Japon animasyonun en başarılı şirketlerinden biri olarak gösterebileceğimiz Ghibli Stüdyoları’nın şimdilik ne yazık ki son yapımı olarak hafızalarda yer edinecek olan Prenses Kaguya Masalı (The Tale of The Princess Kaguya), usta animatör Isao Takahata’nın uzun bir aradan sonra kalemini yeniden eline almasıyla da ayrı bir önem taşıyor. Bundan tam 27 yıl önce; savaş kavramını bir animasyon filmi üzerinden olabildiğince gerçekçi ve sarsıcı dokunuşlarda yansıttığı Ateşböceklerinin Mezarı (Grave of the Firelifes) filmi sayesinde, izleyenlerin yüreklerine deyim yerindeyse sert bir tekme atan yönetmen,  sene içerisinde Oscar yarışında da boy gösterdiği yeni filmi Prenses Kaguya Masalı ile epik bir mucizeyi ölümlü bir masala dönüştürerek, yeryüzünün sahip olduğu gerçek yaşam dayatmalarını gözler önüne sermekte.

Yönetmenin aradan geçen süre zarfında Ghibli projelerinin arka planında kalmayı tercih etmesi, kafalarda pek çok soru işaretlerini açığa çıkarmış olsa da, uzun süredir sessiz kalmayı seçmiş olan Takahata’nın en basit tabirle sahalara geri dönüşü bir hayli ışıltılı olmuş. Diğer işlerine nazaran gerçekliği bu sefer fantastik bir kıvamla karıştırmış olan yönetmen, hazırlamış olduğu bu sos dahilinde de izleyenlerine oldukça şaşırtıcı bir yaşam kesiti sunuyor. Nitekim ilerleyen satırlarda da bahsedeceğim Prenses Kaguya’nın efsanevi masalının içerisinde, sosyal ve kişisel baskı yaptırımlarının dominantlığının sürekli ön plana çıktığını söylememiz mümkün.

Karısından başka hiç kimsesi olmayan yaşlı bir oduncunun bir gece vakti kesmiş olduğu bambu ağacı tomurcuklarından dünyaya gelen küçük bir kız, oduncunun avuçları içerisinde, yaşayacağı evine doğru yol alır… Bir masal olmanın bütün gerekliliklerini baştan sona bünyesine dahil etmiş olan Prenses Kaguya Masalı, yönetmenin sulu boya desenleriyle oluşturmuş olduğu ezgiler eşliğinde de seyircisine garip bir kız hikayesi anlatmaktadır.  Her geçen gün gözle görülür bir boyutta büyümeye başlayan ve köylü çocuklar tarafından “Bambucuk”, yaşlı oduncunun ise “Prenses” diye hitap ettiği bu güzel kız; bizleri, yaratılış evresinin insan bedeni üzerindeki aşamalarına tanıklık ettiriyor. Keza oduncu eşinin, küçük bebeği kucağına aldığı esnada aniden sütünün gelmiş olması da bu aşamalara en önemli örnek olarak gösterilebilir.

Prenses Kaguya Masalı’nı iki bölüme ayrılan bir film olarak tanımlamak mümkün. Keza insanoğlunun dünyaya geliş aşamasını bir mucize olarak nitelendiren ilk bölümün sonunda babası tarafından inşa ettirilen saraya taşınmak zorunda bırakılan Prenses’in, filmin ikinci bölümünde doğaya ve özgürlüğe duyduğu hüzün dolu özlemlerine şahit oluruz. Yerleşmiş oldukları yeni hayatlarının içerisine bir de eğitmen dahil eden yaşlı oduncu, Tanrı tarafından bir armağan olarak gönderildiğine inandığı Kaguya’ya bir prenses gibi davranması konusunda gerekli olan bilgileri aşılamaya çalışmaktadır.

Gün geçtikçe güzelliği dilden dile yayılmaya başlayan Kaguya’nın onca talibine rağmen aramış olduğu aşk kavramı ise daha ruhani boyutlarda yön bulmaktadır… Çocukken koşuşturduğu dağlar ve ovalara karşı beslediği özlemi içerisinde dalga dalga biriktirmekte olan Kaguya, gösteriş ve statünün cazibesine kapılmış olan oduncu babasına karşı beslediği baskın sevgisine sürekli yenik düşerek, yaşamakta olduğu hayatın çok ötesinde tatsız bir dünyaya kendisini hapsetmek zorunda kalmıştır.

Ghibli Stüdyoları; kurulmuş olduğu seneden bu yana hayata kazandırdıkları animasyon filmleri içerisinde taşıdığı çocuksu ruhu her daim diri tutmayı başarsa da, bu ruhun yanına yüreklere hitap eden sahici bir gerçeklikte dahil etmekten geri kalmamıştır. Nitekim Ghibli’nin en gerçekçi anlatım üslubuna sahip olan yönetmeni Takahata, üzerinde 8 yıl boyunca kafa yorduğu Prenses Kaguya Masalı ile meraklılarını fantastik bir açıdan vurmayı başarıyor. Başka bir gezegenden yollanarak dünya hayatına adapte edilen Kaguya’nın maruz kaldığı tüm nefsi girişimler ve toplumsal dayatmalara rağmen, dünyanın her şeyiyle yaşanmaya değer bir yer olduğunu belirtmiş olması da yönetmenin savaş ve insanlık dışı olaylarla şekil alan yeryüzüne dair genel bir düşüncesi olmuştur.

Prenses Kaguya Masalı, duygu yükünü farklı aşamalarda üst seviyelere kadar çıkartmayı başaran naif bir Ghibli animesi. Akıl ile ruhun olmak istediği yere doğru atmış oldukları çığlıkların insan kaderi üzerindeki etkilerini yansıtan film, animasyon tutkunlarının bir an önce izlemesi gerektiği mükemmel bir başyapıt. Stüdyo Ghibli’nin sevenlerine görsellik açısından muazzam, dramatik yönü ağır bir filmle elveda demesi şaşkınlıkla karşılanmasa da, Prenses Kaguya Masalı’nın hüzün dolu öyküsü izleyenlerin yüreğinde uzun bir süre yer edineceğe benziyor.

Japon animasyonun en başarılı şirketlerinden biri olarak gösterebileceğimiz Ghibli Stüdyoları’nın şimdilik ne yazık ki son yapımı olarak hafızalarda yer edinecek olan Prenses Kaguya Masalı (The Tale of The Princess Kaguya), usta animatör Isao Takahata’nın uzun bir aradan sonra kalemini yeniden eline almasıyla da ayrı bir önem taşıyor. Bundan tam 27 yıl önce; savaş kavramını bir animasyon filmi üzerinden olabildiğince gerçekçi ve sarsıcı dokunuşlarda yansıttığı Ateşböceklerinin Mezarı (Grave of the Firelifes) filmi sayesinde, izleyenlerin yüreklerine deyim yerindeyse sert bir tekme atan yönetmen,  sene içerisinde Oscar yarışında da boy gösterdiği yeni filmi Prenses Kaguya Masalı ile epik bir mucizeyi ölümlü bir masala dönüştürerek, yeryüzünün sahip olduğu gerçek yaşam dayatmalarını gözler önüne sermekte. Yönetmenin aradan geçen süre zarfında Ghibli projelerinin arka planında kalmayı tercih etmesi, kafalarda pek çok soru işaretlerini açığa çıkarmış olsa da, uzun süredir sessiz kalmayı seçmiş olan Takahata’nın en basit tabirle sahalara geri dönüşü bir hayli ışıltılı olmuş. Diğer işlerine nazaran gerçekliği bu sefer fantastik bir kıvamla karıştırmış olan yönetmen, hazırlamış olduğu bu sos dahilinde de izleyenlerine oldukça şaşırtıcı bir yaşam kesiti sunuyor. Nitekim ilerleyen satırlarda da bahsedeceğim Prenses Kaguya’nın efsanevi masalının içerisinde, sosyal ve kişisel baskı yaptırımlarının dominantlığının sürekli ön plana çıktığını söylememiz mümkün. Karısından başka hiç kimsesi olmayan yaşlı bir oduncunun bir gece vakti kesmiş olduğu bambu ağacı tomurcuklarından dünyaya gelen küçük bir kız, oduncunun avuçları içerisinde, yaşayacağı evine doğru yol alır… Bir masal olmanın bütün gerekliliklerini baştan sona bünyesine dahil etmiş olan Prenses Kaguya Masalı, yönetmenin sulu boya desenleriyle oluşturmuş olduğu ezgiler eşliğinde de seyircisine garip bir kız hikayesi anlatmaktadır.  Her geçen gün gözle görülür bir boyutta büyümeye başlayan ve köylü çocuklar tarafından "Bambucuk", yaşlı oduncunun ise "Prenses" diye hitap ettiği bu güzel kız; bizleri, yaratılış evresinin insan bedeni üzerindeki aşamalarına tanıklık ettiriyor. Keza oduncu eşinin, küçük bebeği kucağına aldığı esnada aniden sütünün gelmiş olması da bu aşamalara en önemli örnek olarak gösterilebilir. Prenses Kaguya Masalı’nı iki bölüme ayrılan bir film olarak tanımlamak mümkün. Keza insanoğlunun dünyaya geliş aşamasını bir mucize olarak nitelendiren ilk bölümün sonunda babası tarafından inşa ettirilen saraya taşınmak zorunda bırakılan Prenses’in, filmin ikinci bölümünde doğaya ve özgürlüğe duyduğu hüzün dolu özlemlerine şahit oluruz. Yerleşmiş oldukları yeni hayatlarının içerisine bir de eğitmen dahil eden yaşlı oduncu, Tanrı tarafından bir armağan olarak gönderildiğine inandığı Kaguya’ya bir prenses gibi davranması konusunda gerekli olan bilgileri aşılamaya çalışmaktadır. Gün geçtikçe güzelliği dilden dile yayılmaya başlayan Kaguya’nın onca talibine rağmen aramış olduğu aşk kavramı ise daha ruhani boyutlarda yön bulmaktadır... Çocukken koşuşturduğu dağlar ve ovalara karşı beslediği özlemi içerisinde dalga dalga biriktirmekte olan Kaguya, gösteriş ve statünün cazibesine kapılmış olan oduncu babasına karşı beslediği baskın sevgisine sürekli yenik düşerek, yaşamakta olduğu hayatın çok ötesinde tatsız bir dünyaya kendisini hapsetmek zorunda kalmıştır. Ghibli Stüdyoları; kurulmuş olduğu seneden bu yana hayata kazandırdıkları animasyon filmleri içerisinde taşıdığı çocuksu ruhu her daim diri tutmayı başarsa da, bu ruhun yanına yüreklere hitap eden sahici bir gerçeklikte dahil etmekten geri kalmamıştır. Nitekim Ghibli’nin en gerçekçi anlatım üslubuna sahip olan yönetmeni Takahata, üzerinde 8 yıl boyunca kafa yorduğu Prenses Kaguya Masalı ile meraklılarını fantastik bir açıdan vurmayı başarıyor. Başka bir…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

Prenses Kaguya Masalı, duygu yükünü farklı aşamalarda üst seviyelere kadar çıkartmayı başaran naif bir Ghibli animesi.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
90
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi