Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Peppermint Frappé
1967 - Carlos Saura
92
İspanya
Senaryo Carlos Saura, Rafael Azcona, Angelino Fons
Oyuncular Geraldine Chaplin, José Luis López Vázquez, Alfredo Mayo
Özge Yağmur
Peppermint Frappé, Franco dönemine yapılan göndermeleri, sert burjuvazi eleştirisi ve yenilikçi sinema teknikleriyle ıskalanmaması gereken bir Carlos Saura filmi olarak sizlerle buluşuyor.

Peppermint Frappé

80’li yıllarda bale ve tiyatro dünyasına ilişkin çekmiş olduğu filmlerle adını sinema dünyasına kazandıran Carlos Saura, ünlü Flamenko üçlemesi Bodas de sangre (1981), Carmen (1983) ve El amor brujo (1986)’dan önce yapacaklarına dair fikir edinmemizi sağlayan nefis bir filmle karşımızda. İspanyol Yeni Dalgası’nın yol gösterici ışıklarından biri olan 1960 yapımı The Delinquets filmiyle adından söz ettirmeye başlayan Saura, neorealist çizgide duran sosyal gerçekçi dramalarıyla sinema sohbetlerinin vazgeçilmez bir ismi. Franco rejiminin siyasi, sosyal ve cinsel baskıları sonucu doğan psikolojik melodramlarla dönemine alegorik bir yaklaşım sergileyen Saura, ilk örneğini Hunt aka (1966) ile izlediğimiz temasının en güçlü örneği Peppermint Frappé ile Tozlu Raflar köşemizin bu haftaki konuğu…

Filmin adına baktığımızda Peppermint Frappé (Naneli Frappe / Nane Frappe şeklinde çevrilebilir.) bir romantik komedinin dışa vurumu gibi görünse de Saura, Buñuel sinemasına duyduğu hayranlığın da etkisiyle karanlık sularda geziniyor. 1958 yapımı Hitchcock filmi Vertigo’yla gerek dramatik yapı, gerekse sinematografi bağlamında özdeşleştirebileceğimiz film, alegorik yaklaşımıyla dikkat çekiyor ve seyircisini eylemleriyle düşündüren karakterlerle buluşturuyor.

Castilla’da bir kasabada radyoloji kliniği işleten ve obsesif kompulsif bozukluğundan muzdarip bir doktorla ilişkisini izlediğimiz Elena (Geraldine Chaplin)’nın moda dergilerinden kırpılan fotoğraflarıyla başlıyor film. Julian (Jose Luis Lopez Vazquez)’ın moda dergilerinden alıp defterine yapıştırdığı fotoğraflar filmin röntgenci sesini en başından vurgular nitelikte.

Çocukluk arkadaşı Pablo (Alfredo Mayo)’nun güzel ve genç karısı Elena ile kasabaya gelişiyle birlikte Julian’ın yalnız dünyası ve bekâr hayatı alt üst olur. Julian, kasabaya gelen bu esrarengiz kadına hemen vurulmuştur ama saplantı haline gelmesinin eskilere dayanan bir sebebi daha vardır. Julian, Elena’yı yıllar önce Calanda’da kutsal bir törende davul çaldığında gördüğünü düşünür. Erotik imgelerle perdeye yansıyan bu karşılaşmanın Julian’ın obsesif bozukluğuna yansıması ilginçtir. Bu imgelerle Saura, kadınların Julian’ı yücelttiği duygusunu küçük zihin yanılsamalarıyla seyircisine geçirir.

Elena ise zevke düşkünlüğüyle ön plandadır ve utanma duygusundan mahrum, toplumsal kurallara aykırı duruşuyla dikkat çeker. Julian’ın ona ilgisinin farkında olan Elena, durumu kendisi için eğlenceye çevirir. Onu kimi zaman rencide eder, kimi zamansa alaycı bir tavırla onun karşısındadır. Saplantılı bir bağ ile bağlı olsa da durumun farkında olan Julian ise hayal kırıklığı içerisindedir. Tam bu noktada, Elena’ya benzerliğiyle dikkat çeken utangaç ofis asistanı Ana’nın farkına varır. Saplantısıyla baş edemeyen Julian, kırmızı çizgiyi aşar ve asistanını kirpiğinden saçına kadar yapay bir kalıpla Pablo’nun karısı Elena’ya benzetmeye çalışır. Utangaç asistan rolünde de Geraldine Chaplin’i izleyen seyirci için Saura, bu dönüşümle toplumsal güzellik algısını yıkıcı ve sert bir şekilde eleştirir. Julian’ın obsesif kompulsif bozukluğu nedeniyle doğal yapısını koruyamayan değişim, Hitchcock ve Chabrol gerilimlerini aratmayan bir yapıya bürünür.

Peppermint Frappé: Obsesif Kompulsif Bozukluğun Bilinçte Yarattığı Boşluklar

Saura, manevi ustası Buñuel’e saygı duruşu niteliğinde işlediği filmde, mistik dokusuyla dikkat çeken Calanda sahnesinin gerçek bir olaydan esinlendiğini belirtir. Buñuel’in yakınlarından olan genç ve güzel bir kadının davul çaldığı kutsal bir törende gördüklerinden etkilenmiştir. Davul çalmak eyleminin genellikle erkekler tarafından yapıldığı algısı hâkim olan toplum için, genç ve güzel bir kadının böyle bir eylemle dikkat çekmesi ve kendisini bu dünyaya ait değilmiş gibi hissettirmesi bu noktada anlaşılabilir geliyor. Hikâyenin gerçeklik payında etkilenenin sadece Saura olmadığı ise kendi içinde yüksek bir olasılık barındırır. Toplumsal kalıpların etkisinde büyümüş her birey bu auranın etkisi altına girmiştir.

Peppermint Frappé, Elena ve Ana gibi iki zıt karaktere odaklanıyor gibi görünse de, röntgenci yapısını bir sapık hikâyesine dönüştürüyor. Saura, Franco’nun baskıcı rejimi altındaki bireyin psikolojisine değinerek filmin odak noktası olarak İspanyol erkeklerini temsilen Julian’ı kullanıyor. Bir röportajında da belirttiği gibi, bunu yaparken orta sınıfı eleştirmekten de geri durmuyor. Yönetmenin bir dönem birliktelik yaşadığı oyuncu Geraldine Chaplin (Charlie Chaplin’in kızı), filmin pazarlama ayağında ön plana çıksa da şapka çıkarılacak performansıyla akıllara kazınan isim Jose Luis Lopez Vazquez oluyor.

Aldıkları eğitim ve içinde büyüdükleri dini ve sosyolojik boyut göz önüne alındığında geleneksel bir çizgide duran erkil yapının kadınları bir nesne olarak ele almasını yerden yere vuran Saura, bu yaklaşımın en çok beslendiği moda sektörüne karşı adeta savaş açıyor. Derdini; eğitimli ve işinde başarılı bir doktor olan Julian’ı merkeze alarak anlatması ise bilinçli bir tercih. Julian’ın kadın-nesne ilişkisine olan yönelimini ürkütücü dini ve cinsel kalıplarla büyümesine bağlayan yönetmen çok önemli bir açığı kapatıyor. Karakter bağlamında özellikle Julian kendi içinde oldukça karikatürizedir ama Saura, sinemanın sınırları aşan ve etkisi altına alan gücünden yararlanmasını bilerek sadece İspanya’nın toplumsal yapısına değil tüm dünyanın ataerkil düzenine karşı dikkate değer söylemlerde bulunuyor. Yüzyıllardır içine doğduğumuz kavram ve kuralları düşündüğümüzde hiçbirimiz Julian’dan farklı değiliz ve film bu düşünceyi seyircisine ince ince işlemeyi başarıyor.

Etkili ve ciddi söylemler barındıran filmin, daha önce defalarca sansüre uğrayan Saura filmleri arasında İspanya piyasasında şansının daha yüksek olduğunu belirtelim. Hiçbir şekilde sansüre uğramadığı gibi, İspanya’da oldukça popüler olmasının yanı sıra 18. Berlin Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ödülünü alıyor ve İspanya Sinema Yazarları Birliği tarafından da En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo dallarında üç onur ödülüyle taçlandırılıyor. Saura, Peppermint Frappé için her fırsatta Buñuel’den etkilendiğini dile getirse de kanaat önderleri yönetmenin Hitchcock’un Vertigo (1958) ve Psycho (1960)’sundan daha çok beslendiğini savunur. Karakterlerin konumlandırılışından kamera hareketlerine dek haklı bir tespittir bu. Özellikle Ana’nın dönüşüm yaşadığı gerilimli sahneler tamamen Vertigo’yu anımsatan kamera hareketleriyle verilir. Julian’ın Elena’yı bir anahtar deliğinden izlemesi ise Hitchcock’un röntgenci bakış açısına ve doğrudan kült filmi Psycho’ya yapılan bir göndermedir. Burjuvazi eleştirisi, kurgusu ve aynı kadının iki farklı rol oynaması açısından Peppermint Frappé’de elbette fazlasıyla Buñuel etkisi görebiliriz ama genel yapısıyla doğrudan sinema sanatının kült filmlerinden beslendiğini belirtmek de yanlış olmayacaktır.

Son olarak; Peppermint Frappé, Franco dönemine yapılan göndermeleri, sert burjuvazi eleştirisi ve yenilikçi sinema teknikleriyle ıskalanmaması gereken bir Carlos Saura filmi olarak sizlerle buluşuyor.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol