İnanmak insani bir ihtiyaçtır. İnanmanın altında yatan sebepler her zaman nettir: beklenti ve ümit etmek. İnsan bir dine inanır; çünkü o dinin bilinmezliklerini anlamlandırarak kendi kurtuluşunu bulmayı bekler ya da kendisine çocukken anlatılan masallara inanır ki büyüdüğünde karşısına çıkan kötü kalpli cadılarla başa çıkabilsin. İnanç kesinlikle en temel yapı taşıdır. İnanmamayı tercih etmek bile bir inançtır aslında. Kendini inanmadığına inandırmak, ikna etmek…

Tüm bunlardandır ki efsaneler ve mitler şüphesiz varoluşumuzdan beri etkinliğini asla yitirmemiş çok özel hikayelerdir. Pi’nin Yaşamı (Life of Pi) da başlangıç noktasını buradan alan bir film. Etkileyici anlatım gücünü, mitolojik etkenlerle sıradan bir hayatı bir araya getirmesinden alan film hem içsel hem de dışsal manada gerçek bir yolculuk hikayesi. İnsanoğlunun rasyonalizm, mantık ve anlamlandırma arayışındaki çaresiz inanç çabasını konu alıyor.

Kahramanımız Piscine Molitor Patel, adını Fransa’daki bir yüzme havuzundan alan minik bir Hintlidir. Piscine İngilizcedeki “pissing” yani işemek anlamına geldiği için alay konusu olduğundan, okul hayatı boyunca bunu kamufle etmeye çalışır. Sonunda çareyi matematiksel bir terim olan Pi sayısında bulur. Adının nereden geldiğini matematiksel bir yolla, yani oldukça rasyonel ve hatta zeka dolu bir şekilde arkadaşlarına kabul ettirir. Yalnız Pi bu mantıksal açıklamaların ardında kendine bir çıkış yolu aramakta ve çeşitli inanç metotlarını denemeye devam etmektedir. Hindistan’ın çok kültürlü ve çok dinli yapısı içerisinde stabilize bir hayat sürmeye çabalayan minik Pi, Hindu olarak doğduktan sonra, önce Hıristiyan olur sonra da Müslüman. En sonundaysa hepsi birden…

Hindistan’daki dini ve kültürel değerlere göndermeler yapan film bununla kalmıyor, dönemin siyasi olaylarının da üstü kapalı bir şekilde bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğine dair sert etkisini de anlatıyor. Ülkedeki siyasi uyuşmazlıklardan zarar görmek istemeyen aile ellerindeki hayvanat bahçesinde yer alan hayvanları toplayıp, Kanada’ya göç için yola koyuluyor ve hikayenin asıl kısmı başlıyor.

Gemi kazasından tek kurtulan yolcu Pi, minik filikasını yaralı bir zebra, bir orangutan, bir sırtlan ve yırtıcı, vahşi bir kaplanla paylaşmak zorundadır. Fakat ekosistemin mantığına ters, bu yaratıkların kısıtlı yiyecekleriyle birlikte bir arada yaşamaları ne kadar mümkündür? Filmi izlerken tüm bu hayvanların özelliklerini düşünüp sadece doğal bir habitatı kıstas alıp buna göre kıyas yapmak yerine, ister istemez açgözlülük, cesaret, vahşet ve anaçlık gibi beşeri olmayan bir haritayı analiz etmeden de geçemiyorsunuz.

Yolculuk sırasında inancını, varlığını sorgulayan Pi’ye eşlik edecek tek kişi Richard Parker adındaki kaplan oluyor. Giderek birbirlerine benzeyen, birbirinin yansıması olan bu iki yaratık bir süre sonra insan-hayvan ayrımını unutturacak bir hikaye yaratıyor. Pi artık sadece kendisinden sorumlu değildir, yaşamak için varlığına ihtiyaç duyduğu dostu Richard Parker’ın da hayatta kalmasını sağlamak zorundadır.

Bu sıra dışı hikaye en başında da bahsettiğim gibi masalsı bir destan sunuyor. İlginç sonuyla sizi insan doğasına dair cevapsız sorularla bırakıyor.

Görsel efektleri ve yeni yetenek Suraj Sharma’nın devleşen oyunculuğu, filmi Oscar için iddialı yapıyor olsa da onu izleyicinin kalbinde daha iddialı ve unutulmaz bir köşeye yerleştirecek kesinlikle daha farklı değerler bulunuyor. Life of Pi, 2002 yılı Man Booker Prize ödüllü romanın yazarı Yann Martel’in kaleme aldığı aynı adlı kitaptan uyarlanmıştır.

Yönetmen koltuğunda oturan Ang Lee daha önce Brokeback Dağı (Brokeback Mountain), 2003 yapımı Hulk ve 1995 yapımı Aşk ve Yaşam (Sense and Sensibillity) filmlerinin yönetmenliklerini yapmış, başarılı bir isim olmasının yanı sıra, bu filmde daha önceki tarzlarından oldukça farklı masalsı bir dünya yaratıyor. Henüz kitabını okumamış olduğum için uyarlama konusundaki başarısına dair ne yazık ki fikir belirtemeyeceğim; ama filmin sonunda sizi varoluşsal ve insani coğrafyanızda uzun ve derin bir yolculuğa sürükleyeceğini garanti edebilirim.

İyi seyirler…

  • Çok güzel bir filme çok güzel bir yorum.Ben genelde Avatar ile karşılaştırmıştım filmi.Gerçekten görselliğinin yanında senaryosu da olan bir film.

  • Serdar Durdu

    eline sağlık ayça, çok beğendim yazını 🙂

  • Gerek görselleriyle, gerekse de hikayesiyle baştan sona zevkle izlediğim; filmin ardından da film hakkında tartışmalara devam ettiğimiz bir film Life of Pi.

    Filmi farklı konulardan ele alarak güzel bir yazı ortaya çıkarmışsınız.

  • Kadir Balta

    Film, Erişkin Pi’nin hikayesini bir gazeteci-yazara anlatımından oluşuyor. Pi aynı anlatımı Japon sigorta şirketinin görevlilerine de anlatmıştı. Sigorta görevlileri de Pi’nin hikayesini fantastik buldukları için asıl hikayeyi anlatmasını istediler. Pi de gözyaşları eşliğinde, çoşkusuzca asıl hikayesini anlatı. Gerçekte kurtarma teknesinde ne kaplan ne sırtlan ne zebra nede orangutan vardı. Kaplan olarak anlatılan Pi’nin kendisi, Kurtarma teknesinde, sırtlan olarak aşçı (Gerard Depardieu), zebra olarak aileyi geminin mutfağında aşçının kabalığı ve bencilliğine karşı savunan iyi niyetli uzak doğulu gemi personeli ve orangutanla temsil edilen Pi’nin annesi vardı. Okyanusun göbeğindeki uzun yolculukta bir yaşam savaşı veriliyordu. Aşçı önce uzak doğuluyu (zaten yaralıydı) öldürüp yedi. Sonra Pi’nin gözlerinin önünde annesini yedi. Sıra Pi’ye gelmişti ve ölüm kalım savaşında Pi annesinin katilini öldürerek KATİL oldu.
    Açık denizde, aç ve susuz, kimsesiz, annesinin ölümünü gözleri önünde seyretmiş ve birini öldürmek zorunda kalmış genç bir adam bütün bunları tolore edebilmek olanları olduğu gibi kabul ettiği takdirde ruhunda ve aklında oluşacak tahribatı önleyebilmek ve belkide büyük bir titizlikle oluşturduğu inancını koruyabilmek için kendi hikayesini oluşturdu.
    Biz gerçeği değil onun hikayesini izledik. Zaten yazara “sen olsan bu iki hikayeden hangisini seçerdin” diye sorunca yazar da hak verdi.
    Pi’nin yaşamını tüm insanlara uygularsak, insanların asıl hayatlarını değil (çünkü aslını kendimize itiraf edersek katlanamayabiliriz.) hikayelerini yaşadıklarını görürüz.
    Yönetmen Ang Lee çok daha zor bir soruyu soruyor. Dinler de ölümün varolduğu bu yaşama katlanabilmek için hikayemizin bir parçası mı?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi