Son zamanlarda üzerinde çalıştığım bir sözlü tarih projesi, bu harika filmden haberdar olmama vesile oldu. Kısa da olsa ülkemizde radyonun gelişim sürecine değinecek olursak; Türkiye’de ilk radyo yayını, Eşref Şefik’in yaptığı “Alo alo muhterem samiin! (dinleyiciler) Burası İstanbul telsiz telefonu” anonsuyla 1927’de gerçekleştirildi. Piyesler, Çocuk Tiyatroları, Haber Bültenleri ve Arkası Yarınlar gibi programların popüler olduğu bir dönemdi. İçeriğin elbette bir kaynağı vardı: ABD ve Avrupa yayınları. Peki, bu yayınların kaynağı neydi?

Allen, dönemin karmaşık ortamında yaşamlarını sürdürmeye çalışan kalabalık, işçi sınıfı bir ailenin hayatlarını mercek altına alarak sorunun cevabını paylaşıyor. Ve  New York’un Brooklyn bölgesinde geçirdiği çocukluk yıllarını, küçük Joe’nun hikâyesini izlerken kulağıma fısıldıyor. Aralara serpiştirmiş olduğu radyo programlarını da belgesele yakın bir üslupla sunduğu için nostaljik bir otobiyografi tadı alıyorum filmden.

radio days family1

II. Dünya Savaşı yılları da diyebileceğimiz 1930-1940’ların radyonun altın çağı olduğunu görüyor; dönemin buhranlı havasında insanların tek eğlencesinin radyo olduğunu fark ediyoruz. Aile bireylerinin radyo ile iç içe geçmiş yaşantılarını izlerken, icadın yaşam tarzlarına etkisi ve toplum yaşamına hâkim büyük bir endüstri olarak tasvir edilmesi dikkatimi çekiyor. Joe, Maskeli İntikamcı adlı bir çocuk tiyatrosu dinlerken; ailenin diğer fertlerinin spor müsabakaları, piyesler, müzikaller ve bilgi yarışmalarına yoğunlaşmasının bence tek bir cevabı var. Herkes dönemin zor şartlarından, gerçeklerden kaçmanın yolunu bulmuş: Radyo!

Sadece nostaljik bir belgesel değil, Allen usulü mizahıyla da göz dolduran bir film. Örneğin, evdeki hırsızın o sırada radyoda yayınlanan “Melodiyi Tahmin Edin” adlı yarışmaya evin telefonundan katılarak ev sahibine hediye kazandırması… Ya da Orson Welles’in halkı sokaklara döken piyesi Dünyalar Savaşı ‘nın (The War of the Worlds) hatırlanması… Bu piyes Amerikalıları, dünyayı Marslıların istila ettiğine inandıracak yetenekte bir sunumdur. Filme yedirilmesi harika bir fikir, tam anlamıyla renk katmış, dönemi yansıtmış diyebilirim. Son olarak; en kişisel filmlerinden birinde Allen’ın dış ses olarak kendi sesini kullanması üslup açısından önemli bir gerçekçilik vurgusu olmuş.

Henüz televizyonların hayatımıza girmediği yıllar… Yoksa hayatımızı ele geçirmediği mi demeliydim? Radyo Günleri ile o yıllara yapılacak büyüleyici bir yolculuğa hazırsan; filmi erteleme hatta şimdi izlemeye koyul derim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi