galen Erso karakterinin iyi yazılmasından ziyade olay örgüsünün ilk üçlemenin yapısına ve ruhuna uygun inşa edilmiş olması. İyi ile kötünün sıklıkla yer değiştirdiği, karanlık taraf ile aydınlık taraf arasında gitgellerin yaşandığı seriye eklenen yan hikayede, Galen Erso’nun hikayesi nostaljik bir hava yaratırken bugüne kadar yapılmış tüm filmleri etkileyen bir karakter olarak hafızalara kazınıyor. Bu yan hikayenin ikinci kolu ise planları çalmak için yola çıkan ekip ve bu ekibin bir nevi lideri konumunda bulunan Jyn Erso. Jyn özenle yazılmış bir karakter. Filmin gidişatı farklı olsa, serinin genelinde yer alan iyi karakterlere göz attığımızda Luke’dan dahi çok daha fazla sevilecek bir karakter olabileceğine şüphe yok. Özellikle hem babasıyla hem de hayatını kurtaran Saw Gerrera (Forest Whitaker) ile olan ilişkisi karakteri özel kılıyor. Her yönüyle Aydınlık Taraf’ın tüm özelliklerini taşıdığını söyleyebiliriz. Nitekim, ekip arkadaşları için de benzer şeyleri söylemek mümkün; burada asıl önemli nokta tüm bu karakterler ile empati kurabiliyor olmamız. Bu da karakter yaratımındaki özeni gösteriyor. Fakat, filmin zayıf olduğu noktalardan bir tanesi de burada ortaya çıkıyor; karakterler ne kadar özenli yazılmışsa bu karakterlerin arasında geçen diyaloglar ise bir o kadar baştan savma yazılmış. Bir yerden sonra bu diyalogların rahatsız edici olmamasının tek sebebi, bu yapaylığa bir şekilde alışıyor olmamızdan kaynaklanıyor.

Star Wars: Rogue One, Darth Vader’ın en güçlü olduğu dönemi kapsıyor. Sadece bu açıdan dahi çok önemli bir film. İlk üçleme Darth Vader’ın “umut”a karşı kaybetmeye başladığı dönem olması, ikinci üçleme ise karanlık tarafa geçiş sürecini konu alması sebebiyle tüm Star Wars filmlerinde, kült karakterin gücünü hep bir şekilde eksik görüyoruz. Oysa, Rogue One Darth Vader’ın en güçlü olduğu dönemi konu alıyor. Bunu filmde yer alan küçük bir sahneyle açıklayacak olursak Orson Krennic’i (Ben Mendelsohn) boğduğu sahne iyi bir örnek olacaktır. Bu sebeple çok kısa bir süre görünüyor diyenlere kulak asmadan göründüğü süre boyunca yarattığı ihtişama odaklanmak daha doğru. Darth Vader’ın ilk film olan Yeni Bir Umut’ta da sadece 12 dakika yer aldığını da eklemek gerekiyor. 

Beni en çok heyecanlandıran Prenses Leia ve Büyük Moff’u yeniden beyazperdede görmek oldu. Üstelik bunu yaparken ortaya çıkan işten büyülendiğimi söyleyebilirim. Teknoloji ilerlerken, görsel efektlere bel bağlayan filmlere ne kadar kızıyorsak Rogue One’da ortaya çıkan sonuç için projenin arkasındaki isimleri takdir etmemiz gerektiğini düşünüyorum. R2D2 ve 3-CPO’yu da kısa süreliğine de görmüş olmanın yüzümüzde yarattığı gülümsemeyi de atlamayalım. Fakat yine teknolojiden bahsetmişken görsel efektlerin etkisiyle süresi uzatılan savaş sahnelerinin bir yerden sonra etkileyiciliğini kaybettiğini eklemek gerekiyor. Her ne kadar finaliyle tüm bu olumsuz detayları unuttursa da filmin bir bölümü uzayan savaş sahneleri sebebiyle temposunu kaybediyor.

Özetle Rogue One, serinin dokusunu koruyarak Star Wars evrenine yeni bir soluk getirmeyi başarıyor. Son olarak, kısa süre önce filmin yapımcıları Rogue One’ın politik bir film olmadığı yönünde birtakım açıklamalarda bulunmuşlardı. Siz yapımcıların ne dediğine aldırmayın, her ne kadar inkar ederlerse etsinler Rogue One politik bir film.

Yönetmenliğini Gareth Edwards'ın yaptığı Rogue One, 10 senelik aranın ardından Güç Uyanıyor ile beyazperdeye dönen Star Wars serisinin herhangi bir üçlemeye ait olmayan yeni bir halkası. Zamansal olarak, Sith'in İntikamı ile son bulan ikinci üçleme ile orijinal üçlemenin ilk filmi olan Yeni Bir Umut arasında konumlanan Rogue One, bugüne kadar birçok hayran teorisine konu olan Ölüm Yıldızı'nın planlarının nasıl ele geçirildiğini konu alarak seri açısından önemli bir boşluğu doldurma görevi üstleniyor. Yazıya bir itiraf ile başlamam gerekirse, Star Wars: Güç Uyanıyor beni ne kadar heyecanlandıran bir proje ise, Rogue One'ın kağıt üzerinde bir o kadar gereksiz olduğuna inanıyordum. Sinema tarihinin en karizmatik kötü karakterlerinden Darth Vader'ın filmde yer alacağı açıklanmış olmasına rağmen, hiçbir fragmanını izlemediğim film için tek düşüncem sinema tüccarlarının keselerini doldurmak olduğuydu; yanıldım. ***Bu yazı Star Wars: Rogue One hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Rogue One: Barış Kazanacak Star Wars'ın yeni ara dönem filmlerinin ilki -bunlardan bolca göreceğiz- olarak lanse edilen Rogue One, bir grubun isyancılardan bağımsız olarak Ölüm Yıldızı'nın planlarını çalmak için çıktığı yolculuğu konu alıyor. Girizgahta belirttiğim üzere Star Wars Bölüm 3,5 (üç buçuk) diyebileceğimiz film için üçüncü filmin devamı demek yerine, dördüncü filmin öncesini anlatıyor demek daha doğru olacaktır. İmparatorluğun, atom bombasını andıran ve gezegenleri yok eden silahının kim tarafından nasıl hazırlandığı, ilk olarak nerede denendiği ve bu planların isyancıların eline nasıl geçtiği sorularının teker teker, detaylı bir şekilde cevaplandığı film, özgün bir ana hikaye barındıran seriye son derece özgün bir yan hikaye eklemeyi başarıyor. Bu yan hikayeyi iki farklı şekilde ele almak mümkün. Öncelikle bu silahı hazırlayan Galen Erso'nun (Mads Mikkelsen) İmparatorluk için çalışıyor olması iyi düşünülmüş ve başarıyla yazılmış. Burada önemli olan nokta, Galen Erso karakterinin iyi yazılmasından ziyade olay örgüsünün ilk üçlemenin yapısına ve ruhuna uygun inşa edilmiş olması. İyi ile kötünün sıklıkla yer değiştirdiği, karanlık taraf ile aydınlık taraf arasında gitgellerin yaşandığı seriye eklenen yan hikayede, Galen Erso'nun hikayesi nostaljik bir hava yaratırken bugüne kadar yapılmış tüm filmleri etkileyen bir karakter olarak hafızalara kazınıyor. Bu yan hikayenin ikinci kolu ise planları çalmak için yola çıkan ekip ve bu ekibin bir nevi lideri konumunda bulunan Jyn Erso. Jyn özenle yazılmış bir karakter. Filmin gidişatı farklı olsa, serinin genelinde yer alan iyi karakterlere göz attığımızda Luke'dan dahi çok daha fazla sevilecek bir karakter olabileceğine şüphe yok. Özellikle hem babasıyla hem de hayatını kurtaran Saw Gerrera (Forest Whitaker) ile olan ilişkisi karakteri özel kılıyor. Her yönüyle Aydınlık Taraf'ın tüm özelliklerini taşıdığını söyleyebiliriz. Nitekim, ekip arkadaşları için de benzer şeyleri söylemek mümkün; burada asıl önemli nokta tüm bu karakterler ile empati kurabiliyor olmamız. Bu da karakter yaratımındaki özeni gösteriyor. Fakat, filmin zayıf olduğu noktalardan bir tanesi de burada ortaya çıkıyor; karakterler ne kadar özenli yazılmışsa bu karakterlerin arasında geçen diyaloglar ise bir o kadar baştan savma yazılmış. Bir yerden sonra bu diyalogların rahatsız edici olmamasının tek sebebi, bu yapaylığa bir şekilde alışıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Star Wars: Rogue One, Darth Vader'ın en güçlü olduğu dönemi kapsıyor. Sadece bu açıdan dahi çok önemli bir film. İlk üçleme Darth Vader'ın "umut"a karşı kaybetmeye başladığı dönem olması, ikinci üçleme ise karanlık tarafa geçiş…

Yazar Puanı

Puan - 79%

79%

79

Rogue One, serinin dokusunu koruyarak Star Wars evrenine yeni bir soluk getirmeyi başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.98 ( 2 votes)
79
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi