Atom Egoyan’ın epeydir, Tv filmi estetiğine doğru kayarak dibe yaklaşan filmografisine şahit oluyoruz. Bu açıdan da son filmi Remember, sanki bir çıkış noktası, bir tür yeniden başlangıç umudu olarak tasarlanmış gibi duruyor. Önceki eserlerindeki görece yerel ve minimal hikayelerden sonra çok daha teatral bir senaryoyla çıkıyor yönetmen karşımıza. Ama Remember gerçekten bir kırılma noktası olacaksa bile maalesef ki bu, yönetmenin umut ettiğinin çok uzağında ve hatta belki de tersinde, zaten halihazırda dibe giden kariyerinin nihayet vasata ulaşan sonu gibi duruyor.

Peki filmi böylesine başarısız yapan ne? Aslında film, kağıt üzerindeki planlamaları bağlamında oldukça başarılı olma potansiyelini taşıyor. Değil gerçekten yaratıcı ve başarılı, işini iyi ama sıradan yapan bir yönetmenin bile eli yüzü düzgün bir şeyler çıkarabileceği bir proje. İşte filmi böylesine başarısız kılan, Egoyan’ın tüm işi inanılmaz bir acemilik ve yüzeysellikle yapıyor olması. Bu yüzden örneğin, oldukça uzun bir kariyeri olan yönetmenlerin son çektikleri filmler sıradan ve sıkıcı olunca sarf edilen “aslında film fena değil ama yönetmeni … olunca insan daha başka şeyler bekliyor” ya da “normalde iyi ama … için kötü bir film” gibi tanımlamalar Remember’da ters tepiyor. Film normalde iyi olabilecek iken Egoyan’ın tercihleri ve “olmayan” yönetmenlik yaratıcılığıyla tam anlamıyla vasata sürükleniyor.

Belli ki yenilecek ekmeğinin henüz bitmediği, klasik, ikinci dünya savaşından kurtulan Yahudi bireylerin eski Nazi subaylarından öç alma hikayesi, Remember’da çok da farklı olmayan bir şekilde çıkıyor karşımıza. Christopher Plummer’ın canlandırdığı Zev karakteri, arkadaşının ona hatırlattığı (çünkü artık bunadığı için bakımevinde kalmakta) bir görev sonrası uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkıyor. 90 yaşındaki ve sürekli nerede olduğunu kim olduğunu unutan bir adamın, gayet net bir şekilde Amerika’dan Kanada’ya gidip, kafasına göre silah dükkanında silah alıp, oldukça uzun mesafeleri hiç yorulmadan kat edip, tekrar Amerika’ya dönük eyaletler arası yolculuklar yapmasını olabildiğince soğukkanlılıkla karşılamaya çalışıyoruz bu noktalarda. Ama tüm bunlar yine de çok önemli olmayabilir çünkü çok belli ki senarist Benjamin August’un kafasında dönüp duran şey esasen filmin finali.

İsminin Aksine Hatırlanmak İstenmeyecek Bir Film: Remember

Doğrusunu söylemek gerekirse Remember, senaryo olarak tüm mantığını ve hikayelerini çok güçlü bir ters köşe yapan finale bağlamış bir yapım. Bunda çok da bir sorun yok elbette; esas sorun, finale gelene kadar en ufak bir yaratıcılık ya da izlenmek için herhangi bir gizem unsurunun klişelere hapsedilmeden ortaya konamaması. Haliyle final sahnesinde ters köşeye gelindiğinde de artık -ki filmin en ciddi sahnesi hiç kuşkusuz- hiçbir şeyi ciddiye alamaz hale geliyorsunuz. Çünkü o noktaya kadar bile türlü mantıksız ve tutarsız tercihlerle ağır aksak ilerlemiş film, böylesi büyük bir ters köşe kırılmasını kaldıramıyor ve tümden saçma bir hale bürünüyor. Muhtemelen yönetmenin, “vaaayy meğer hepsi bundanmış, bak azizim şuradaki şu sahnede olan da bu yüzdendi aslında” tarzı bir şeyler söylememizi bekliyor ama olan şey “ne alaka ya, saçmalamışlar iyice” oluyor.

Başarılı bir yönetmenin elinde, hem final sahnesini destekleyecek hem de ona gelene kadar ki bölümlerde tutarlı ve başarılı sahneler ortaya koyacak bir yapım olması içten bile olmayan Remember, herhalde olabilecek en basit ve sıradan tercihlerle, ortaya koyduğu büyük kırılmaların ve ciddi anlamların altını dolduramayarak sonunda tam bir vakit kaybına dönüşüyor. Bize de Egoyan’ın kariyeriyle ilgili ‘simit sat’lı espriler yapıp kısa da olsa bir sahnede Bruno Ganz’ı görmenin mutluluğunu yaşamak kalıyor.

Atom Egoyan’ın epeydir, Tv filmi estetiğine doğru kayarak dibe yaklaşan filmografisine şahit oluyoruz. Bu açıdan da son filmi Remember, sanki bir çıkış noktası, bir tür yeniden başlangıç umudu olarak tasarlanmış gibi duruyor. Önceki eserlerindeki görece yerel ve minimal hikayelerden sonra çok daha teatral bir senaryoyla çıkıyor yönetmen karşımıza. Ama Remember gerçekten bir kırılma noktası olacaksa bile maalesef ki bu, yönetmenin umut ettiğinin çok uzağında ve hatta belki de tersinde, zaten halihazırda dibe giden kariyerinin nihayet vasata ulaşan sonu gibi duruyor. Peki filmi böylesine başarısız yapan ne? Aslında film, kağıt üzerindeki planlamaları bağlamında oldukça başarılı olma potansiyelini taşıyor. Değil gerçekten yaratıcı ve başarılı, işini iyi ama sıradan yapan bir yönetmenin bile eli yüzü düzgün bir şeyler çıkarabileceği bir proje. İşte filmi böylesine başarısız kılan, Egoyan’ın tüm işi inanılmaz bir acemilik ve yüzeysellikle yapıyor olması. Bu yüzden örneğin, oldukça uzun bir kariyeri olan yönetmenlerin son çektikleri filmler sıradan ve sıkıcı olunca sarf edilen “aslında film fena değil ama yönetmeni … olunca insan daha başka şeyler bekliyor” ya da “normalde iyi ama … için kötü bir film” gibi tanımlamalar Remember'da ters tepiyor. Film normalde iyi olabilecek iken Egoyan’ın tercihleri ve “olmayan” yönetmenlik yaratıcılığıyla tam anlamıyla vasata sürükleniyor. Belli ki yenilecek ekmeğinin henüz bitmediği, klasik, ikinci dünya savaşından kurtulan Yahudi bireylerin eski Nazi subaylarından öç alma hikayesi, Remember'da çok da farklı olmayan bir şekilde çıkıyor karşımıza. Christopher Plummer’ın canlandırdığı Zev karakteri, arkadaşının ona hatırlattığı (çünkü artık bunadığı için bakımevinde kalmakta) bir görev sonrası uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkıyor. 90 yaşındaki ve sürekli nerede olduğunu kim olduğunu unutan bir adamın, gayet net bir şekilde Amerika’dan Kanada’ya gidip, kafasına göre silah dükkanında silah alıp, oldukça uzun mesafeleri hiç yorulmadan kat edip, tekrar Amerika’ya dönük eyaletler arası yolculuklar yapmasını olabildiğince soğukkanlılıkla karşılamaya çalışıyoruz bu noktalarda. Ama tüm bunlar yine de çok önemli olmayabilir çünkü çok belli ki senarist Benjamin August’un kafasında dönüp duran şey esasen filmin finali. İsminin Aksine Hatırlanmak İstenmeyecek Bir Film: Remember Doğrusunu söylemek gerekirse Remember, senaryo olarak tüm mantığını ve hikayelerini çok güçlü bir ters köşe yapan finale bağlamış bir yapım. Bunda çok da bir sorun yok elbette; esas sorun, finale gelene kadar en ufak bir yaratıcılık ya da izlenmek için herhangi bir gizem unsurunun klişelere hapsedilmeden ortaya konamaması. Haliyle final sahnesinde ters köşeye gelindiğinde de artık -ki filmin en ciddi sahnesi hiç kuşkusuz- hiçbir şeyi ciddiye alamaz hale geliyorsunuz. Çünkü o noktaya kadar bile türlü mantıksız ve tutarsız tercihlerle ağır aksak ilerlemiş film, böylesi büyük bir ters köşe kırılmasını kaldıramıyor ve tümden saçma bir hale bürünüyor. Muhtemelen yönetmenin, “vaaayy meğer hepsi bundanmış, bak azizim şuradaki şu sahnede olan da bu yüzdendi aslında” tarzı bir şeyler söylememizi bekliyor ama olan şey “ne alaka ya, saçmalamışlar iyice” oluyor. Başarılı bir yönetmenin elinde, hem final sahnesini destekleyecek hem de ona gelene kadar ki bölümlerde tutarlı ve başarılı sahneler ortaya koyacak bir yapım olması içten bile olmayan Remember, herhalde olabilecek en basit ve sıradan tercihlerle, ortaya koyduğu büyük kırılmaların ve ciddi anlamların altını dolduramayarak sonunda tam bir vakit kaybına dönüşüyor. Bize de Egoyan’ın kariyeriyle ilgili ‘simit…

Yazar Puanı

Puan - 21%

21%

Remember, herhalde olabilecek en basit ve sıradan tercihlerle, ortaya koyduğu büyük kırılmaların ve ciddi anlamların altını dolduramayarak sonunda tam bir vakit kaybına dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: 0.55 ( 1 votes)
21
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi