Saraybosna’nın Avrupa ve dünya tarihindeki önemine bianen on üç Avrupalı yönetmenin kısa filmlerini bir araya getirerek oluşturdukları Ponts de Sarajevo (Saraybosna’nın Köprüleri), kısa filmlerin çoğunlukla sinema dili ve senaryo bağlamında birbirleriyle zayıf bağlarla bağlı olması sebebiyle, tatmin edici bir seyir zevki sunamıyor.

Aralarında Jean-Luc Godard, Ursula Meier ve Leonardo di Costanzo gibi isimlerin bulunduğu bu on üç yönetmen, Saraybosna’yı odak alan kısa filmlerini kronolojik temelli ama daha çok açıklayıcı olmasını amaçlarmışçasına sıralayarak sonuna doğru alevlenen 100 yıllık bir hikaye anlatmaya girişmişler. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin üstünden 100 yıl geçmişken, savaşın fitilinin ateşlendiği Saraybosna’ya adanan bir tanıklık öyküsü yazmak istiyorlar. Dolayısıyla bu hikayeye 100 yıl öncesinden başlıyorlar. Franz Ferdinand ve eşinin uğradığı suikast ile başlayan Saraybosna’nın öyküsü 90’lara kadar uzanıyor.

Yönetmenlerimiz genellikle gerçek hikayelerden yola çıkarak hazırladıkları bu kısa filmleri Saraybosna genelinden ziyade, Saraybosnalıların özelinde dizayn etmişler. Filmin sırtını dayadığı duygusal derinliği sağlayan bu gerçek insan hikayeleri, aynı zamanda bu on üç farklı kısa filmin arasındaki bağı zayıflatan başlıca unsur. Diğer yandan çok farklı sinema dillerini benimseyen yönetmenlerimizin bu konudaki tercihleri ortaklaşa hazırlanmış bir filmin varlığı reddeden cinsten gibi duruyor. Filmin akıcılığını neredeyse tamamen ortadan kaldıran bu durum geriye yalnızca her bir kısa filmi kendi içinde değerlendirme şansı bırakıyor. Hatta bazı kısalar kendi içinde yarattıkları yüzeysel sembolizmle ve deneysel bakış açılarıyla filmin bütününden tamamen bağımsız bir tavır takınıyorlar.

Tarihe tanıklık ederek, anıları bir araya toplamayı amaçlayan bu projenin böyle zayıflıklara kurban gitmesi elbette üzücü bir durum. Yönetmenlerin kendi tarzlarını filmin bütününden bağımsızca yansıtma istekleri, adeta kendi önlerine çektikleri bir set olmuş. Filmin güçlü yanları aynı zamanda filmi düşüren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

Saraybosna’nın Avrupa ve dünya tarihindeki önemine bianen on üç Avrupalı yönetmenin kısa filmlerini bir araya getirerek oluşturdukları Ponts de Sarajevo (Saraybosna’nın Köprüleri), kısa filmlerin çoğunlukla sinema dili ve senaryo bağlamında birbirleriyle zayıf bağlarla bağlı olması sebebiyle, tatmin edici bir seyir zevki sunamıyor. Aralarında Jean-Luc Godard, Ursula Meier ve Leonardo di Costanzo gibi isimlerin bulunduğu bu on üç yönetmen, Saraybosna’yı odak alan kısa filmlerini kronolojik temelli ama daha çok açıklayıcı olmasını amaçlarmışçasına sıralayarak sonuna doğru alevlenen 100 yıllık bir hikaye anlatmaya girişmişler. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin üstünden 100 yıl geçmişken, savaşın fitilinin ateşlendiği Saraybosna’ya adanan bir tanıklık öyküsü yazmak istiyorlar. Dolayısıyla bu hikayeye 100 yıl öncesinden başlıyorlar. Franz Ferdinand ve eşinin uğradığı suikast ile başlayan Saraybosna’nın öyküsü 90’lara kadar uzanıyor. Yönetmenlerimiz genellikle gerçek hikayelerden yola çıkarak hazırladıkları bu kısa filmleri Saraybosna genelinden ziyade, Saraybosnalıların özelinde dizayn etmişler. Filmin sırtını dayadığı duygusal derinliği sağlayan bu gerçek insan hikayeleri, aynı zamanda bu on üç farklı kısa filmin arasındaki bağı zayıflatan başlıca unsur. Diğer yandan çok farklı sinema dillerini benimseyen yönetmenlerimizin bu konudaki tercihleri ortaklaşa hazırlanmış bir filmin varlığı reddeden cinsten gibi duruyor. Filmin akıcılığını neredeyse tamamen ortadan kaldıran bu durum geriye yalnızca her bir kısa filmi kendi içinde değerlendirme şansı bırakıyor. Hatta bazı kısalar kendi içinde yarattıkları yüzeysel sembolizmle ve deneysel bakış açılarıyla filmin bütününden tamamen bağımsız bir tavır takınıyorlar. Tarihe tanıklık ederek, anıları bir araya toplamayı amaçlayan bu projenin böyle zayıflıklara kurban gitmesi elbette üzücü bir durum. Yönetmenlerin kendi tarzlarını filmin bütününden bağımsızca yansıtma istekleri, adeta kendi önlerine çektikleri bir set olmuş. Filmin güçlü yanları aynı zamanda filmi düşüren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar Puanı

Puan - 51%

51%

Yönetmenlerin kendi tarzlarını filmin bütününden bağımsızca yansıtma istekleri, adeta kendi önlerine çektikleri bir set olmuş. Filmin güçlü yanları aynı zamanda filmi düşüren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
51
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi