Fransız sinemasıyla ilk karşılaşmam çok uzun zaman öncesine dayanıyor. Ortaokul yıllarının son dönemleri ya da lise hazırlık dönemlerinden biriydi. Küçük kasabamıza sinema yeni açılmıştı ve gençlik olarak kafelerden çıkıp, VCD kiralama alışkanlığını aşıp, sinema kültürüne yavaş yavaş adapte olmaya çalıştığımız bir dönemdi. Arkadaş grubuyla toplanıp hafta sonu aktivitesi olarak o sırada vizyonda olan bir filme gitmeye karar verdik. 2002 yapımı Dönüş Yok (Irreversible) filminin suç-gizem türüne aldanıp biletlerimizi aldık. Tabii ki film aksiyon arayışındaki 15 yaş gurubu gençler için tam bir fiyaskoydu ve Fransız sineması benden notunu almıştı. Daha sonra izlediğim Kelebek ve Dalgıç (The Diving Bell and The Butterfly) filmiyle fikrimi yeniden gözden geçirmeye başlasam da ilk edindiğim izlenimi yıkacak değerde mucizevi bir filmle ne yazık ki karşılaşmadım. 2011 yapımı Can Dostum (Intouchables)’u izledikten sonra bile Fransız sinemasına özel bir ilgi duymasam da bu arayışımı devam ettirdim.

En son izlediğim 2009 yılında François Ozon tarafından çekilen komedi, fantastik ve dram türündeki filmi Ricky, bu süreçte izlediğim filmlerden biridir. Daha önce 2003 yılında çektiği Havuz (Swimming Pool) filmiyle umut vaat eden yönetmenler arasında değerlendirilen Ozon’un bu filmi için biraz ileri gidilerek Hitchcock’un varisi yakıştırılmaları yapılsa da devam filminin gelmemesi bu ihtimali giderek zayıflattı. Havuz’dan tamamen farklı olarak Ricky ise yönetmenin farklı tür denemelerinden.

Bir fabrikada işçilik yapan sıradan insanlar, bekar anne Katie ve Latin kökenli Paco tanışırlar ve bir ilişkiye başlayıp birlikte yaşamaya karar verirler. Katie, Paco ve Katie’nin küçük kızı Lisa’dan oluşan çekirdek aile yeni bir aile bireyinin aralarına katılacağı haberiyle mutlu olurlar. Minik üye Ricky, sıradan bir hastanede dünyaya gelir. Gün geçtikçe büyüyen Ricky’de normal olmayan bir şeyler vardır: sırtında bir çift kanat…

Tür kategorisinde komedi, dram ve fantastik olarak sınıflandırılan film ne yazık ki bu türlerinde hem hepsi hem de hiçbiri. Filmin gidişatını değerlendirirsek hikaye bir yere bağlanmıyor, herhangi verilen bir mesaj yok, güldüren bir tane düzgün sahnesi yok… Dram demek içinse dilim varmıyor. İşçi sınıfından bir grup insan anlatılıyor ama bu durum o kadar geri plana itilmiş ki filmdeki küçücük bir detay olarak kalmış. Fantastik desem görsel efektlerin oldukça acemice ve başarısız görünmesinin yanı sıra fantastik ögelerin varlığı bir çift kanat üzerinden verilmeye çalışılıyor. Film boyunca bir sonraki adımı ve o sıçrayışı bekliyorsunuz ama tatmin olamadan sona geldiğinizi anlıyorsunuz ve tam bir hayal kırıklığı yaşanıyor.

Peki bunca olumsuzluğa rağmen filmi neden sonuna dek izledim? Ricky rolündeki minik Arthur Peyret dersem sanırım abartmış olmam. Afişlerinden bile tatlılık akan tombik yanaklı minik gerçekten filmi anneannevari tepkilerle izlemenize yol açabiliyor.

Sonuç olarak yine kendi açımdan Fransız sineması için 40 fırın ekmek gerek yorumunu yapmış olsam da eskisi gibi kötümser olmadan hala umut ettiğimi belirtmeliyim. Daha iyi Fransız filmleri izleyebilmek dileğiyle,

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi