Maïwenn tarafından yönetmenliği üstlenmiş olan film Prensim – Mon Roi ünlü oyuncunun yönetmen koltuğuna geçmesinden bu yana çekmiş olduğu dördüncü uzun metraj filmi. Filmin başrollerinde Vincent Cassel, Emmanuelle Bercot, Louis Garrel ve Isild Le Besco yer alırken ilk başta söylemek de fayda var; filmdeki muazzam performansı ile Emmanuelle Bercot 2015 yılı Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü sahiplenmişti. Prensim – Mon Roi filminin ana noktasında bir kadının gözleri yer alıyor. Bir erkek birey olarak bile bu kadın gözlerinin beni sahiplenmesini ve ele geçirmesini yaşadığım için öncelikle filmin bu noktada dram ve aşk filmlerinden ayrıldığını düşünüyorum. Aşkı anlatmanın herhangi bir cinsiyet üzerine asılı kalmış klişelere bağlı olmadığını gösteren film, aşkın tüm yüzlerini izleyiciye insanlar üzerinen duyguların konuşmasına izin vererek yapıyor. Filmin ana merkezinde Emmanuelle Bercot tarafından canlandırılan Marie-Antoinette Jézéquel’in ya da filmde de geçtiği gibi kısaltmasıyla Tony’nin gözleri ve duyguları yer alıyor.

Tony avukat olan bir kadın ve ilk başlarda öğrendiğimiz üzere yoğun bir ilişkiden, garip bir söylem ile çıkmış bir kadın. Bu söylem ile beraber Tony kadın kimliğinde herhangi bir şikayet içerisinde ya da pişmanlık içerisine yer almasa da bilinç dışında bu konuyu sorguladığı için filmin ilk kırılma anında ve aynı zamanda bedenin zihne hükmetmediği ve düşüncelerin kendini apaçık gösterip duygular ile ortaya çıktığı sahnede Tony bu söylemi ortaya atıyor. Bu kırılma sahnesinden önce ise film için bir temel yaratılıyor izleyiciye. Tony Louis Garrel tarafından canlandırılan erkek kardeşi ve onun karısıyla beraber bir gece eskinden tanıdığı birini görüyor. Bu karşılaşma anında Tony Vincent Cassel tarafından canlandırılan Georgio’dan gözlerini alamıyor. Bu gözlerini alamama bir dokunuşa dönüşüyor, bedensel temas olmadan. Gözlerin en küçük detaya bakmasıyla beraber bir insana olan kalp çarpıntısı bu sahnede ve daha sonraki bir sahnede daha izleyicinin gözü ile birleştiriyor ve sinemanın içerisine bir kişiye olan ellerin karıncalanması ve kulakların uğuldamasını muazzam bir şekilde yansıtıyor. Bu karşılaşma ile beraber Prensim – Mon Roi filminin aşk yolculuğu başlıyor; aşkı kıskançlık, sinir krizi, terk ediş, seks ve gelecek hepsi takip ederken filmin öznesinin gözleri ve düşünceleri izleyiciyi yakalayıp gerçek, korkunç aşkın içerisine atıyor ve izleyicinin çığlık atarak sevmeyi öğrenmesini bekliyor.

Aşkı Tüm Gerçekçi Korkutuculuğu ile Anlatan Film: Prensim – Mon Roi

Filmin açılış sekansında Tony hayata karşı girmiş olduğu mücadeleyi artık yok saymak ve pes etmiş olduğunun getirdiği beyaz bayrağı karlar içerisinde yeniden yaratmak için bir direniş gösterse de henüz belki de bitirmemiş olduklarının getirisiyle beraber mücadelesini tamamlayamıyor. Bu tamamlanmamış işin devamında Tony bir kliniğe kaldırılıyor çünkü kırmış olduğu dizini yeniden rahat ve sorunsuz bir şekilde kullanabilmesi için bir tedaviden geçmesi gerekiyor. Fiziksel bütünlük ile psikolojiyi harmanlayan doktorun söylediklerine göre Tony’nin dizi bir metaforik anlam taşımaya başlıyor ve dizinin iyileşmesi ruhunun iyileşmesiyle beraber bir bütünlük içerisine giriyor. Bu sahneyle beraber artık Tony küçük etmenlerin gözünün alanına girmesiyle beraber onları geçmişteki bir durum ile bağdaştırıyor ve izleyiciye dizini kırıncaya kadar olan süreci kademe kademe geçmişin anılarıyla beraber anlatmaya başlıyor. Bu anlatış ile beraber Tony ile Georgio’nun karşılaşma anından itibaren ilişkilerinin şekillenişlerine izleyici gözleri gizlice tanıklık ediyor. Bu ilişki içerisinde bireylerin duyguları konuşmaya başlıyor ancak bu konuşma aslında film boyunca hiçbir zaman sözlü bir şekilde yapılmıyor. Filmin başındaki iki kişinin karşılaşma anındaki müzik ile beraber bir ateş yanmaya başlıyor ancak bu ateş daha sonra sönmeye başlıyor, bazı noktalarda tekrar alevleniyor ancak bu alev ateşin alevi olmak yerine bazı hırçınlıkların ve öfkelerin ateşi olduğu için sessizlik filme egemen olmaya başlıyor. Filmde tekrar müziğin ve dansın devreye girmesi ise artık Tony’nin de dansa katılmasıyla ve yeniden uyanışıyla gerçekleşiyor.

Modern dünyanın içerisinde karşılaşmanın hem değersizleştiği hem de gizliden büyük bir değeri olduğu zaman içerisinde Tony ve Georgio’nun karşılaşması bir genelleme içerisine sokulamaz bir şiirsellik ile anlatılıyor yönetmen tarafından. İlişkinin iki adet kırılma noktası yaşamasını diz metaforu üzerinden izleyicinin gözleri önünde yaratan yönetmen bu kırılma anları ile beraber karşılaşmaların hayattaki noktalarına da birer gönderme yapıyor. Bu karşılaşmaların değersizleşmesi artık her köşe başındaki olasılık ile meydana gelmesini gösterirken, hayatın merkezinin değişmesine neden olabilecek bir karşılaşmanın değerini de ortaya çıkarıyor Prensim – Mon Roi. bu karşılaşmalar ile beraber kolay görünen ama içerisine girildiği anda tüm zorlukları ile beraber ortaya çıkan ilişki Tony ve Georgio’nun beraber karşılaştığı bir olgu oluyor. Kırılma anlarındaki kıskançlıklar, kopuşlar yavaş yavaş suyun içindeki akışkanlıkta olduğu gibi duyguların da, insanların da bir yönlere akması, dalgalanması gibi başka noktalara evriliyor filmde. Bir ilişki zorlu yollardan geçerken dizin yeniden kemiğe oturması ve topallasa da insanın yürümesini sağlaması gibi ilişki de kendi kopuk noktalarından bir şekilde kendini yeniliyor. Bu yenilenme ile duyguların uyanışı karşıdaki insanın gözlerindeki çizgilere bakmasına ve bu sefer aşkın alevi ile her şeyin sessizleşmesine neden oluyor. Film aşkın tüm gerçekçiliğini korkutucu ve insanın çığlık atmasına sebep olacak şekilde anlatsa da insanın iyileşmesini ve yeniden aşk için gözlerinin dolmasını resmediyor!

Maïwenn tarafından yönetmenliği üstlenmiş olan film Prensim - Mon Roi ünlü oyuncunun yönetmen koltuğuna geçmesinden bu yana çekmiş olduğu dördüncü uzun metraj filmi. Filmin başrollerinde Vincent Cassel, Emmanuelle Bercot, Louis Garrel ve Isild Le Besco yer alırken ilk başta söylemek de fayda var; filmdeki muazzam performansı ile Emmanuelle Bercot 2015 yılı Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü sahiplenmişti. Prensim - Mon Roi filminin ana noktasında bir kadının gözleri yer alıyor. Bir erkek birey olarak bile bu kadın gözlerinin beni sahiplenmesini ve ele geçirmesini yaşadığım için öncelikle filmin bu noktada dram ve aşk filmlerinden ayrıldığını düşünüyorum. Aşkı anlatmanın herhangi bir cinsiyet üzerine asılı kalmış klişelere bağlı olmadığını gösteren film, aşkın tüm yüzlerini izleyiciye insanlar üzerinen duyguların konuşmasına izin vererek yapıyor. Filmin ana merkezinde Emmanuelle Bercot tarafından canlandırılan Marie-Antoinette Jézéquel’in ya da filmde de geçtiği gibi kısaltmasıyla Tony’nin gözleri ve duyguları yer alıyor. Tony avukat olan bir kadın ve ilk başlarda öğrendiğimiz üzere yoğun bir ilişkiden, garip bir söylem ile çıkmış bir kadın. Bu söylem ile beraber Tony kadın kimliğinde herhangi bir şikayet içerisinde ya da pişmanlık içerisine yer almasa da bilinç dışında bu konuyu sorguladığı için filmin ilk kırılma anında ve aynı zamanda bedenin zihne hükmetmediği ve düşüncelerin kendini apaçık gösterip duygular ile ortaya çıktığı sahnede Tony bu söylemi ortaya atıyor. Bu kırılma sahnesinden önce ise film için bir temel yaratılıyor izleyiciye. Tony Louis Garrel tarafından canlandırılan erkek kardeşi ve onun karısıyla beraber bir gece eskinden tanıdığı birini görüyor. Bu karşılaşma anında Tony Vincent Cassel tarafından canlandırılan Georgio’dan gözlerini alamıyor. Bu gözlerini alamama bir dokunuşa dönüşüyor, bedensel temas olmadan. Gözlerin en küçük detaya bakmasıyla beraber bir insana olan kalp çarpıntısı bu sahnede ve daha sonraki bir sahnede daha izleyicinin gözü ile birleştiriyor ve sinemanın içerisine bir kişiye olan ellerin karıncalanması ve kulakların uğuldamasını muazzam bir şekilde yansıtıyor. Bu karşılaşma ile beraber Prensim - Mon Roi filminin aşk yolculuğu başlıyor; aşkı kıskançlık, sinir krizi, terk ediş, seks ve gelecek hepsi takip ederken filmin öznesinin gözleri ve düşünceleri izleyiciyi yakalayıp gerçek, korkunç aşkın içerisine atıyor ve izleyicinin çığlık atarak sevmeyi öğrenmesini bekliyor. Aşkı Tüm Gerçekçi Korkutuculuğu ile Anlatan Film: Prensim - Mon Roi Filmin açılış sekansında Tony hayata karşı girmiş olduğu mücadeleyi artık yok saymak ve pes etmiş olduğunun getirdiği beyaz bayrağı karlar içerisinde yeniden yaratmak için bir direniş gösterse de henüz belki de bitirmemiş olduklarının getirisiyle beraber mücadelesini tamamlayamıyor. Bu tamamlanmamış işin devamında Tony bir kliniğe kaldırılıyor çünkü kırmış olduğu dizini yeniden rahat ve sorunsuz bir şekilde kullanabilmesi için bir tedaviden geçmesi gerekiyor. Fiziksel bütünlük ile psikolojiyi harmanlayan doktorun söylediklerine göre Tony’nin dizi bir metaforik anlam taşımaya başlıyor ve dizinin iyileşmesi ruhunun iyileşmesiyle beraber bir bütünlük içerisine giriyor. Bu sahneyle beraber artık Tony küçük etmenlerin gözünün alanına girmesiyle beraber onları geçmişteki bir durum ile bağdaştırıyor ve izleyiciye dizini kırıncaya kadar olan süreci kademe kademe geçmişin anılarıyla beraber anlatmaya başlıyor. Bu anlatış ile beraber Tony ile Georgio'nun karşılaşma anından itibaren ilişkilerinin şekillenişlerine izleyici gözleri gizlice tanıklık ediyor. Bu ilişki içerisinde bireylerin duyguları konuşmaya başlıyor ancak bu konuşma aslında film boyunca hiçbir zaman sözlü bir şekilde yapılmıyor.…

Yazar Puanı

Puan - 69%

69%

69

Tony ve Georgio'nun karşılaşmasıyla Prensim - Mon Roi filminin aşk yolculuğu başlıyor; aşkı kıskançlık, sinir krizi, terk ediş, seks ve gelecek hepsi takip ederken filmin öznesinin gözleri ve düşünceleri izleyiciyi yakalayıp gerçek, korkunç aşkın içerisine atıyor ve izleyicinin çığlık atarak sevmeyi öğrenmesini bekliyor.

Kullanıcı Puanları: 4.33 ( 3 votes)
69
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi