Yönetmenlik kariyerine odakla daha fazla senaryo yazma deneyimi olan Rebecca Zlotowski, Planetarium’dan önce çektiği Belle épine ve Grand Central filmleriyle kariyer yolunu yavaş yavaş kurarken Planetarium elbette bu filmler arasında en fazla ön plana çıkan film oldu. Yine de Planetarium'da yönetmenliğini vurgulayabildiğini söylemek biraz güç. Daha ziyade halihazırda ilerleyen bir hikayeyi gözlemleyen bir konumda yer alan yönetmenliğiyle Natalie Portman'ın gölgesinde kaldığını söylemek mümkün. Planetarium, birçok farklı hikayeyi iç içe geçiren yapısıyla farklı bir seyir deneyimi sunuyor aslında. II. Dünya Savaşı, eşcinsellik, ruh çağırma seansları ve II. Dünya Savaşı sırasında sinema sektörünün durumlarına neredeyse eşit derecede odaklanan film bir yandan karmaşık bir yapıya imza atarken bir yandan da anlatı yapısına yerleştirdiği ilgi çekici hikayelerle izleyicinin dikkatini yüksek tutmayı başarıyor. Filmin konusuna kısaca değinmek gerekirse, iki kardeş olan Laura (Natalie Portman) ve Kate (Lily-Rose Depp) birlikte ruh çağırma seansları düzenler. Farklı ülke ve şehirlerde tura çıkarak hem gösteriler hem de özel seanslar düzenleyen abla kardeşin yolları Fransa'da ünlü bir film yapımcısıyla kesişir. André Korben (Emmanuel Salinger) Fransa'nın Amerika karşısında sinema sektörünün gelişimi bakımından geri kalması üzerine doğaüstü olayları kaydedebileceği bir sistem geliştirmeye çalışır. Bu noktada Laura ve Kate ile çalışmaya başlar. Özellikle Laura oyunculuk konusundaki yeteneği ve güzelliği sebebiyle bu süreçte ön plana çıkmaya başlar. André Koben'in Kate ile gerçekleştirdiği seanslar sırasında kim olduğu belirsiz bir ruh seansa dahil olur. Bu seanslar André'nin eşcinsel olabileceği vurgusunu yapan sahneler filmin konu çeşitliliğini artıran nosyonlardan. II. Dünya Savaşı ekseninde sinemanın içine düştüğü durumu ve Fransa'yı Amerika karşısında daha iddialı bir noktaya getirebilmek için ruhları kaydetmeye çalışma sürecinin bir saplantı haline gelmesi olayları çıkmaza sürükleyen filmin anlatı yapısındaki önemli çatışmalardan birini oluşturuyor. Planetarium: II. Dünya Savaşı'nın Hayaleti Sinemanın Üzerinde Dolaşıyor Oscar ödüllü Natalie Portman, adeta ne çekse izleyeceğimiz türden oyuncular kategorisine adını çoktan yazdırmış durumda. Nitekim Planetarium’da en ön plana çıkan isim de Portman ve dolayısıyla onun muhteşem oyunculuğu olarak göze çarpıyor. Natalie Portman’ın canlandırdığı Laura karakterinin ruhlarla iletişime geçen kardeşi Kate’i canlandıran Lily-Rose Depp, son dönemin umut vadeden ve ön plana çıkan isimlerinden. Nitekim filmde de garip bir ruh hali içerisinde bulunan ve dış dünyaya yer yer kapalı yer yer ise hayat dolu bir biçimde gördüğümüz Kate’e akıllarda hiçbir soru işareti bırakmadan hayat vermeyi başarıyor. Film, konumlandığı II. Dünya Savaşı döneminde Fransa’da sinemanın içine düştüğü çıkmazı da konu etmeyi ihmal etmiyor. Sinemanın Fransa’da başlamasının ardından Amerika’ya sıçraması ve Amerika’nın sinema anlamında hızlı ve keskin bir ilerleme katetmesi Fransa’yı yapılan filmler ve filmlerin ulaştığı insan sayısı konusunda bir çıkmaza sürüklüyor. Bu sebeple o dönem aslında doğaüstü hikayeleri bu çıkmazdan bir nevi kurtulma ihtimali olarak görüyorlar. Yine de bu çaba filmin twistlerinden birine sebep oluyor diyebiliriz. Planetarium, yer yer kafası karışık bir film gibi görünse de fazlasıyla ilgi çekici konular içermesiyle eksilerini avantaja çevirebiliyor. Filmin eksilerinden biri de diyalog yazımı, bu sıkıntı diyalogların Türkçeye çevrilmesi sırasında da ortaya çıkmış olabilir ancak daha ziyade senaryonun kendisinden kaynaklanmış gibi görünüyor. Film zaman zaman atılmış sahneler içeriyormuş ve bu atılan sahnelerin boşluğu doldurulamamış hissiyatı veriyor. Tüm bunları bir araya getirdiğinde Planetarium özellikle Natalie Portman'ın oyunculuğuyla ön plana çıkan, içerisinde ruh seansları…

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Planetarium özellikle Natalie Portman'ın oyunculuğuyla ön plana çıkan, içerisinde ruh seansları aracılığıyla dozunda bir gerilim barındıran haftanın ilgi çekici filmlerinden biri olarak görünen çok fazla hikayenin iç içe geçtiği bir seyirlik olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: 0.25 ( 1 votes)
63

Yönetmenlik kariyerine odakla daha fazla senaryo yazma deneyimi olan Rebecca Zlotowski, Planetarium’dan önce çektiği Belle épine ve Grand Central filmleriyle kariyer yolunu yavaş yavaş kurarken Planetarium elbette bu filmler arasında en fazla ön plana çıkan film oldu. Yine de Planetarium’da yönetmenliğini vurgulayabildiğini söylemek biraz güç. Daha ziyade halihazırda ilerleyen bir hikayeyi gözlemleyen bir konumda yer alan yönetmenliğiyle Natalie Portman’ın gölgesinde kaldığını söylemek mümkün. Planetarium, birçok farklı hikayeyi iç içe geçiren yapısıyla farklı bir seyir deneyimi sunuyor aslında. II. Dünya Savaşı, eşcinsellik, ruh çağırma seansları ve II. Dünya Savaşı sırasında sinema sektörünün durumlarına neredeyse eşit derecede odaklanan film bir yandan karmaşık bir yapıya imza atarken bir yandan da anlatı yapısına yerleştirdiği ilgi çekici hikayelerle izleyicinin dikkatini yüksek tutmayı başarıyor.

Filmin konusuna kısaca değinmek gerekirse, iki kardeş olan Laura (Natalie Portman) ve Kate (Lily-Rose Depp) birlikte ruh çağırma seansları düzenler. Farklı ülke ve şehirlerde tura çıkarak hem gösteriler hem de özel seanslar düzenleyen abla kardeşin yolları Fransa’da ünlü bir film yapımcısıyla kesişir. André Korben (Emmanuel Salinger) Fransa’nın Amerika karşısında sinema sektörünün gelişimi bakımından geri kalması üzerine doğaüstü olayları kaydedebileceği bir sistem geliştirmeye çalışır. Bu noktada Laura ve Kate ile çalışmaya başlar. Özellikle Laura oyunculuk konusundaki yeteneği ve güzelliği sebebiyle bu süreçte ön plana çıkmaya başlar. André Koben’in Kate ile gerçekleştirdiği seanslar sırasında kim olduğu belirsiz bir ruh seansa dahil olur. Bu seanslar André’nin eşcinsel olabileceği vurgusunu yapan sahneler filmin konu çeşitliliğini artıran nosyonlardan. II. Dünya Savaşı ekseninde sinemanın içine düştüğü durumu ve Fransa’yı Amerika karşısında daha iddialı bir noktaya getirebilmek için ruhları kaydetmeye çalışma sürecinin bir saplantı haline gelmesi olayları çıkmaza sürükleyen filmin anlatı yapısındaki önemli çatışmalardan birini oluşturuyor.

Planetarium: II. Dünya Savaşı’nın Hayaleti Sinemanın Üzerinde Dolaşıyor

Oscar ödüllü Natalie Portman, adeta ne çekse izleyeceğimiz türden oyuncular kategorisine adını çoktan yazdırmış durumda. Nitekim Planetarium’da en ön plana çıkan isim de Portman ve dolayısıyla onun muhteşem oyunculuğu olarak göze çarpıyor. Natalie Portman’ın canlandırdığı Laura karakterinin ruhlarla iletişime geçen kardeşi Kate’i canlandıran Lily-Rose Depp, son dönemin umut vadeden ve ön plana çıkan isimlerinden. Nitekim filmde de garip bir ruh hali içerisinde bulunan ve dış dünyaya yer yer kapalı yer yer ise hayat dolu bir biçimde gördüğümüz Kate’e akıllarda hiçbir soru işareti bırakmadan hayat vermeyi başarıyor.

Film, konumlandığı II. Dünya Savaşı döneminde Fransa’da sinemanın içine düştüğü çıkmazı da konu etmeyi ihmal etmiyor. Sinemanın Fransa’da başlamasının ardından Amerika’ya sıçraması ve Amerika’nın sinema anlamında hızlı ve keskin bir ilerleme katetmesi Fransa’yı yapılan filmler ve filmlerin ulaştığı insan sayısı konusunda bir çıkmaza sürüklüyor. Bu sebeple o dönem aslında doğaüstü hikayeleri bu çıkmazdan bir nevi kurtulma ihtimali olarak görüyorlar. Yine de bu çaba filmin twistlerinden birine sebep oluyor diyebiliriz. Planetarium, yer yer kafası karışık bir film gibi görünse de fazlasıyla ilgi çekici konular içermesiyle eksilerini avantaja çevirebiliyor. Filmin eksilerinden biri de diyalog yazımı, bu sıkıntı diyalogların Türkçeye çevrilmesi sırasında da ortaya çıkmış olabilir ancak daha ziyade senaryonun kendisinden kaynaklanmış gibi görünüyor. Film zaman zaman atılmış sahneler içeriyormuş ve bu atılan sahnelerin boşluğu doldurulamamış hissiyatı veriyor.

Tüm bunları bir araya getirdiğinde Planetarium özellikle Natalie Portman’ın oyunculuğuyla ön plana çıkan, içerisinde ruh seansları aracılığıyla dozunda bir gerilim barındıran haftanın ilgi çekici filmlerinden biri olarak görünen çok fazla hikayenin iç içe geçtiği bir seyirlik olarak değerlendirilebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi