Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Müzik, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ettikçe severek takip edilen müzisyenlerin hayatını ele alan filmlere olan ilginin asla tükenmeyeceği aşikardır. Müzisyenlerin kendine özgü yaşam tarzlarına, karakteristik özelliklerine, hangi yollardan geçtiklerine ve yaşadıkları deneyimlerin onlara nasıl ilham verdiğine tanık olmanın en gerçekçi ve en etkileyici yolu belgesellerdir. İzleyicilerin yaşadığı bu eşsiz deneyim, müzik belgesellerine olan rağbetin günden güne artmasını sağlamıştır. Punk’tan Grunge’a uzanan geniş bir yelpazeden seçtiğim Rock müziğin efsanelerini beyazperdeye taşıyan 10 belgeseli sizler için derledim.

Rock Müziğin Efsanelerini Beyazperdeye Taşıyan 10 Film!

Don’t Look Back (1967)

Don't - Look - Back - filmloverss

Yönetmenliğini ve senaristliğini D.A. Pennebaker’ın üstlendiği Don’t Look Back, efsanevi müzisyen Bob Dylan’ın 1965’te çıktığı İngiltere turunu ele alıyor. Bir dönem filmi olarak nitelendirebileceğimiz yapım, 60’lı yılların atmosferini oldukça etkileyici motiflerle seyirciye yansıtıyor. Sahne arkası sohbetlerini, perde arkasında yapılan pazarlıkları, basın toplantılarını, öfke nöbetlerini, Dylan’ın azılı fanlarını ve en önemlisi de Joan Baez ve Donovan’ı sıklıkla görme şansına sahip olduğumuz Don’t Look Back, Bob Dylan’ın kusursuz bir portresi olarak sinema tarihine adını yazdırıyor. Filmin bize vermek istediği mesajlardan biri ise Dylan’ın ne olursa olsun hem siyasi hem de karakteristik açıdan kendine has duruşundan ödün vermemesi olarak görülebilir.

Gimme Shelter (1970)

Gimme - Shelter - filmloverss

Albert Maysles, David Maysles ve Charlotte Zwerin’in yönetmenliğini üstlendiği Gimme Shelter, Rolling Stones’un 1969 yılında gerçekleştirdiği Amerika turunun son ayağını ele alır. Tur başlarda oldukça sorunsuz ve iyi gitmektedir fakat grubun Altamont’ta ücretsiz bir konser vermek istemesi bütün gidişatı değiştirir. Konser her açıdan o kadar karmaşa içinde ilerler ki 4 kişinin ölümüyle sonuçlanır. Gimme Shelter, bu konserin anlaşma sürecinden konser sonrası yaşananlara kadar bütün aşamalara ışık tutuyor. Yaşanan olaylar filme karanlık bir atmosfer katsa da, Rolling Stones’un müzikleri eşliğinde keyifli bir deneyime dönüştüğünü yadsıyamayız.

The Last Waltz (1978)

The - Last - Waltz - filmloverss

Martin Scorsese ve Rock belgeseli ikilisi bir araya geldiğinde akan sular durur. Usta yönetmenin bu türdeki ilk yapıtı olarak nitelendirebileceğimiz The Last Waltz, adını Amerikan Rock grubu The Band’in veda konserinden alıyor. 25 Kasım 1976 tarihinde gerçekleşen konserde Bob Dylan, Neil Young, Ringo Starr, Van Morrison, Muddy Waters, Neil Diamond ve Eric Clapton gibi birçok efsanevi müzisyenin de yer alması hem konseri hem de filmi oldukça değerli kılıyor. The Last Waltz sadece konser görüntülerini beyazperdeye aktarmakla yetinmiyor; röportajlar sayesinde de The Band’in etkileyici hikayesini seyirciyle buluşturuyor. Birçok eleştirmen tarafından gelmiş geçmiş en iyi Rock belgeseli olarak addedilen yapım, tüm içtenliğiyle sizi etkisi altına alacak ve kendinizi Rock müziğin büyülü dünyasında bulacaksınız.

The Filth and the Fury, Sex Pistols (2000)

The - Filth - and - the - Fury - filmloverss

Punk Rock’ın sembollerinden Sex Pistols’ın kısa süren fakat yankıları günümüzde de devam eden 3 senelik müzik hayatının yönetmenler için eşsiz bir materyal olduğunu asla inkar edemeyiz. Julien Temple’ın yönetmen koltuğunda oturduğu yapım The Filth and the Fury, Pistols’ın yaygın inanışın aksine oldukça mütevazı bir başlangıç yapmasına ve aylar geçtikçe kendi sonlarını nasıl getirdiklerine dair gerçekçi bir portre çiziyor. Grubun daha önce yayınlanmamış kamera görüntülerini ve röportajlarını bir araya getiren Temple, Sex Pistols’ın bütün hırçınlığını seyirciye başarılı bir biçimde aktarıyor.

Metallica: Some Kind of Monster (2004)

Metallica - filmloverss

Joe Berlinger ve Bruce Sinofsky ikilisinin yönetmenliğini üstlendiği Some Kind of Monster, en uzun ömürlü ve en popüler thrash metal gruplarından Metallica’nın 8. Stüdyo albümü St. Anger’ın kayıt sürecini ve grup içindeki çatışmaları tüm gerçekliğiyle ele alıyor. Grubun 2 yıl boyunca süren sıkıntılarını ve karşılaştığı sorunları beyazperdeye aktaran Some Kind of Monster, uzun yıllar boyunca ayakta kalmayı başarmış bir grubun yıllar içerisinde geçirmek zorunda kaldığı dönüşüm sürecinin ne kadar çetin olabileceğini ve bu sürecin grup üyelerinin psikolojisi üzerindeki olumsuz etkisini kavramamıza olanak sağlıyor. Her şeyden önce bir insan olan 4 müzisyenin kendi benliklerine sadık kalarak başarılarını devam ettirme çabalarını ele alan Some Kind of Monster, sadece çatışmalara ışık tutan bir yapım olmanın ötesinde James Hetfield ve Lars Ulrich arasındaki derin ve bir o kadar da karışık arkadaşlık ilişkisinin temellerine de inmeyi başarıyor.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi