Açık havada boğaza karşı sinema klasiklerini  yeniden keşfedin!  sloganıyla yola çıkan Restore Film Günleri, dünya sinemasının en önemli klasiklerini, yok olduğu sanılan yapımlarını restore edilmiş kopyaları eşliğinde izleyiciyle buluşturuyor. Bu sene ilk kez düzenlenen Restore Film Günleri, bu bağlamda oldukça kıymetli bir iş yapıyor çünkü izlediğimiz ya da aşina olduğumuz bu muhteşem kült filmleri ne yazık ki beyazperdede hem de yenilenmiş kopyalarıyla izleme şansını çok nadir elde edebiliyoruz. Tam da bu sebeple, sizler için bu yıl 5-13 Ağustos tarihleri arasında Beykoz Kundura Terası‘nda düzenlenecek olan Restore Film Günleri‘nden kaçırılmaması gereken 5 kült filmi derledik.

Restore Film Günleri’nden Kaçırılmaması Gereken 5 Film!

Shoes – Lois Weber, 1916 

Shoeslois-weber-filmloverss

Döneminin toplumsal sorunlarını cesurca ele alan ABD’nin ilk kadın yönetmeni Lois Weber’in klasiği Ayakkabılar, bir mağazada tezgahtarlık yapan Eva’nın hikâyesini anlatıyor. Evin tek çalışanı olarak annesi, babası ve üç kız kardeşine bakan Eva’nın hayali giyilmeyecek kadar eskiyen ayakkabılarının yerine yenisini alabilmek. Ancak, çalışma koşulları, yoksulluk, şehir hayatı, sınıfsal farklar, evdeki ve dışarıdaki hiyerarşi, kadına biçilen roller Eva’nın hayallerine ulaşmasını  engeller. Weber’in karakterlerini yargılamaktan kaçınan gözlemci üslubu melodram ögelere sahip hikayenin derinleşmesini sağlarken, Eva’nın hayalini kurduğu ayakkabılar sistemin işleyişini gösteren bir sembole dönüşüyor

Modern Times – Charlie Chaplin, 1936

Modern-Times-filmloverss

Charlie Chaplin’in Büyük Buhran’ın ardından yoksulluk, işsizlik, makineleşme, ekonomik eşitsizlik, politik hoşgörüsüzlük gibi meseleleri dert ederek çektiği Asri Zamanlar, aynı zamanda Şarlo tiplemesinin de son filmi. Bu kez fabrikada bir işçi olan Şarlo’yu insanlık dışı tempodan delirirken ve ancak delirdiği için bu monotonluğun dışına çıkarken gösteren Chaplin, her sahnede incelikli mizahıyla endüstrileşmeyi hicveder. Filmde, George Orwell’ın 1984’ünden çok önce Büyük Birader’in gösterilmesi ise Chaplin’in sisteme dair öngörüsüyle ilgili sadece küçük  bir örnek! Asri Zamanlar birbirine çok sıkı bağlı olmayan ama yine de lineer akan dört perdelik bir anlatımla  dönemi resmeden zamansız, eskimeyen bir klasik.

Shadows – John Cassavetes, 1959

shadows-filmloverss

Amerikan Bağımsız sinemasının en önemli ismi John Cassavetes’in Hollywood’un tam tersi istikamette giderek çektiği Gölgeler, doğaçlamaya dayalı oyunculuk ve mizansen anlayışıyla sinema tarihini değiştiren filmlerin başında geliyor. Yakın çekimlere dayalı kamera kullanımı, alışıldık kalıpların dışına çıkan kurgusu, gerçekçi zaman ve mekan algısıyla seyirciye daha önce görmediği bir anlatı sunuyor. Hollywood’daki basmakalıp kadın tiplemelerini alt üst eden Lelia başta olmak üzere o güne kadar perdenin dışında bırakılmış karakterleri/hayatları odağına alıyor. Müzik kullanımıyla da yenilikçi bir yaklaşım getiren bu eşsiz başyapıtın müzikleri ise cazın efsane ismi Charles Mingus’a ait.

Metropolis – Fritz Lang, 1927

metropolis-filmloverss

Sadece bilimkurgu türünün değil sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen Metropolis, üretim koşullarının ve sosyal hiyerarşinin korkunç şekilde kurulduğu bir geleceği anlatıyor. Üst tarafta, gökdelenlerde refah içinde yaşayan egemen sınıf, yerin altında ise köleleşen, makineleşmiş bir biçimde çalışan işçiler. Öyle ki işçiler daha fazla çalışsın diye zamanın bile sürekli değiştirildiği bir sistem. Fritz Lang’ın dekorundan ışığına, en ince teknik detayına kadar zamanın ötesinde bir iş çıkardığı filmi söylemi nedeniyle zamanında büyük tartışma yaratmıştı. Metropolis çığır açan fütüristik tasarımları, görselliği ve çarpıcı hikâyesiyle halen günümüz sinemasını etkileyen, etkisinden hiçbir şey yitirmeyen bir kilometre taşı.

Too Much Johnson – Orson Welles, 1938

orson-welles-Too Much Johnson-filmloverss

Amerikan sinemasının dâhisi Orson Welles’in Yurttaş Kane’le sinemayı değiştirmeden önce çektiği ve uzun seneler bir yangında yok olduğu sanılan Too Much Johnson mucizevi bir şekilde İtalya’da bir depoda bulunmuştu. Küçük bir kısmı hasar gören on film makarası  restore edilerek (66 dakikalık bir film haline getirildi) ilk kez 2013 yılında seyirciyle buluştu. Welles’in sahneye koyacağı bir oyunun prodüksiyonu için tasarladığı ancak teknik nedenlerle oyunda kullanamadığı Too Much Johnson deneysel sessiz bir komedi. Tiyatro ile sinema arasında gidip gelen, tekrarlara dayalı, kaotik, slapstick komedi unsurları taşıyan, Welles’in teknik becerisinin ve görsel zekasının ipuçlarını barındıran film adeta bir hazine değerinde.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi