Hollywood’un hikâye anlatımlarına baktığımız zaman, anlatıdaki her kahramanın hikâye içerisinde istisnasız olarak büyük bir acıya maruz kaldığını görmemiz çok doğaldır. Aristotalyen anlatı yapısından günümüze değin ulaşan bu nitelik, bizleri kahramana daha çok yaklaştırır ve onunla özel bir bağ kurmamızı ve hatta kahramanla kendimizi bir tutmamızı sağlar. Joseph Campbell’e göre bu özellik bizlere mitlerden miras kalmıştır. Vogler de Campbell’den aldığı yordamı geliştirerek, bu çilenin anlatı için önemli bir basamak olduğunu ibraz etmiştir. Açıkça söylemek gerekirse, Vogler’in belirttiği üzere, söz konusu anlatıdaki kahramanın çekecek olduğu çilenin niteliği, gişenin gelirini olduğu gibi etkiler.

Cyborg denildiği vakit aklımıza Post Human anlatılar geliyor kuşkusuz. Post Human’ın olduğu yerde ise bilimkurgunun varlığı göze çarpıyor. Endüstrileşme ile birlikte tahayyül ettiğimiz metal gelecek insanın nihai durağı olma yolunda ilerlerken, kapital sistemde bu hayali gerçek kılabilmek için ihtiyaç duyulan finansmanı da eğlence sektörüne yerleştirdiğimiz zokalar vasıtasıyla sağlayabiliyoruz.

Üstünden bir asır geçtiği halde hala ileri gitmeyen bir dönemimiz var. Çünkü II. Dünya Savaşı’nda yaşanan teknolojik gelişmeler, kâr odaklarını oldukça korkuttu. Böyle giderse dünyanın sonu gelecekti ve bu hiç de kârlı bir iş değildi. İşler atom bombası patlatmaya kadar ilerleyince, kâr odakları “hey dostum biraz yavaş mı olsak ne?” dediler. Eğer atom bombası patlatılacaksa, herkesin kendi çölünde sayısız deneme yapabildiği “soğuk savaş” fikri ortaya atıldı. Bu savaş süresince herkes birbirine hava atacaktı ve böylece insanlığın köküne kibrit suyu dökülmeden, insan ömrünü uzatmanın yolları aranacaktı. Bu iş içinse büyük miktarda para gerekliydi. Oysa patronlar anı yaşamaktan keyif alıyor, hiçbir zaman ölmeyecekleri fikrine kapılıyor, ne olduğunu anlamadan ölüp gidiyorlardı. İşte sinema bunun için vardı.

Post Human Anlatılarda Kahramanın Çilesi: Cyborg da Olsa İnsan İnsandır

En önemlisi robotlar vardı, büyük güzel ulu robotlar. O robotlar o güzel atlara binip gitmemeliydi. Fakat yapay zeka denen ve bir satranç makinesinden ortaya çıkan bu şer odağı, öyle ya da böyle hepimizi alt edecek, etmese de lanet olsun diyecek ve çekip gidecek gibi bakıyordu bizlere. Bu noktada çözüm hibritleşme gibi görünüyordu. Yarı robot yarı insan ama ekseriyetle Amerikalı.

Post Human denildiğinde, Nietzsche’nin Übermensch’i ile günümüz insanı arasında bulunan ve gelecekten haber veren bir tasvir aklımıza geliyor. Bu noktada Post Human teriminin çok geniş bir yelpazeyi içinde barındırdığını belirtmek gerekir. Fakat bizim odaklanacağımız kısım Cyborg’larla ilgili ve mutant organikten ziyade metale evrilen bedenler üzerinden kaleme alınacak.

Donna Haraway’ın Cyborg Manifestosu uyarınca, kadın ve erkeğin sınırlarının belirsizleştiği, cinsiyet ayrımının önemini yitirdiği, organik bir beynin metal bir bedene hükmettiği insan tasvirinin, klasik mitlerdeki gibi kastre edilme tehdidinde olması pek de mantıklı gelmiyor. Bu unsur Post Human anlatıların içinde varlığını korumakla birlikte, farklı biçimlerde ifade edilmekte ve kılık değiştirmektedir. Yine de, Freud’un da ifade ettiği gibi, ayakta duran insanı fallus olarak kabul edersek şayet, kafa hala kastrasyon için elverişli bir uzuv olma niteliğini korumaktadır. Fakat Cyborg dediğimiz zaman, bilginin depolanma ve aktarılma imkanlarına alternatiflerin de üretildiğini çeşitli anlatılarda görebiliyoruz. Bu arada kalmış ve hibrit olarak nitelendirilen oluşumların, arada kalmış duygusal yönelimlerine ve yaşadıkları çilelere bir göz atalım.

Issız Yuvanda Tektin, Çekilmez Çile Çektin

Darth Vader; Anakin Skywalker’dan Darth Vader’a dönüşme süreci çilelerin çilesi olan, perem perem olmuş vücuduyla yılmayıp Cyborg’a dönüşen ve kötülüğe hizmet eden Vader, en sevdiği varlık olan karısını kaybetmiş, çocuklarından uzakta kalmış ve aile olmanın hasretini yaşamıştır (ağlamıyorum gözüme toz kaçtı). Vader’in oğlu ile kucaklaşabilmesi, onun ölüme sürüklenmesiyle olur. Vader oğlunu ölümden kurtardığı an, oğlu ile olan düşmanlığı ortadan kalkar, fakat çok geçmeden hayatını kaybeder.

Robocop; Alex Murphy vücudunun %90’ını çatışmada kaybetmiş bir prototiptir. Kendisinden geriye bir baş ve sağ kol kalmıştır. Serinin 2. filminde parçalara ayrılan ve büyük acılar çeken Alex’in iç çatışması karısına ve çocuğuna olan hasretidir. Nitekim onu üreten şirketin de dediği gibi, o artık insan değildir.

Ghost in the Shell; 2017’de gösterime giren Holywood versiyonunda Motoko, ailesini kaybetmiş olmanın acısı içerisindedir. Anlatı içinde kendisinin yaratıcısı olan Dr. Ouelet’yi de kaybeder. Anlatının şahika noktasında da biyonik kolları kopmakta, eski aşkı Kuze’yi de bilinmeze yollamaktadır. Anime versiyonunda ise Motoko sadece kollarını değil, bedenini de kaybederek elden düşme bir çocuk bedenine hapsolur.

Terminator; pek ses getirmeyen Salvation filminde Marcus karakterinin ailesiz olması, Connor’ın kuvvetlerince sorgulanırken lime lime edilmesi buna örnek gösterilebilir. Son Terminator filminde ise annesini çoktan kaybetmiş olan John Connor’ın çözümü hibritleşmede bulması, fakat bu sebeple kötü adledilerek ekarte edilmesi ve genç annesine karşı verdiği savaşı kaybetmesi yine bu cezalandırmaya örnek teşkil ediyor.

Tamamen yapay zekadan ibaret olan kahraman örneklerinde ise farklılıklar mevcut. Örneğin Ex Machina’de Ava, yine diğer örneklerle benzerlik göstererek ailesi sayılabilecek olan Nathan’ı öldürmek zorunda kalıyor. Eğer kendi yaratıcısını öldürmeseydi, kendisi ölecekti. Özgürlük tercihi, onun sahibi olduğu aileyi yok etmeyi buyuruyordu ve neticede Ava bu eşiği geçerek, halka karışıyordu.

A.I de ise David bakıcı ailesi tarafından terk ediliyor ve bütün bir anlatı boyunca kendine bir anne arıyordu. David’in sonu hayalini kurduğu anne figürünün dibinde donarak yok olmak gibi görünürken, zeki bir uygarlık tarafından bulunup yeniden canlandırılarak hayallerine koşmasına fırsat tanınıyordu.

Luc Besson’ın Lucy’sinde, ailesinden uzak göçmen bir kadını canlandıran Scarlett Johanson, kimyasal maddeyle olan iletişimi sayesinde insan üstü bir forma evriliyordu. Anlatının sonunda, supermassive bir oluşuma dönüşümünün diyeti olarak bedenini kaybediyor fakat kendine bir bulut sistemi oluşturarak kendi kurduğu ağda istediği gibi dağılabiliyordu.

Ne Olur Terk etme Yalnızlık Çok Acı, Bu Renksiz Dünyayı Sevmiştik Birlikte

Bu yersiz yurtsuz kahramanların ortak özellikleri ailelerinden yoksun olmasıdır. Bunun sebebine bir önceki yazımda kısaca değinmiştim. Otto Rank, Kahramanın Doğuş Miti- Mitolojinin Psikolojik Yorumu adlı eserinde, bütün destanlarda, kahraman arketipinin istisnasız olarak soylu bir aileden geldiği vurgusunun olduğu tespitinde bulunur. Kahraman en seçkin ailenin çocuğudur ve genellikle kralın oğludur (2016:74). Anlatılardaki hibrit kahramanların sıradan insanlar olduklarını yani kralın varisi olmadıklarını görmemiz olası. Böylece kralı öldürme hakkına sahip olmakta, odipal kompleksin mutlak diyeti olarak karşılarına çıkacak olan laneti de bertaraf etmektedirler. Bunun yanı sıra, yeni bedenlerini üreten şirketlerin soylu varlığı, bu kahramanların ihtiyaç duyduğu mavi kanı da kendilerine fabrika ayarında sunmuş oluyordu. Fakat modern anlatı yapılarında arada kalmışlığa tahammülün olmadığını da bilmemiz gerekiyor. Ne insan ne de robot olan bu ara geçiş formu niteliğindeki kahramanlar mutlak suretle cezalandırılıyorlar. Ex Machina’daki Ava’nın, A.I deki David’in, Lucy’nin mutlu sona erişmesinin altında ise saf-arı olma gerçeği yatar. Modernitenin ikili karşıtlık sistemine uygun olarak inşa edilen bu hikayelerdeki ana fikir, öznenin keskin sınırlarla belirlenmesi yasasına uygun olabilmektir. Kahramanlarla etkileşim haline geçen izleyicinin bilinç altına hibrit olmanın beraberinde büyük bir cezayı getireceği yalanı enjekte edilir (ki bu fikir Terminator Genysis filminde uçuk bir fikirle; John Connor’ın gölge arketipine dönüştürülmesiyle icra edilmiş). Böylece kısıtlı olan dünya kaynakları yalnızca seçkin insanlar için işlevsel hale getirilirken, sıradan insanlar sinemada gördükleri üzerine katarsis yaşayıp sefil hayatlarına itiraz etmeksizin devam edebilirler.

Kaynakça

Rank, Otto: Kahramanın Doğuş Miti, 2016, Pinhan

Freud, Sigmund: Psikanaliz Üzerine, 2014, Say

Vogler, Cristopher: Yazarın Yolculuğu, 2012, Okuyan Us

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi