İlk kez 1993 yılında yayınlanmaya başlayan Power Rangers'ın, 90'larda çocuk olanlar için özel bir yeri vardır. Kendimi de dahil edeceğim bu kitle için o dönemler televizyonda var olan en özel yapımlardan birisiydi Power Rangers; birçoğumuz için bilimkurguya olan ilginin başladığı dönemlerdi de diyebiliriz. Bu sebeple, 2017 versiyonunu değerlendirirken 90'larda yapılanlarla kıyaslayarak ele almanın daha doğru olacağını düşünüyorum.  Açıkçası, 90'larda yayınlanan diziyi kısa süre önce yeniden izlememiş olsaydım Power Rangers'ın kendisini son derece ciddiye alan ve bilimkurgu türü için son derece önemli bir yapım olduğundan bahsedebilirdim-çocukluk etkisi. Neyse ki, Netflix'e yüklenmiş olması sebebiyle kısa süre önce ilk sezonunu tekrardan izlediğim Power Rangers hakkında şu an daha doğru yorumlar yapabileceğim. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, Power Rangers kendisini ciddiye almayan ancak gücünü de bundan alan bir yapım. O dönemlerde özellikle Transformers'tan etkilenmiş ve yine o dönem diziyi izleyen çocuklara süper kahraman olabileceklerini hissettirerek kendine has bir kitle yaratmayı başarmıştır. 2017 yapımı bu uzun metraj projesinde konu, televizyonda yayınlanan versiyonundan girizgah itibariyle farklı. Hatırlayacak olursanız dizi, okulun Polis Akademisi'ni anımsatan gerzek öğrencileri ile kısa süre sonra Power Rangers olacak öğrencileri arasında geçen ufak tefek münakaşaları konu alarak başlıyordu. Burada da benzer bir durum var ancak kahramanlarımız bu kez, başları belaya girmiş karakterler. İlk bakışta akıllara The Breakfast Club (1985)'ı getiren, işledikleri suçlar sebebiyle Cumartesi günleri okula gelerek eğitim gören kahramanlarımızın güç ile buluşması ve başlarına gelen süreci anlamlandırmaya çalışmaları süresince ise film, 2012 yapımı Chronicle'dan besleniyor. Bu bağlamda televizyondan aşina olduğumuz ve kısa süre sonra ilk savaş sahnelerine geçiş yaptığımız ikonik girizgahın aksine film versiyonunda Power Rangers, The Breakfast Club ile Chronicle'ı harmanlayan ve oldukça uzun süren bir girizgah ile açılıyor. Bu açılış fikri, izlerken sıkmıyor ancak savaş sahnelerinin süresinin kısıtlı olması ilerleyen dakikalarda girizgaha karşı bir antipati yaratıyor. Power Rangers: Ne Kadar Kötüleşirse O Kadar Keyifli Olan Bir Bilimkurgu Yukarıda da bahsettiğim gibi, Power Rangers'ın hem yeni hem de eski jenerasyonla duygusal bağ kurabilmesi adına filmde karakterlerin tanıtıldığı bölüm uzun tutuluyor; ekip olabilme duygusu öne çıkartılıyor. Böylelikle, hem Power Rangers hayranları, karakterlerin bu modern görünüm ve yaşam biçimlerine ayak uydurmaya çalışıyor hem de Power Rangers ile ilk kez karşılaşacak olan genç kitle için daha tutarlı bir giriş hazırlanmış oluyor. Buradaki amacın olası devam filmleri için Marvel ve DC'nin yarattığına benzer uzun soluklu bir seri ya da bir evren yaratabilmek adına karakterlerin derinlikli olması düşüncesi olduğundan bahsedebiliriz. Filmde olduğu gibi, yazıda da aksiyon sahnelerine bir türlü ulaşamadım. Zira, yaklaşık 2 saat uzunluğunda olan filmin aksiyon sahneleri filmin sadece son 20-25 dakikalık bölümüne yerleştirilmiş. Dizinin unutulmaz müziğini de - Go Go Power Rangers - sadece bu savaş bölümünün başında 10 saniye duyuyoruz. 90'lara bu kadar yüklenmeyelim derken, heyecanla beklediğimiz müziğin kesilmesi son derece yersiz olmuş. Velhasıl, aksiyon sahneleri çok bir şey vaat etmiyor. Sürükleyici veya ihtişamlı değil, ancak Michael Bay'in görsel efektlerle süslenmiş Transformers rezaletlerinden çok daha tatmin edici. Bu sahnelerde Rita'yı canlandıran Elizabeth Banks'in performansı gayri ciddi olmak ile ciddi olmak arasında sıkışıp kalınca beyazperdede tatsız bir görüntü ortaya çıkıyor. Nitekim, Rita'nın gerzek savaşçılarının tiplemelerinin değişmesi de o sempatikliğin kaybolmasına yol açıyor. Power Rangers, ciddiyetten uzak ve inanılmaz derecede lakayıt bir…

Yazar Puanı

Puan - 53%

53%

Kabul etmek gerekiyor ki iyi bir film değil Power Rangers. Ancak filmin kendisini ciddiye almadığını kabul ederek izlenirse, izlemesi müthiş keyifli. Konuşulduğu gibi devam filmleri çekilirse aynı atmosfer korunabilir mi bilmiyorum ancak Power Rangers'ı özleyenler aradıklarını fazlasıyla bulacaklardır.

Kullanıcı Puanları: 1.88 ( 2 votes)
53

İlk kez 1993 yılında yayınlanmaya başlayan Power Rangers’ın, 90’larda çocuk olanlar için özel bir yeri vardır. Kendimi de dahil edeceğim bu kitle için o dönemler televizyonda var olan en özel yapımlardan birisiydi Power Rangers; birçoğumuz için bilimkurguya olan ilginin başladığı dönemlerdi de diyebiliriz. Bu sebeple, 2017 versiyonunu değerlendirirken 90’larda yapılanlarla kıyaslayarak ele almanın daha doğru olacağını düşünüyorum. 

Açıkçası, 90’larda yayınlanan diziyi kısa süre önce yeniden izlememiş olsaydım Power Rangers’ın kendisini son derece ciddiye alan ve bilimkurgu türü için son derece önemli bir yapım olduğundan bahsedebilirdim-çocukluk etkisi. Neyse ki, Netflix‘e yüklenmiş olması sebebiyle kısa süre önce ilk sezonunu tekrardan izlediğim Power Rangers hakkında şu an daha doğru yorumlar yapabileceğim. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, Power Rangers kendisini ciddiye almayan ancak gücünü de bundan alan bir yapım. O dönemlerde özellikle Transformers’tan etkilenmiş ve yine o dönem diziyi izleyen çocuklara süper kahraman olabileceklerini hissettirerek kendine has bir kitle yaratmayı başarmıştır. 2017 yapımı bu uzun metraj projesinde konu, televizyonda yayınlanan versiyonundan girizgah itibariyle farklı. Hatırlayacak olursanız dizi, okulun Polis Akademisi’ni anımsatan gerzek öğrencileri ile kısa süre sonra Power Rangers olacak öğrencileri arasında geçen ufak tefek münakaşaları konu alarak başlıyordu. Burada da benzer bir durum var ancak kahramanlarımız bu kez, başları belaya girmiş karakterler. İlk bakışta akıllara The Breakfast Club (1985)’ı getiren, işledikleri suçlar sebebiyle Cumartesi günleri okula gelerek eğitim gören kahramanlarımızın güç ile buluşması ve başlarına gelen süreci anlamlandırmaya çalışmaları süresince ise film, 2012 yapımı Chronicle’dan besleniyor. Bu bağlamda televizyondan aşina olduğumuz ve kısa süre sonra ilk savaş sahnelerine geçiş yaptığımız ikonik girizgahın aksine film versiyonunda Power Rangers, The Breakfast Club ile Chronicle’ı harmanlayan ve oldukça uzun süren bir girizgah ile açılıyor. Bu açılış fikri, izlerken sıkmıyor ancak savaş sahnelerinin süresinin kısıtlı olması ilerleyen dakikalarda girizgaha karşı bir antipati yaratıyor.

Power Rangers: Ne Kadar Kötüleşirse O Kadar Keyifli Olan Bir Bilimkurgu

Yukarıda da bahsettiğim gibi, Power Rangers’ın hem yeni hem de eski jenerasyonla duygusal bağ kurabilmesi adına filmde karakterlerin tanıtıldığı bölüm uzun tutuluyor; ekip olabilme duygusu öne çıkartılıyor. Böylelikle, hem Power Rangers hayranları, karakterlerin bu modern görünüm ve yaşam biçimlerine ayak uydurmaya çalışıyor hem de Power Rangers ile ilk kez karşılaşacak olan genç kitle için daha tutarlı bir giriş hazırlanmış oluyor. Buradaki amacın olası devam filmleri için Marvel ve DC’nin yarattığına benzer uzun soluklu bir seri ya da bir evren yaratabilmek adına karakterlerin derinlikli olması düşüncesi olduğundan bahsedebiliriz.

Filmde olduğu gibi, yazıda da aksiyon sahnelerine bir türlü ulaşamadım. Zira, yaklaşık 2 saat uzunluğunda olan filmin aksiyon sahneleri filmin sadece son 20-25 dakikalık bölümüne yerleştirilmiş. Dizinin unutulmaz müziğini de – Go Go Power Rangers – sadece bu savaş bölümünün başında 10 saniye duyuyoruz. 90’lara bu kadar yüklenmeyelim derken, heyecanla beklediğimiz müziğin kesilmesi son derece yersiz olmuş. Velhasıl, aksiyon sahneleri çok bir şey vaat etmiyor. Sürükleyici veya ihtişamlı değil, ancak Michael Bay’in görsel efektlerle süslenmiş Transformers rezaletlerinden çok daha tatmin edici. Bu sahnelerde Rita’yı canlandıran Elizabeth Banks’in performansı gayri ciddi olmak ile ciddi olmak arasında sıkışıp kalınca beyazperdede tatsız bir görüntü ortaya çıkıyor. Nitekim, Rita’nın gerzek savaşçılarının tiplemelerinin değişmesi de o sempatikliğin kaybolmasına yol açıyor.

Power Rangers, ciddiyetten uzak ve inanılmaz derecede lakayıt bir film. Zaman zaman o kadar saçmalıyor ki, beyazperdede gördüğümüz saçmalıklara inanmak mümkün değil, ama film bunu kasıtlı yapıyor ve bunları yaptığı dakikalarda daha keyifli oluyor. Kulağa absürt geldiğinin farkındayım lakin, Power Rangers ne kadar kötüleşirse o kadar keyifli hale geliyor. Cem Yılmaz’a ürün yerleştirme konusunda bolca sitem eden halkımız Power Rangers’ı seyrettikten sonra Cem Yılmaz filmlerine şükredecektir. Krispy Kreme ile olan iş birliği, ürün yerleştirmeden ziyade Krispy Kreme reklamına Power Rangers yerleştirilmiş izlenimi veriyor. Ama bu bile o kadar saçma ki, filmi izlerken gülümsemeden öte olumsuz bir reflekse sebep dahi olmuyor.

Zordon’u canlandıran Bryan Cranston’ı Elizabeth Banks’e göre daha az göreceğimizin farkındaydık ancak yüzünün dahi görülmüyor olması benim adıma hayal kırıklığı oldu. Genç oyuncuların performansı da yukarıda filmle ilgili söylediğim sözlerle paralel olarak son derece lakayıt ve amatör duruyor. Canlandırdıkları karakterlerin modernleştirilirken otizmli veya lezbiyen olması gibi detaylar da oyuncuların performanslarını zorlayan faktörler olmuş. 

Özetle, kabul etmek gerekiyor ki iyi bir film değil Power Rangers. Ancak filmin dahi kendisini ciddiye almadığını kabul ederek izlenirse, izlemesi müthiş keyifli. Konuşulduğu gibi devam filmleri çekilirse aynı atmosfer korunabilir mi bilmiyorum ancak Power Rangers’ı özleyenler aradıklarını fazlasıyla bulacaklardır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi