trrrrum, trrrrum, trrrrum!

trak tiki tak!

makinalaşmak istiyorum!

beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!

her dinamoyu altıma almak için çıldırıyorum!

tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,

damarlarımda kovalıyor

oto-direzinler lokomotifleri!*

Nazım, bundan neredeyse bir asır önce -1923’de- Sovyet rüzgarını da arkasına alan fütüristik şiiri Makinalaşmak İstiyorum’da bu dizelerle karşılıyordu sanayileşme ve makineleşmeyi. Kapitalizmin 19. yüzyılda geldiği son aşama sanayileşmeydi. İmalat, küçük atölyelerden dev ölçekli fabrikalara taşınmıştı. Fordist üretimin imalat sanayisine girmesiyle devasa makinelerin altında sıra sıra dizilmiş işçiler, seri meta üretimini gerçekleştiriyordu. Vasıfsız insan yığınları “özgürlük vaat eden” şehirlere yığılmış, tam da sanayi sermayesinin fabrikalara doldurmak istediği vasıfsız emek gücünü oluşturmuştu. Milyonluk şehirler bu dönemde ortaya çıkmaya başladı. Artık hayatımıza Georg Simmel’in deyişiyle “para ekonomisinin yuvası” olan  “metropoller” girmişti.** Bu, her şeyin hesaplanabilir olduğu bir dünyaydı. Dünya kapitalizmi bu evrede, “sınırsız meta üretimine” geçmişti. Elbette ki bu süreç kendiliğinden yaşanmadı, geçmiş yüzyılların birikimiyle nedensellik ilişkisi vardı. Teknolojik gelişme bu sürecin ayrılmaz parçasıydı, kurulmakta olan düzenin emrine amadeydi. Buharlı makine sistemi, sanayi devriminin önemli ayaklarından birini oluşturuyordu. Şaşkın bakışlar arasında hızla ilerleyen bu süreç, başlarda iyimser bir havayla karşılandı. Üretim artacak, bolluk yaşanacak, temel ihtiyaçları karşılamak ucuzlayacak, açlık ve sefalet yok olacaktı. Nazım, bu sebeple çağının diğer şair ve yazarlarıyla birlikte iyimser bir tavır içindeydi. Sanayileşmeyle birlikte gelen sürecin bitimsiz paylaşım savaşlarını, artan toplumsal eşitsizliği, sürekli sömürülen doğayı getireceğini bilse büyük ihtimalle sürece daha temkinli yaklaşırdı.

Bilimkurgu edebiyatın ve sinemanın hallice bir kısmını distopik eserler oluşturur. Geleceğe dair karamsar beklenti, bahsettiğimiz süreçlerle yakından ilgilidir. Türün başlıca eserlerinde karanlık atmosfere totaliter rejimler, anti-ütopik bir gelecek eşlik eder. Öyle ki bir alt tür olan kıyamet sonrası (post-apokaliptik) sinema ve edebiyat, acımasızca sömürülen dünyanın bir gün toptan yıkımı getireceği tasavvuruna dayanır. Esasen bu öngörü çok da haksız değildir. Her daim pozitif bir olumlamayla karşılanan ilerleme düşüncesi, dünya ölçeğinde yaşanan gelişmeler dikkate alındığında daha fazla sorgulanır olmuştur. Teknolojinin durmaksızın gelişiyor olması bizlere daha fazla refah ve esenlik getirmiş midir? Daha özgür mü olmuşuzdur yoksa daha kontrol edilebilir hale mi gelmişizdir? “Büyük Birader’in” gözünü durmaksızın bize dikiyor olması daha güvende hissettirmekte midir? Bütün bu sorulara tek bir cevap bulmak zor. Lakin toplumların güvenliği önemli bir mesele, tıpkı onların özgürlüğü gibi.

Robocop’un dayandığı temel mesele de buradan, güvenlik ihtiyacından kaynaklanıyor. Evet, toplum (ya da kamu) güvenliği neden robotlar tarafından sağlanmasın?  Bu, hem insani kayıpları en aza indirecek hem de yapay zekanın analitik gücünden faydalanılarak daha iyi sonuçlar verecektir. Başlangıçta kulağa tıpkı sanayileşmede olduğu gibi hoş geliyor ama burada da ciddi sorunlar var. Duyguları olmayan bu makineler vicdan da yoksun olacak ve olaylar karşısında inisiyatif almaları zorlaşacak. Ellerinde ağır silahları olacak ve bunları direk insanlara doğrultacak. Çok riskli olan bu durum bir katliam olasılığını içinde barındırıyor olacak. Gerçek bireyler olmadıkları için de hukuken cezai ehliyetleri olmayacak. Bu durumda kim hesap verecek? Bu durumu aşmanın bir yolu olarak yarı insan-yarı robot olan melez bir tür kullanılabilir mi?

Bu yazının konusunu tartışmaya açtığımız meseleler üzerinden bir sinema fenomeni olan Robocop oluşturtuyor. Serinin dikkat çeken ilk ve son yapımlarını ele alacağız.

robocop - filmloverss

Robocop (1987): Beden Makineye Giriyor

Serinin en özgün yapımı olan ilk Robocop, türler arası geçişlerde oldukça başarılı olup ses getirmiş tecrübeli yönetmen Paul Verhoeven’in imzasını taşıyor. Hollandalı yönetmenin Amerika macerasının ikinci yapımı olan film, açtığı tartışmalar ve anlatımıyla bir külte dönüşürken yaratıcısına da büyük prestij sağlamıştı. Dispotik bir gelecekte geçen hikâye, kendisine mekân olarak sanayi kapitalizminin hikâyesini trajik bir çözülmeyle anlatan yitik şehir Detroit’i seçmişti. Göğü delen gökdelenler arasında bir suç batağına dönüşmüş şehir adeta bir çöküntü alanı haline gelmiştir. Bir suç şebekesi ortalığı kasıp kavururken buna bir türlü engel olunamaz, üstüne polis cinayetleri durdurulamamaktadır. Şehrin polis teşkilatının yönetimi küresel ölçekli şirket Omni Corp’un (OCP) elindedir, şirket bu duruma bir çözüm arar.  Burada güvenlik sisteminin tamamen özelleşmiş olması dikkat çekicidir, şehrin polis teşkilatı özelleştirilmiştir. Buna karşılık polislerin de sendikası vardır, yaşanan ölümlerden dolayı greve gitmekten bahsedilir. Filmin sosyal temalara olan duyarlılığı kayda değerdir. Bunun yanı sıra haber medyası eleştirilenler arasındadır. Medyanın bütün trajik olayları salt bilgiye dönüştüren hatta bunu eğlencelik hale getiren dili ve yapısı eleştirilir. Bilgi, eğlenceyle birleştirilip yeni bir forma sokularak içi boşaltılmaktadır. Bu, terminolojiye “info-tainment” olarak geçmiştir. Atlanmaması gereken bir diğer yan tema soylulaştırmaya dairdir. Şehri yöneten Omni Corp, suç batağına dönüşen –ya da kasıtlı olarak dönüştürülen- eski Detroit’i yıkıp yerine devasa projesi “Delta City”i inşa etmek istemektedir. Bu, ciddi anlamda rant elde edileceği anlamına gelmektedir. Şehir mekânı çok daha yüksek değerlere satışa sunulacaktır.

Omni Corp’un şehrin güvenlik açığını gidermek için geliştirdiği fikir, gelişkin silah sistemleri olan robotlardır. Bu şekilde insani kayıplar bitecek, yapay zekâ sayesinde suçun kökü kazınacaktır. Ancak küçük bir deneme bile bunu iyi bir fikir olmadığını gösterir. Robotlar hata verdiklerinde sonuç ölümcüldür. Daha yaratıcı fikirlere ihtiyaç vardır, o da gecikmeksizin bulunur. Yarı insan-yarı robot bir sistem sorunu çözecektir. İlk prototip hemen bulunur, ateşli silah yaralanması sonucu tıbben ölen polis memuru Alex Murphy ilk denek olacaktır. Murphy’nin başı dışında tüm vücudu mekanikleştirilir, beynine bilgisayar sistemleri yerleştirilir. Mekanik bedeni silah sistemleriyle donatılır. Artık o, Robocop’tur; ne tam insan ne tam makinedir, ikisinin arasında geçişken bir türdür. İlk denemeler oldukça başarılı olur, Robocop sokağa her çıktığında işlenmekte olan suçlara müdahale edip failleri yakalar. Ünü tüm şehre bir anda yayılır, halkın sevgisini kazanır. Şehirde suç olgusu kısa zamanda tamamen çözüme kavuşacaktır. Fakat bu işin sanıldığı kadar kolay olmayacağı kısa zamanda anlaşılır, çünkü o, insani özleri olan bir varlıktır ve geçmiş zihninde yeniden canlanmaya başlar. Robocop, gördüğü rüyalardan sonra kendi hikâyesinin peşine düşer. Bu, işlerin karışması demektir çünkü ucu yukarılara dokunur. Şehirdeki suç olgusunun altında bizzat şehrin güvenliğinden sorumlu olanların parmağı vardır. Omni Corp’un üst yöneticilerinden biri bizzat şehirdeki suç örgütüyle işbirliği içindedir. Ortada danışıklı bir durum vardır. Süreç ilerledikçe Robocop’un varlığı bir tehdit haline gelir, ortadan kaldırılması lazımdır. Ancak o, eski ortağı Lewis’in de yardımıyla sonuna kadar gider ve ölümüne sebep tüm herkesle hesaplaşır. Sona gelindiğinde kendi varlığını hatırlar, o aslında hala Alex Murphy’dir.

Robocop, ortaya attığı fikirle yaratıcı ve özgün bir film olmuştur. Temelde insani bir hikâye anlatır. Murphy, her ne kadar geçişken bir robotik yapı haline getirilmiş olsa da insani özünü kaybetmez. Hikâyesini hatırlamaya çalışan, duygularını tamamen yitirmemiş bir sayborgtur. Bu noktada aynı döneme denk gelen Blade Runner’la benzerliği dikkat çekicidir. İlk filmin kazandığı başarı daha sonra bir seri haline gelmesine sebep olmuştur. Yarı insan yarı robot formlara esin kaynağı olmuştur. Sinema dünyası organik yapılara sahip yeni hibrit türleri ortaya çıkarmıştır.

robocop-filmloverss-2

Robocop (2014): Yeni Nesil Sayborg

Serinin son filmi, ilk filmden 27 yıl sonra çekilmiştir. Yeni nesil Robocop daha gösterişli, daha teknoloji donanımlıdır. Dijitalleşmenin etkileri görülür. Son filmi Tropa de Elite ve Narcos gibi oldukça başarılı yapımlara imza atmış Brezilyalı yapımcı/yönetmen Jose Padilha çekmiştir. Padilha aksiyonu daha yükseltilmiş, görsel efektleri ön plana çıkarılmış bir versiyon ortaya koyar. Hikâye, ana hatlarıyla ilk filmle aynıdır, distopik gelecekteki Detroit’te geçer. Dış pazarlara açılmış Omni Corp gelişmiş güvenlik robotlarını yurtiçi piyasaya sürmek ister ancak Dreyfus Yasası buna imkân vermez. Yasanın aşılması için halkın ikna edilmesi lazımdır, bunun için de bir kahraman. Memur Alex Murphy’nin Robocop’a dönüşme süreci bu şekilde başlar. Peşinde olduğu suç örgütü liderinin bombalı suikastı sonucu ağır şekilde yaralanır. Kurtulması için ailesinin Robocop projesine onay vermesi gerekir. İlk filmden farklı olarak aile, arka plan unsuru olmaktan çıkarılarak hikâyenin içine dâhil edilir. Yine Murphy’nin Robocop’a dönüşme süreci hikâyede geniş yer bulur, son film bu yönüyle daha süreç odaklıdır. Sürece ve aileye odaklanılması ilk filmde gördüğümüz bazı temaların atlanması sonucunu doğurur. Sosyal temalar zayıftır, polislerin çalışma koşulları ve sendikadan bahsedilmez, mekânın soylulaştırılmasına dair bir şey yoktur, medya eleştirisi farklı bir bağlamdan verilir. Burada gördüğümüz emperyal politikalarla ve silah şirketleriyle uyumlu medya yapılanmasıdır, onun da ne kadar eleştirildiği tartışma götürür. Politika alanı ve lobicilik, rüşvet çarkı yüzeysel biçimde ele alınır. Engel tanımayan ticari hırsların insanların hayatında yol açtığı tahribat, Murphy ve ailesi üzerinden işlenir.

Film hikâyesi Murphy’nin ortağıyla beraber şehrin suç örgütü liderinin üzerine gitmesiyle başlar. Burada polis teşkilatındaki yozlaşma devreye girer, suç örgütüyle ilişkili rüşvetçi polisler Murphy ve ortağını tuzağa düşürür. Durumun farkında olan Murphy, ummadığı biçimde bombalı saldırının kurbanı olur. Robocop olma süreci de böyle başlar, uzun bir uğraşıdan sonra makine-insan (sayborg) olarak sokağa geri döner. Her ne kadar zihnini bilgisayar yazılımı yönetse de insani öz devreye girer ve inisiyatifi tekrar ele geçirir. Bu, kendi hikâyesinin peşine düşmesi demektir. Suç örgütü lideri Vallon ve adamlarını öldürür, onunla işbirliği yapan meslektaşlarının da ipliğini pazara çıkarır. Ancak bu, politikacıların ve karanlık ilişkileri olan güçlülerin tedirgin olmasına sebep olur. Bu sebeple uyutulması lazımdır, onunla duygusal bağ kuran doktoru ve tasarımcısı Doktor Dennet tarafından serbest bırakılır ve Omni Corp’un patronu Raymond Sellars’la hesaplaşmaya girişir. Bu hesaplaşmayla hikayesi son bulur. İntikam yine belirgin bir temadır, yapay zekanın insani özüyle ilişkilenir.

Son film ticari yönü daha rafine, Amerikan pragmatik düşüncesiyle daha uyumlu bir sinema dili ve hikayecilik anlayışına sahiptir. Eleştirelliği törpülenmiştir. Çatışma sahnelerinin kurgulanışı bilgisayar oyunu kurgusuyla neredeyse aynıdır. Yeni Robocop daha gösterişli, daha aksiyon doludur ancak özgün değildir, duygu yoğunluğu zayıftır. Dijital çağ mükemmeliyetçi ve gösteri odaklı olmakla birlikte insani olanı vermekte aynı ölçüde yetkin değildir.

Suç Olgusu Kökünden Halledilebilir mi?

Her iki film distopik gelecek evreninde ortaklaşır, hikâye Detroit’de geçer. Suç olgusu insanları canından bezdirir, çözülmesi gereken bir sorundur. Robocop projesi her ne kadar suçu ortadan kaldırmak için geliştirilse de esas niyet küresel şirketlerin pazardan pay kapma yarışları ve kar maksimizasyonlarıdır. Makine-insan suçu çözmek konusunda yetkindir, fakat bunun sebepleri üzerinde durulmaz. Her iki yapımın göz ardı ettiği nokta budur, insanlar neden suç işler? Bunun altında yatan sosyal gerçekler nelerdir? Toplumsal eşitsizlik ve güç dengeleri bunun neresindedir? Sadece suçluları yakalayarak ya da onları bertaraf ederek suç olgusu çözülebilir mi? Kof bir kapitalizm eleştirisi yeterli midir? Esasen Robocop’un ilgilendiği temel meseleler bunlar değildir. Bunun yerine aksiyona ve bireysel hikâyeye odaklanmayı tercih eder.

Bunlara rağmen Robocop sinema evreninin fenomenlerinden biridir, ortaya attığı fikirler yaratıcıdır. Mekanik yapılar teknoloji ilerledikçe bedenle bütünleşebilirler, böylece ortaya yeni yaşam formları çıkabilir. Bu durum sadece güvenlikle sınırlı kalmayabilir, tıpta, eğitimde ya da gündelik hayatın çeşitli alanlarında olabilir. Yaşam, organik yapılara sahip hibrit özellikli robotlarla bütünleşebilir. Bu, işin iyimser yanıdır, fakat Robocop’ta da görüleceği üzere bu durum umulmadık biçimde de sonuçlanabilir. Bu hususta Robocop, distopik bilim kurgu evreninde yalnız değildir.

* Şiir: Nazım Hikmet – Makinalaşmak İstiyorum

** Bknz. Georg Simmel – “Metropol ve Zihinsel Yaşam”. Kent ve Kültürü. Cogito Dergi, Sayı 8 (1996). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi