Yönetmenler Barış Kaya ve Soner Caner tarafından ele alınan, bir çocuğun aşkı bir renk ile özdeşleştirdiği ve hayatının griliğinde bir kaçış noktası olarak gökkuşağının arasında gezdiği film; Rauf! Filmin konusunu özetlemek gerekirse, film ismini ana karakterden alıyor. Rauf kışın şehrin üstüne yattığı ve hayatı kendisiyle beraber kurguladığı bir yerde yaşıyor. Fakat bu şehrin üzerinde yatan, kıştan başka bir şey daha var. Rauf’un şehrinde, şehrin üzerine yatan bir de görünmez bir savaş var. Bu savaş görülmese de sesi ile bir postal ağırlığında hayatların içerisine giriyor. Hiçbir zaman bir savaş sahnesi izlemesek de filmde her sahnede beklenilen kişi için edilen duaların arkasındaki temiz umutta ve kulakların içinden girip beyni dehşete düşüren bomba seslerinde uykudan korkarak uyanışta, savaşın gölgesini her daim duyumsuyoruz. Böyle bir var olanın yok edildiği ve gözün görmediği ama kulağın duyduğunu kalbin en derinden hissettiği durumların içerisinde Rauf, ‘aşkı’ arayan bir çocuk. Okula gitmek istememesi üzerine babasının onu marangoz yanına çırak olarak vermesi ile Rauf’un hikayesi başlıyor. Rauf çalıştığı marangoz hanenin ustasının 20 yaşındaki kızına sevdalanıyor. Fakat bu sevdalanış aslında öğreti yerine geçen bir duruma dönüşüyor çünkü sevmenin ne olduğu hakkında konuşulmayan bir yerde Rauf ilk kez seviyor ve bu ilk üzerinden bir şeyleri öğrenmeye çabalıyor. Sevgi emek olmaktan çıkıyor ve bir tavşan deliği oluyor. Rauf tavşan deliğinden atladığı anda yeni ‘olmayan’ renkler ile karşılaşıyor ve gülmeyi öğreniyor.

Filmde ilgi çeken en önemli detay bir rengin aranışı. Pembe dilde yeri olan ve tanımı olabilen bir kelime iken, hayatın gri olduğu bir yerde varlığı olmayan bir soyutluk görevini görüyor. Dilin aslında soyutsallıklar bütünü olduğunu kabul edersek, var ettiğimiz bu soyut alan iki temel ögeden oluşuyor. Bunlardan biri gösteren biri de gösterilen. Gösterenin sesler ve şekiller olduğunu yani dil ve alfabe olduğunu düşünürsek gösterilenler ise imgeler oluyor. Fakat sadece ışığın kırılmasıyla oluşan bir imgenin yokluğunda gösterenin içi boşalıyor ve pembe göstereni söylemde bir yere oturtulamıyor. Rauf’un çevresindeki insanlara pembe rengini sorması altında yatan sebep sevdalandığı kızın pembe çiçekli elbise istemesi üzerinden gelişiyor. Halanın mavi kumaş almış olması üzerine kızın arzusu pembe elbise halinde hortluyor, hal böyle olunca Rauf arzunun nesnesini Zana’ya götürürse arzuyu yakalayacağını ve arzuyu elde edince sevdayı da elde edeceğini düşünüyor. Fakat filmde arzu nesnesinin bir renk üzerinden tanımlanması Lacanvari bir simgesel boyuta evriliyor. Gerçek olanın aranmasından yola çıkarak pembe renginin aranması Rauf’un yolculuğunda yok olanın aranması yolculuğuna evriliyor. Bu yolculukta savaşın insanların hayatındaki ‘neşe’yi alması gibi savaş renkleri de alıp götürüyor. Rauf pembeyi ararken toplumsal olarak kaybedilmiş bir şeyleri arıyor ve bu arayışta konuştuğu insanlardan bu ‘şeyin’ kırıntılarını tutup çıkarıyor. Çevresindeki insanlar ise bu soğuk gri ortamda çıkarılanla yüzleşmeden kaçıyor, susuyor ve sinirleniyor.

Dilde Olanlar İle Gerçekte Olmayanların Çatışması: Rauf!

Filmin ilk olarak ‘oturmuş’ yanlarından bahsetmek gerekirse ilk akla gelen filmin gözü olacaktır. Çekilen sahnelerin içine girmenizi sağlayan bir büyüsü var. Filmin ilk anından son anına kadar havanın karakteri sizin karakteriniz haline bürünüyor ve bu atmosfer içerisindeki duygusallık zaman zaman sizin de içinizi ısıtıyor, yakıyor. Aynı zamanda filmdeki çocuksu masumiyet yüzünüzü gülümsetebiliyor. Fakat bu masumiyet ile özdeşleştiremediğiniz dildeki kelime seçimleri veya söylemler bu masumiyetin bir yetişkin gözünden yaratıldığını ve yetişkinin tanrıcılık oynayarak çocuğun gözündeki hayata anlam yüklemeyen saflığı alıp götürdüğünü görebiliyorsunuz. Bu yüzden de Rauf ve arkadaşlarındaki korumacı yaklaşım, ölüm algısı, umut ve sevda onlara bir beden büyük geliyor. Bu büyüklük onların olmaması gereken bir yerde konumlanmalarına da neden olduğu için filmi izlerken bazı şeyler sizi rahatsız ediyor. Sevdanın saflığının kötüye kullanımı olmasa da bazı gerçekdışı yaratılmış söylemlerin ve toplumsal normların filmde Rauf üzerinden yeniden kurgulanması beklenilen çocuk zihnine aykırı geliyor, bu durum yetişkin zihnine rahatsızlık veriyor.

Ortaya çıkmış olan işin göz ile imtihanı ne kadar başarılı bir seviyede olsa da iş aynı oranda dil ile girdiği imtihanda başarısız oluyor. Göz ile olan imtihanın getirdiği izleyicinin gözünü büyüleme kısmından sonra izleyicinin dikkat ettiği ve filmin bu kısımda izleyiciyi tatmin edemediği iki kısım var. Bunlardan ilki filmin dili. Filmin içinde bulunduğu coğrafyayı göz önüne alırsak ve bununla beraber filmin ikincil hikayelerine bakacak olursak, filmin dilinin Türkçe olması izleyici için anlamsız bir nokta olarak yerini alıyor. Filmin başında oradaki topraklardaki milliyetçi baskının örneğini iki farklı alanda duyuyor ve gözlemliyoruz lakin en basit örnek olarak, iki bireyin arasında geçen özel diyalogların Türkçe olması akla bazı politik kaygıların göz ardı edildiği ve yok sayılarak sadece aranan mutluluk ve beklenen umut olgularının ön plana çıkarılmaya çabalandığı seziliyor. Lakin özellikle beklenen umutlar içerisinde dilin yok sayılmaması gerektiğini düşünüyorum. Dilin yok sayılmasıyla beraber başlayan savaşın içerisindeki bir hikayede her zaman beklenenlerin vurgusu yapılan bir filmde dil savaşının arka plana atılması aslında filmin vermeye çabaladığı her şeyi yerle bir ediyor ve yıkık bir zeminde inşa edilmeye çabalanan duvarların sağlamsızlığı gibi film sallanıyor. Bu dil konusunun ikinci ayağı ise film dili konusunda kendini var ediyor. Filmin yansıtabilecek en farklı hikayelerden birini yansıtmadığını bilsek de renk arayışı üzerinden arzunun ve sevginin arayışı ve rengin tanımlanamaması gibi bu duyguların da tanımlanamaması ve hatta umudun dile gelmediği gibi umut edip bekleyenin sessiz kalması filmin muazzam noktalarından. Fakat bu muazzamlık içerisinde filmin tahmin edilebilen her adımı ve içerisinde uyguladığı klişeler izleyiciyi tatmin etmek şöyle dursun kendine çekmiyor bile. Bu beklenen her şeyin olması ve bu olanları da her zaman bir tarafının eksik bırakılarak var edilmesi filmin tüm olabilecek başarısını, farklı arayış tadını gölgede bırakıyor. Tüm bunlarla beraber Rauf filminde şunu görüyoruz ki dilde var olan ama tanımlanmayan arzuların arayışında bir çocuk bir rengin peşine düşüyor fakat tüm bunları toplumun gerçekliğini göz ardı ederek toplum normlarının prangası içinde yapıyor.

Yönetmenler Barış Kaya ve Soner Caner tarafından ele alınan, bir çocuğun aşkı bir renk ile özdeşleştirdiği ve hayatının griliğinde bir kaçış noktası olarak gökkuşağının arasında gezdiği film; Rauf! Filmin konusunu özetlemek gerekirse, film ismini ana karakterden alıyor. Rauf kışın şehrin üstüne yattığı ve hayatı kendisiyle beraber kurguladığı bir yerde yaşıyor. Fakat bu şehrin üzerinde yatan, kıştan başka bir şey daha var. Rauf'un şehrinde, şehrin üzerine yatan bir de görünmez bir savaş var. Bu savaş görülmese de sesi ile bir postal ağırlığında hayatların içerisine giriyor. Hiçbir zaman bir savaş sahnesi izlemesek de filmde her sahnede beklenilen kişi için edilen duaların arkasındaki temiz umutta ve kulakların içinden girip beyni dehşete düşüren bomba seslerinde uykudan korkarak uyanışta, savaşın gölgesini her daim duyumsuyoruz. Böyle bir var olanın yok edildiği ve gözün görmediği ama kulağın duyduğunu kalbin en derinden hissettiği durumların içerisinde Rauf, 'aşkı' arayan bir çocuk. Okula gitmek istememesi üzerine babasının onu marangoz yanına çırak olarak vermesi ile Rauf'un hikayesi başlıyor. Rauf çalıştığı marangoz hanenin ustasının 20 yaşındaki kızına sevdalanıyor. Fakat bu sevdalanış aslında öğreti yerine geçen bir duruma dönüşüyor çünkü sevmenin ne olduğu hakkında konuşulmayan bir yerde Rauf ilk kez seviyor ve bu ilk üzerinden bir şeyleri öğrenmeye çabalıyor. Sevgi emek olmaktan çıkıyor ve bir tavşan deliği oluyor. Rauf tavşan deliğinden atladığı anda yeni 'olmayan' renkler ile karşılaşıyor ve gülmeyi öğreniyor. Filmde ilgi çeken en önemli detay bir rengin aranışı. Pembe dilde yeri olan ve tanımı olabilen bir kelime iken, hayatın gri olduğu bir yerde varlığı olmayan bir soyutluk görevini görüyor. Dilin aslında soyutsallıklar bütünü olduğunu kabul edersek, var ettiğimiz bu soyut alan iki temel ögeden oluşuyor. Bunlardan biri gösteren biri de gösterilen. Gösterenin sesler ve şekiller olduğunu yani dil ve alfabe olduğunu düşünürsek gösterilenler ise imgeler oluyor. Fakat sadece ışığın kırılmasıyla oluşan bir imgenin yokluğunda gösterenin içi boşalıyor ve pembe göstereni söylemde bir yere oturtulamıyor. Rauf'un çevresindeki insanlara pembe rengini sorması altında yatan sebep sevdalandığı kızın pembe çiçekli elbise istemesi üzerinden gelişiyor. Halanın mavi kumaş almış olması üzerine kızın arzusu pembe elbise halinde hortluyor, hal böyle olunca Rauf arzunun nesnesini Zana'ya götürürse arzuyu yakalayacağını ve arzuyu elde edince sevdayı da elde edeceğini düşünüyor. Fakat filmde arzu nesnesinin bir renk üzerinden tanımlanması Lacanvari bir simgesel boyuta evriliyor. Gerçek olanın aranmasından yola çıkarak pembe renginin aranması Rauf'un yolculuğunda yok olanın aranması yolculuğuna evriliyor. Bu yolculukta savaşın insanların hayatındaki 'neşe'yi alması gibi savaş renkleri de alıp götürüyor. Rauf pembeyi ararken toplumsal olarak kaybedilmiş bir şeyleri arıyor ve bu arayışta konuştuğu insanlardan bu 'şeyin' kırıntılarını tutup çıkarıyor. Çevresindeki insanlar ise bu soğuk gri ortamda çıkarılanla yüzleşmeden kaçıyor, susuyor ve sinirleniyor. Dilde Olanlar İle Gerçekte Olmayanların Çatışması: Rauf! Filmin ilk olarak 'oturmuş' yanlarından bahsetmek gerekirse ilk akla gelen filmin gözü olacaktır. Çekilen sahnelerin içine girmenizi sağlayan bir büyüsü var. Filmin ilk anından son anına kadar havanın karakteri sizin karakteriniz haline bürünüyor ve bu atmosfer içerisindeki duygusallık zaman zaman sizin de içinizi ısıtıyor, yakıyor. Aynı zamanda filmdeki çocuksu masumiyet yüzünüzü gülümsetebiliyor. Fakat bu masumiyet ile özdeşleştiremediğiniz dildeki kelime seçimleri veya söylemler bu masumiyetin bir yetişkin gözünden yaratıldığını ve…

Yazar Puanı

Puan - 53%

53%

Rauf filminde şunu görüyoruz ki dilde var olan ama tanımlanmayan arzuların arayışında bir çocuk bir rengin peşine düşüyor fakat tüm bunları toplumun gerçekliğini göz ardı ederek toplum normlarının prangası içinde yapıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.68 ( 2 votes)
53
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi