Las Vegas, bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu ve geceleri gündüzlerinden daha aydınlık olan o cazibeli şehir, bugüne kadar pek çok filme konu olmuştur. Las Vegas hikayelerinin büyük bir kısmı da soygun temalıdır haliyle. Ama bu hikayelerde bir de kralı olduğu şehri soymak için kolları sıvayan bir isim başrole geçerse, işte o hikaye oldukça özel olacaktır. Bu bağlamda Frank Sinatra da kariyerinin en başarılı döneminde hayat verdiği karakterlerle pek çok hikayeye yeni bir değer katar; tıpkı Danny Ocean karakterinde olduğu gibi. Nitekim 1960 yılında Ocean’s Eleven için kolları sıvayan Lewis Milestone; Sinatra ile birlikte Dean Martin, Sammy Davis Jr. ve Peter Lawford gibi isimleri bir araya getirir. Filmin izleyici ile buluşmasından tam 41 yıl sonra ise Steven Soderbergh’in yeniden çevrimi beyazperde ile buluşur. Brad Pitt, Julia Roberts, Matt Damon, Casey Affleck ve Andy Garcia gibi isimlerden oluşan yepyeni kadroda Danny Ocean rolünü bu kez George Clooney üstlenir.

oceans_eleven_1960_2_filmloverss

Ocean’s Eleven: Plan ve Uygulama

Soderbergh, Milestone’un filmini yeniden çekse de birçok farklılıkla izleyicilere sunuyor. Orijinal soygun planı temel olarak aynı ama zamana ayak uyduran olay örgüsü ve karakterizasyon çok daha stilize işleniyor. Karakterlerin bir araya geliş hikayesi de oldukça farklı ele alınıyor. Sinatra ve ekibi bir gecede beş kumarhane soyarken, Clooney ve ekibi üç kumarhaneyle yetiniyor. Döneme bağlı olarak sinema dillerinin farklılığı da filmleri ayrı yerlere koyuyor.

Lewis Milestone, 1960 yılında geçen bir hikayeyi ele aldığından, bir araya gelen on bir soyguncunun askeri geçmişi ve birbirlerine olan bağlılıkları da ön planda duran en önemli özellikler oluyor. Sinatra’nın ekibinden kimseyi yakınen tanıma gereği duymadan yalnızca üç karakter; Danny Ocean (Frank Sinatra), Sam Harmon (Dean Martin) ve Jimmy Foster (Peter Lawford)’un kararlarına ve hayatlarına değiniliyor. Kalan sekiz kişinin yetenekli birer savaş kahramanı olduğunu bilmek yeterli oluyor. Ekibin tekrar bir araya gelişi ise aceleye getirilmeden, 60’ların pastel renkleriyle ve karakteristik diyaloglarıyla işleniyor. Soderbergh ise, milenyumun ardından çektiği filminde, gelişen teknoloji ile beraber teknik detaylara fazlasıyla önem veriyor. Planın ne olduğundan ziyade, nasıl hayata geçirileceğini önemsiyor ve bunu da titizlikle inşa ediyor. Bilmecelerle dolu bir soygun hikayesi anlatma niyeti, daha büyük kumarhaneler, daha büyük kasalar ve daha tehlikeli soygunlar başarılı bir kurguyu da beraberinde getiriyor.

oceans_eleven_2001_2_filmloverss

Ocean’s Eleven: Modern Zamana Ayak Uyduran Karakter Yapısı

Sinatra tarafından canlandırılan Danny Ocean; kendinden emin, çapkın, tecrübelerine güvenen ama yakınındaki silah arkadaşlarını da fazlasıyla kollayan ve onların fikirlerini duymaya hevesli bir karakter portresi çiziyor. Öte yandan Clooney’in Danny Ocean’ı ise, daha ketum ve gizemli bir havaya sahip. Kararlarına karşı gelmek ekibin diğer üyeleri için oldukça zor oluyor; çünkü aralarında derin bir ilişki ve bağlılık yok. Birbirilerinin namını duyan ve profesyonelliklerine güvenen bireyler olarak karşımıza çıkıyorlar en başta. Bu da Clooney’nin Ocean’ını iyi bir lider olmaya doğru itiyor.

İki filmin en önemli farklarından biri, Danny haricindeki karakterlerin isimlerinin ve benliklerinin farklı olması. Dean Martin, Ocean’ın en yakın dostu Sam’e hayat verirken; benzer bir role bürünen Brad Pitt ise Rusty adını taşıyor ve Sam’e göre soygun konusunda daha tecrübeli, ağır başlı ve gizemli bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Gizem unsuru, karakterlerin personalarına etki edecek kadar filme hakim bir pozisyonda duruyor. Öyle ki, 1960 yapımı filmde çoğunlukla soygunun hazırlık safhasında görünen azılı suçlu Spyros Acebos’un fazlasıyla tedirgin, endişeli ve korkak bir insan olduğunu söyleyebiliriz. Yeniden çevrimde ise Saul Bloom adında, Acebos’a benzer bir karaktere rastlıyoruz. Saul Bloom, Acebos’dan farklı olarak kendine güvenen, sakin ve güçlü bir karakter. Gücünün boyutlarını anlayabilmemiz zaman alıyor, çünkü kendisiyle ilgili detayları tam olarak öğrenemiyoruz. Yönetmen bir dizi gizem silsilesiyle filmin akıcılığını sağlıyor. Soderbergh’in bir düşman resmetmesi ve soyguna kişisel anlamlar yüklemesi de Danny ile daha yakın bir bağ kurmamızı sağlıyor. Bu durum, iki film arasındaki karakter farklılıklarına işaret ederek, Danny’in karısı Tess (Julia Roberts)’i de ön plana daha fazla çıkarıyor.

oceans_eleven_1960_filmloverss

Yazının başlarında iki filmin hikayesinin birbirine oldukça yakın olduğundan bahsetmiştim. Buna rağmen iki film birbirinden oldukça farklı sonlara sahip. 1960 yapımı orijinal filmde ekip üyelerinden birinin ölümü, iki filmin hikayesinin tamamen ayrılmasına sebep oluyor. Soderbergh böyle bir yol izlemiyor; çünkü başarıya giden yolda bütün kasaların açılması ve ekibin bütün üyelerinin final sahnesinde görünmesi gerekiyor. Bu açıdan Soderbergh’in Hollywood methodlarını fazlasıyla kulandığını ve belli bir kalıba sıkıştığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Sonuç

Frank Sinatra’lı, Dean Martin’li Lewis Milestone filmi Ocean’s Eleven; sahne tasarımlarından kamera açılarına kadar 60’ların klasikleşmiş bütün kalıplarını uygulayan ve fonunu pastel renklerle destekleyen keyifli bir suç filmi. Ancak, George Clooney’li, Brad Pitt’li Steven Soderbergh filmi olan Ocean’s Eleven ise modern kurgusu, muazzam kadro uyumu ve modernize edilmiş soygun planının başarılı aktarımıyla bir adım öne çıkıyor. Aslına bakılırsa, iki filmin de kendine özgü yanları olması, eksiklerini biraz olsun kapatıyor. 1960 yapımı Ocean’s Eleven; Sinatra’nın doğal oyunculuğu, birbiriyle nispeten uyumlu oyuncu kadrosunun desteği ve yapılan planı net biçimde ortaya koyan senaryosu ile takdiri hak ediyor. Buna karşın 2001 yapımı yeniden çevrim Ocean’s Eleven, müzik ve mekan kullanımıyla derinleştirilen soygun hikayesini akılda soru işaretleri bırakmadan ortaya koyabiliyor.

Ne eksik ne de fazla. 21. yüzyılın en dikkat çekici ve yaratıcı soygun filmlerinden birine imza atan Steven Soderbergh alkışı fazlasıyla hak ediyor. Orijinal Ocean’s Eleven ise hikayesinin daha üstün körü olmasının cefasını çekse de, döneminin filmleri arasında kendine iyi bir yer bulabiliyor hiç kuşkusuz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi