İnsan yaratısının duygu geliştirmeye başlaması ve buna paralel olarak bu yaratıların duyguları olur mu sorusu, fantezi ve bilimkurgu edebiyatını ezelden beri en çok meşgul eden konulardan biridir. İşte Paul Verhoeven’in 1987 yapımı RoboCop’u bu temaların üzerinden şekillenir. Film, insanların kapitalizm yüzünden makineleştiği bir distopya anlatısıdır. Basit bir aksiyon filmi değil politik iddiası olan bir bilimkurgu filmidir. Suç içerisindeki şehir, teknolojiye sahip olan şirketlerin her şeyi yönetmeye çalışması ve halkın buna karşı takındığı ”umursamaz” tavır filmin kendine dert edindiği konulardır

Şimdi gelelim 17 yıl sonrasına yani günümüze. Son yıllarda korku ve bilim kurgu türlerinde konu sıkıntısı çeken Hollywood, bildiğiniz üzere gözünü 70 ve 80’li yılların kült filmlerine dikti. RoboCop’un da bu yaklaşımdan nasibini alması kaçınılmazdı. İki sene önce başka bir Verhoeven klasiği olan Gerçeğe Çağrı’nın yeniden çevrimini izleyip hayal kırıklığına uğrayan bünyeler içinse (benim gibi) beklenti oluşturan tek etken yönetmen José Padilha’ydı. Ülkesi Brezilya’da çektiği Özel Tim serisi ile siyasi tabanlı aksiyon filmlerinde başarısını kanıtlayan yönetmen ne yazık ki beklentileri büyük oranda boşa çıkardı.

2014 model RoboCop’un konusu –görünürde- orijinal filmle bire bir aynı aslında. Mega şirket OmniCorp, 2028 yılına gelindiğinde robot teknolojisinin önde gelen tedarikçilerinden biri olmuş ve dünya çapındaki yüksek satış rakamlarıyla bir hayli kar elde etmiştir. Yarı insan yarı robot formatında yeni bir polis prototipi yaratılacaktır. Aynı zaman diliminde yaşayan  Alex Murphy adındaki Detroit polis departmanında çalışan bir polisin ağır şekilde yaralanması ile birlikte gerekli denek bulunur ve RoboCop’a dönüşme süreci başlatılır.

Joel Kinnaman;Abbie Cornish

1987 yapımı ile 2014 yapımını karşılaştırıldığında içerik olarak ciddi farklar olmasa bile filmin işleyişi açısından büyük değişiklikler var. Öncelikli olarak yeni filmde Alex Murphy’nin RoboCop’a dönüşme evresini başlatan yakın mesafeden defalarca kez vurulma anı yerine araba patlaması konulmuş. Ed-200’ün yönetim kurulu toplantısına yaptığı saldırı ise tamamen konu dışına itilmiş. Bunlarında dışında ilk filmi kült mertebesine yerleştiren, gerçekçiliğini ve etkileyiciliğini de büyük oranda arttıran vahşet seviyesi yüksek sahneler ise bu yeniden çevrimde neredeyse tamamen tıraşlanmış. Bunların yerine video oyunu mantığına yakın duran aksiyon sahneleri yerleştirilmiş. Tanıtıldığı ilk günden bu yana tartışılan yeni siyah zırh ise tasarım bakımından oldukça başarısız bir görünüme sahip.

Oyunculuklara değinecek olursam; Peter Weller’ın yerini alan Joel Kinnaman, Alex Murphy için gayet başarılı bir seçim olmuş. Filmin kadrosunu oluşturan usta isimler Gary Oldman, Michael Keaton ve Samuel L. Jackson ise birbirine yakın denebilecek düz performanslara imza atmışlar.

Sonuç olarak oldukça zayıf bir yeniden çevrimle karşı karşıyayız. İlk film 1984 tipi bir toplumsal rahatsızlığı hatırlatır ve anlatır, bu açıdan farklı okumalara açıktır. Yeniden çevrim ise aksiyon sahneleri ile oyalamak dışında zaman geçirmeye yönelik bir seyirlikten öteye gidemeyen, kısacası kalıcılıktan uzak bir film. İlk filmden bağımsız olarak bakılırsa gene de belli oranda eğlendirdiğini söyleyebilirim. Fakat ikisi arasında tercih yapmanız gerekirse seçiminizi Verhoeven’in başyapıtından yana kullanın.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi